İBRETLİ CEVABIMIZ

Süleyman Kocabaş

13-04-2025 10:54

“BİZ GÜNÜMÜZÜN JÖN TÜRKLERİYİZ ” DİYEN POLİTİKACILARA TARİHİMİZDEN YANILGILI  – İBRETLİ    CEVABIMIZ

Süleyman KOCABAŞ

                                                                                    Giriş        

      CHP Cumhurbaşkanı seçimleri adayı: Ekrem İmamoğlu: “Mücadelemiz 145 yıllık mücadeledir.”

      CHP Genel Başkanı   Özgür Özel : “150 yıldır mücadele veriyoruz. I.  ve II. Meşrutiyet taraftarıyım. Biz günümüzün Jön Türkleriyiz”.

     Bu sayın partili politikacılarımızın, tarihimizden bu hatalı görüşleri dillendirmeleri yanında, genellikle de AK Parti ile iktidar olma mücadelelerinde özellikle de  “hararetle” denilerek İngiltere’den “içişlerimize  karış, bize yardımcı ol” dercesine yardım istemeleri,  “iç ve politika  etikliği” ne hiç de sığacak gibi  görüşler değildir. Tarihimizi bilmedikleri ve ondan dersler almadıklarının ve üstelik de Osmanlı’nın “Jön Türklerin hatalı halleriyle batırıldığı” gerçeğine bile vakıf olduklarının birer göstergesidir.  Bunu, hem kendilerini ve hem de milletimizi uyarmak ve geçmişin hata itiraflarına yeniden düşmemek için, tarihimizde yaşanan  bir örnek olayla kendi belgeleriyle anlatacağız.

Jön Türklerin Utanç Operasyonu: 1908’de İngiliz Büyükelçisinin Arabasını  Çekmeleri ve Hata İtirafları

      10 Temmuz 1908 Jön Türk İhtilali sonucu Sultan II. Abdülhamit 24 Temmuz 1908’de Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kalınca  Jön Türkler (daha ziyade İngiliz taraftarı olanlar)  bu sonuca İngilizlerin vermiş olduğu destekle ulaşılmış zannı veya onlara ve Meşrutiyet yönetimlerine hayran olmaları sebebiyle   olacak ki, 31 Temmuz 1908’de   İngiliz Büyükelçisi  Gerard Lowther Londra’dan İstanbul’a döndüğünde, arabasının atlarını sökerek,  kendileri koşulmuşlar, arabayı Beyoğlu Tarlabaşı’nda bulunun İngiliz Büyükelçiliğine kadar çekmişlerdi.  (Ali Haydar Mithat, Hatıralarım, Güven Basımıvi, İstanbul, 1946, s. 192)

        Dünyadan ve hatta ülkemizde olup bitenlerden bihaber gafil, cahil Jön Türlerin İngilizlere karşı duydukları aşırı sevgileri ve âşıklıklarının  bir göstergesi olarak da bir çeşit “Celladına  Âşık Olmak” tan yaşanan ve tarihimize daha büyük bir    “kara leke “ olarak  düşen bu olay hakkında, Jön Türklerden Ahmet  İhsan (Tokgöz) de araba çekme olayının görgü tanığı  olarak hatırlarında   şunları yazar:

           “1908 Temmuzunun 31’inci  günü İstanbul’da bulunmayan İngiliz Sefiri Lowther’in şehrimize döndüğü zaman Sirkeci istasyonunu baştanbaşa doldurmuştuk. Büyükelçiyi candan ve gönülden alkışlıyorduk. Nihayet coşkun gençler büyükelçinin arabasına çeken atları söktüler, arabayı kendi kollarıyla çekmişlerdi. Bu fıkrayı yazmaktan maksadım, Meşrutiyetin ilanına kadar Türk aydınlarının siyasi meylini ve düşüncesini göstermek içindir.” (Ahmet İhsan Tokgöz,Matbuat Hatıralarım, C.I Ahmet İhsan Matbaası, İstanbul, 1932, s. 33)

