Tasavvuf terminolojisinde VECD sözcüğü var.
Doğayla mistik ruhun kaynaşması. Ruh ve tabiat ikiliğini ortadan kaldırarak ruhun doğa ile kalb kalbe beraber yaşadıktan sonra içsel bir hamle ile doğanın kendi varlığında birleşmesidir vecd.
Ruhu Allah’a götüren bu ilahi iksir, bizi varlıktan varlığa çarpan içsel fırtına. Ruh ile doğanın sımsıkı kucaklaşması sonucunda kendini çoklukta gizleyen Vahdet / Birlik sırrına erme. Vahdet sırrına ermenin yolu, varlıkla / doğayla gönül birliği yapmaktır.
Bunun için de şu doğa, şu kâinat, şu varlık denilen şeye dikkatle bak! Bütün varlığınla yaklaş.
Hayretle izlediğin evrende akıl ve bilimle açıklanamayan, ilahi güce dayalı harikulâde haller göreceksin! Ağaçlardan yükselen dallar, seherde açılan güller, çiçekler, sabahlara kadar yukarıdan bize yaydığı sırların içimizde bir ümit ummanını taşıyan yıldızlar Birliğin tecellisinden başka değildir.
Dağlar, taşlar, meşeler, bağlar, havada uçuşan kuşlar binlerce şekle bürünüp görünmekte.
Dağları delerek deryaya akan sular, sel sularına karışan damlalar kendi kaynağında buluşmak için akıyorlar.
Evrende her şey, her şeyle yoğrulmuş, karışmış, birleşmiş.
Bütün zaman... günler, aylar, yıllar, tek bir noktanın içine toplanmış, bir âna sığmış.
Hangi yöne dönerseniz dönün Allah’ın varlığı/kendisi oradadır ( Bakara / 2 : 115). Âyetin hükmü, varolduğu andan beri dönüp duran şu devranin, her noktada her an bir dönüşüm başlattığını yine o noktada bitmekte olduğunu, merkez de O’nun, dönüşte O’nun olduğunu ifade etmekte; hepsi de sürekli kendi varlığını bilmekte; bu varlıktan Tanrı varlığına doğru yol almaktadır.
Nitekim Kur’an-ı Kerim bunu şöyle dillendirir:
“Yedi gök ile yer ve onlarda yaşayan her varlık O'nun sonsuz yüceliğini, aşkınlığını övgüyle (hal diliyle) yankılamayan /dillendirimeyen; onun ululuğunu övgüyle dile getirmeyen bir tek nesne dahi bulunmamaktadır; fakat siz onların ululayan dilini anlamazsınız. Buna rağmen O eşsiz bir bağışlayıcıdır”.( İsra / 17:44)
Sonsuz Birliğe ulaşmak için sadece varlık alemine bakmak da yetmez.
Mutlak varlığın kavranmasının en önemli olanı insanın kendini tanımasıdır.
Tasavvuf terminolojisinde nefis küçük âlemdir.
Görünüşte ise evren büyük âlemdir, ona nisbetle insan küçük âlemdir; fakat gerçekte büyük âlem insandır.
Allah’ın zatına mahsus olmayı ve onunla birlikte ona yakın olmayı gerekli kılan, aşağıdaki Kur’an ayetinden hareket ederek bunu daha iyi anlıyoruz: …
”Ve Odur, nerede olursanız olun sizinle birlikte olan” (Hadid / 57: 4).
Bilindiği üzere insan da üniversel değişmez kavramlar içeren bir varlıktır.
Dışarıda aradığınız her sır, her bilgi ve her kudret, kendi içinizde gizlidir. “Kendini küçücük bir beden sanıyorsun; oysa koskoca âlem dürülmüş, içinde senin”!
