Bugünkü filmlere ve yazılanlara baktığımızda, hep gökten gelen yabancılar ön sıraya oturuyor.
Genellikle dünyayı fethetmeye veya yok etmeye gelen yaratıklarla, uzaylılarla karşılaşıyoruz.
Oysa gökten gelebilecek başka facialara, insanlığın karşı karşıya kalabileceği farklı tehditlere çok daha az değiniliyor.
Bu arada insanlar kendi aralarında savaşarak, birbirlerini öldürerek daha güçlü olmak peşinde koşuyorlar.
Nedeni bana hâlâ meçhul. Çünkü insandan başka hiçbir canlı, bile isteye kendi cinsini yok etmeye bu kadar özen göstermiyor.
Biz kendi kendimizi yok etmeye odaklanmış ilerlerken, bilinen geçmişle ilgili pek çok olayı da “mit” veya “efsane” deyip geçiştiriyoruz.
Oysa geçmişe baktığımızda insanların yalnızca savaşmadığını; karşılaştıkları tehlikelere karşı çözüm üretmeye, kendilerini korumaya ve hayatta kalmaya da ortaklaşa çalıştığını görüyoruz.
Bir örnek üzerinden düşünelim: Derinkuyu.
Yer altında, on binlerce hatta çok daha büyük bir topluluğun sığınabileceği ölçekte
bir yaşam alanı oluşturulmuş. Sadece birkaç odadan ya da geçici bir sığınaktan söz etmiyoruz.
Yaşam alanları, geçişler, havalandırma sistemleri, su kaynakları ve çeşitli bölümleriyle insanların uzun süre yer altında kalabilmesine imkân veren kapsamlı bir yeraltı yerleşiminden söz ediyoruz.
Daha önceki dönemlerden kalan anlatılarda büyük felaketlerden, gökten gelen olaylardan, insanların yerin altına sığınmasından ve eski medeniyetlerin ortadan kaybolmasından söz ediliyor.
Mu gibi kocaman ileri bir kıtadan örneğin. Bunlarla ilgili kalıntılar kesinleşmediğinden emin olamıyoruz.
Fakat Derinkuyu ortada duruyor.
Şimdi bir an için şunu düşünelim: Eğer geçmişte, Derinkuyu’dan da önce, gerçekten büyük bir felaket yaşandıysa ve insanlar yerin altına sığınmak zorunda kaldıysa, bugün “mit” ve “efsane” diye dinlediğimiz anlatıların bir kısmı belki de böyle bir deneyimin hafızası olabilir.
Belki de Derinkuyu, anlatılan o büyük felaketlerden son sağ çıkabilen insanların geride bıraktığı sessiz bir izdir.
Çünkü elimizde yalnızca anlatılar yok. Elimizde, insanların yerin altında büyük topluluklar hâlinde yaşayabilmesini sağlayacak kadar gelişmiş bir yapı var.
Bir yapının neden yapıldığını anlamanın en kolay yolu, hangi ihtiyaca cevap verdiğine bakmaktır.
Bugün ise insanlığın elinde onların hayal bile edemeyeceği teknolojiler var. Yapay zekâ, uzay teknolojileri, gelişmiş iletişim sistemleri, erken uyarı sistemleri ve çok daha güçlü bilimsel imkânlar...
Mu kıtasında veya Atlantis’te bir zamanlar var
olduğu söylenenlerin benzerleri. Ve unutmayalım bugün yeryüzünün bilinen deprem volkan patlamalarına dahi çözüm getirilemiyor.
Bugünkü imkanlarımızı birbirimizi daha kolay yok etmek için kullanmak yerine, geleceğe hazırlanmak için kullanmak daha doğru, daha insancıl olmaz mı?
Bugün savaşlar nedeniyle sirenler çaldığında bizi ancak birkaç gün idare edebilecek barınaklar yerine, insanların gerektiğinde uzun süre yaşayabileceği yaşam alanları yapılmalı.
Üstelik bunlar yalnızca savaşlara karşı değil; gökten gelebilecek bir meteor, büyük bir doğal afet, ciddi bir iklim değişikliği ya da başka bir küresel tehdit karşısında da kullanılabilecek şekilde tasarlanabilir.
Çünkü gökten gelebilecek, büyük bir güneş patlaması dünyanın en gelişmiş teknolojilerini, en güçlü silahlarını ve en büyük ordularını bir anda anlamsız hâle getirebilir.
Böyle bir durumda hangi ülkenin daha güçlü olduğu değil, insanlığın ne kadar hazırlıklı olduğu önem kazanacaktır.
İnsanlık bugüne kadar kendisini insana karşı korumak için büyük bir teknoloji geliştirdi. Şimdi aynı aklı, insanlığın tamamını ilgilendiren tehditlere karşı kullanmanın zamanı gelmiş olabilir.
Umarım bundan sonra mitleri ve efsaneleri biraz daha ayrıntılı inceleriz.
Geçmişte anlatılanları yalnızca hikâye deyip bir kenara bırakmadan, onların ardındaki ihtimalleri de düşünürüz.
Çünkü geçmişi anlamaya çalışmak, yalnızca geçmiş hakkında bilgi edinmek değil, geleceğe nasıl hazırlanmayı düşünmek anlamına
da geliyor.
Bir söz vardır: “Bu hızla ve bu şiddetle aramızda savaşmaya devam edersek, bir sonraki savaş taşlar ve sopalarla olacaktır.
Ve belki de o savaş, geleceğin insanları için bir gün yalnızca bir mit olarak anlatılacaktır.