        Öyle ki, kendisinin hiç beklemediği bu araba çekme olayından İngiliz büyükelçisi bile şaşırıp kalmış, neye uğradığını bilememiş, aynı gün bu olayla ilgili olarak Londra’ya çektiği telgrafında, kendisine yapılan bu beklenmedik davranıştan hayretler içinde kaldığından bahisle, arabasını çeken Jön Türkleri,  “Politik tecrübeden yoksun, aralarında birlik bulunmayan iyi niyetli çocuklar topluluğu”  ifadelerini kullanarak tasvir etmişti. (M.S. Anderson, The Eastern Question 1774 – 1923, Macmillan Company, New York, 1966, s. 276)

   İngiliz  Büyükelçisi Lowther, gerçekten de Jön Türkler hakkında çok isabetli teşhiste bulunmuştu. Osmanlı devletinin yönetimi, 24 Temmuz 1908’de Meşrutiyetin yeniden ilan edilmesiyle birlikte bu gençlerin eline geçecek, ülke gün görmüş, tecrübeli bürokratlar tarafından değil bunlar tarafından idare edilecekti.

    Sultan II. Abdülhamit , Lowther’in koyduğu teşhisi zaten yıllar önce koymuştu. İşte bu sebepten, bir askeri darbe sonucu  24 Temmuz’da yönetimi Jön Türklere teslim ederken, elinden hiçbir şey gelmediği, gücü, enerjisi kalmadığı  için Dahiliye Nazırı Mehmet Memduh Paşa’ya “Artık suyun akıntısına gideceğim” derken  (Mehmet Memduh Paşa, Kuvve-i İkbal Alamet-i Zeval, Matbaa-i Hayriye ve Şürekası, İstanbul, 1329, s. 13) Osmanlı Donanması ıslahla  görevli İngiliz Amiral  Woods’a da şunları söylüyordu:  “Hakimiyet çocukların eline geçti, neler yapabileceklerini bekleyip görmek yazım.” (Henry Woods, Türkiye Anıları, Çev. F:Çoker, Milliyet Yayınları, İstanbul, 1976, s.139)

     Sultan Abdülhamit’in şunları söylediğinden de bahsedilir: “Bugün inkılap fikirleriyle mest (çılgınca kendinden geçmiş, sarhoş olmuş) bu adamlar 8Jön Türkler), yarın tavsiye ettikleri bu yeniliklerin, felakete götüren yollar olduklarını anlayacaklardır.” (Sultan Abdülhamit, Siyasi Hatıratım, Hareket Yayınları, İstanbul, 1974, s. 108 – 109) Yine bu cümleden olarak, Sultan’ın şu mealli görüşlerinden de bahsedilir: “Bu gençlerin (Jön Türler) his, duygu ve heyecanları devasa, hayalleri çok büyük ve hamasi, milletimin ve memleketimin imkanları bunların gerçekleştirilmesini kaldıramaz; korkarım imparatorluğum bunların elinde batacaktır.”

    Anladılar, batırdılar da! Sultan  Abdülhamit’in 33 yıllık iktidarı süresince bin bir güçlükle yaşattığı  İmparatorluğu,  24 Temmuz 1908’ de “Yükseliş Devri” sınırlarında Jön Türklere  teslim ettiği bunu, 10 yıl içinde (1908 – 1918) yıkarak “Kuruluş Devri” sınırlarına çektiler. Bu zaman diliminde “yanlış yönetimleri” soncu, Osmanlı Devleti, hemen her yıl kendisini bir savaşın içinde buldu. En son olarak I. Dünya Harbinde yenilmemiz sonucu İmzalanan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Anlaşması ve ardından gelen dört bir taraftan düşman devletler işgalleriyle “Kuruluş Devri” sınırlarına çekilmesine  sebep oldular. Ülkeyi bu hale getiren ve yaptıkları hataların cezasını çekeceklerinden korkuya kapılan elebaşlarından Enver, Talat ve  Cemal Paşalar  33 kişilik “suç ortakları” ile birlikte  2 Kasım 1918 gecesi  bir Alman denizaltısına kadın kıyafetleri altında binerek Odessa üzerinden âşık oldukları cellatları Alman İmparatoru II. Wilhelm’in yanına Berlin’e kaçtılar.  Artlarından, Sadrazam ve Harbiye Nazır  Ahmet İzzet Paşa’ya “günah çıkarırcası” na  birer mektup bırakıp gittiler. (Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Bateş Yayınları, İstanbul, 1998, s. 18)