Hz. Aliye atfedilen bu söz, Makrokozmos (evren) ile mikrokozmos (insan) arasındaki sarsılmaz bağa işaret eder. Bu âlemi özünde taşıyan insan, kendini çoklukta gizleyen Bir’i bulmak, Bir’de vahdet sırrına ermekle yükümlüdür. Bu da ancak varlıktaki şekillerle örtülüp gizlenen gerçeğe ulaşmakla olur.
Çekirdeği kırıp bir olan özü bulmak gibi.
Bütün evrene saçılan bu öz dağlarda, her çiçekte, rüzgarın iniltisinde, vadilerden kıvrıla kıvrıla gerçek kaynağını arayan damlalarda, varlığın her zerresinden çıkan seste arayarak olur. İşte ruh ile doğanın bu sımsıkı bütünleşmesine, ilahi iksire, bizi varlıktan varlığa çarpan içsel fırtınaya vecd diyoruz.
Yaşamımızda ağırlıklarını artıran bütün süfli arzularımızın yükünden kurtularak sonsuzluğun yolculuğunda mesafe aldığımızda varlığın her zerresinde, şahit olduğumuz andır vecd.
Hakikatın sırrına ermek için, varlığı temaşada gördüğümüz bütünle birlikte yaşanan haldir vecd.
Ruh, arınma derecesine ulaştığında müminin kalbinin her tarafına taşan nurun tecelli etmesidir vecd. İbnul Arabinin dediği gibi, “vecd, sadece kuvve halindeki bilginin açılması ve insanın kalbinde uyumakta olan ilahi bilincin uyanmasıdır.
Bunun için de her yerde ve her şeyde bütünü görmek, bütünü sevmektir.
Zaten bütünü seven parçaları da hakikatı da sevecek; her yerde ve her şeyde O’nu bulacaktır”.
Varlığın son mertebesi olan insan, kendi bireysel algısı, egosu ile evrensel düzen içinde ilahi hakikate, bütüne ulaşmak için umutsuzluğa kapılmadan, karamsarlığa düşmeden, manevi bir körlük yaşamadan, kendi küçük dünyasına (nefsine) sıkışıp kalmadan kör benliğini bertaraf etmelidir.
Arzularımız, tutkularımız, öfkelerimiz, haksızlıklarımız, korkularımız, kıskançlıklarımız süfli unsurlar olarak terk edilmelidir.
Tene, bedene, renk ve kokuya belenmiş yaşamımızdan, sonsuz güzelliklerin kaynağı olan yaşama açılan kapıdan, bir ümit ve iman ile dağda ve deryada, secdede ve duada, gecede ve günde var olan her yerde kendi varlığını keşfederek aşkın aşkına, O’nun tecellisine mazhar olmaktır.
Çokluğun içinde birliğe inananmaktır. İnsanın manevi bir körlük yaşayarak kendi küçük dünyasına (nefsine) sıkışıp kalması, bu durumdan kurtulup ilahi hakikate ve sonsuzluğa ulaşma inancını ve ümidini kaybetmesi vecd halinin verdiği birliğe ve tamlığa erememektir. Sonsuz huzur ve sevinçin kaynağından mahrum kalmaktır.
İnsan bu varlık aleminde kendi varlığını doğayla olan birlikteliğinin sırlarını çözmeye başlarsa, varoluş hikmetinin verdiği huzura erer.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
BAYRAMLIK…
M. Kemal Atik
Tasavvuf Terminolojisinde VECD
KADİR DAYIOĞLU
BUTLAN NE DEMEK?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
2-İLETİŞİM KOPUKLUĞU
Mustafa Mete ÖZPINAR
İSLAMİYETE NASIL DAHA FAYDALI HİZMET EDİLİR?
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR, FİFA VE UEFA'YA GİDİYOR!
Ali Rıza Navruz
DERTLERİM
Mustafa Göçer
ŞEHİRLERİN ETRAFI ORMAN OLMALI
Faruk Ergan
SUSMAK!
Çınar Can Özyürek
Anadolu'nun Parlayan Yıldızı Kayseri