     Özet olarak, hem  Sultan  Abdülhamit’i anlamadıkları itirafları yanında   hem de  yanlış ve hatalı yönetimleriyle İmparatorluğu yıktılar, yaktılar ve ardından da kaçtılar. İşte bu kaçaklar bize, Cumhuriyet  dönemi tarih  kitaplarında hep “vatan dostları, fedaileri, hürriyet kahramanları” olarak okutulurken, İmparatorluğu bin bir güçlükle yaşatma becerisini gösteren büyük Sultan. Abdülhamit de “Vatan haini, Kızıl Sultan” olarak okutuldu.

Alman Büyükelçiliği: Gençleriniz Bizim Büyükelçimizin Arabasını da Çeksinler

       İngiltere’nin Osmanlı’ya “açıktan düşman görünümlü” cellatlığı karşısında, onun sömürgecilik ve yayılmacılıkta rakibi  Büyük Almanya’nın ise  “dost görünümlü” cellatlığı ile karışı karşı geldiğimiz halde, Osmanlı  sanki “birbirine zıt” lık  tablosu çizen böyle  bir atmosfer içinde bu iki devletin elinde tarihi ömrünü tamamlayarak “devletler  mezarlığı” na gömülecekti.

      Hele, bu iki emperyalist  devlet arasında II. Meşrutiyetin ilanı günlerinde, “Osmanlının sen mi iyi yoksa ben mi daha iyi celladı, sömürücüsü olacağım” yarışmasına yönelik bir diğer “büyük rezalet ve çirkinlik” de Almanların, Jön Türklerin  İngiliz Büyükelçisinin arabasına çekmeleri sırasında, bundan kaynaklanan “rekabet” in kendisini göstermesiyle ortaya çıkmıştı.

      Jön Türklerin 31 Temmuz 1908 tarihinde İngiliz büyükelçisinin arabasının çekildiği  günlerde İstanbul’da İngiliz -Alman rekabeti çekişmesi o derece artmıştı ki, İngiliz büyükelçisinin arabasının çekilmesinden gıcık kapan ve kendi hesaplarına rahatsız olan  Alman büyükelçiliği de Osmanlı hükümetine başvurarak Berlin’den  İstanbul’a gelecek  olan kendi büyükelçileri Baron Marşhal’ın  da arabasının  Jön Türler tarafından  çekilmesini isteyecek kadar bu nüfuz mücadelesi rekabetinde ileri gitmişti.

        Planlanan dönüş takvimine göre, Alman Büyükelçisi  Baron Marshal,  25 Ağustos 1908’de İstanbul’da olacaktı. Almanya Büyükelçiliği  büyükelçi gelmeden önce, Jön Türklerin onun da arabasını çekmek isteklerine dair başvuruda bulunduklarını  o günlerde  Hariciye Nezaretinde (Dışişleri Bakanlığı)  çalışan görgü tanığı   diplomat memur Galip Kemali Söylemezoğlu’nun  hatıralarından öğreniyoruz.  Onun yazdıklarına göre, Meşrutiyetin ilan edildiği günlerde Alman Büyükelçisi  İstanbul’da değildi. Büyükelçi Almanya’dan dönmeden önce Alman Büyükelçiliği baş tercümanı Osmanlı Hariciye Nezaretine  giderek, büyükelçileri Sirkeci garına gelince, gençlerin İngiliz Büyükelçisinin arabasını çektikleri gibi onun arabasını da çekmelerini istemişti.

       Hariciye Nazırı Tevfik Paşa tercümana verdiği cevapta, İngiliz Büyükelçisinin arabasını gençlerin, kendilerinin  teşviki olmadan kendi istekleriyle çektiklerini, gençlerin isterlerse Alman Büyükelçisinin de arabasını çekebileceklerini söylemişti. Büyükelçi gelince, arabasını atlardan başka çeken olmamış, onu yalnızca küçük bir meraklı topluluğu seyretmişti. (Galip Kemali Söylemezoğlu, Hariciye Hizmetinde 30 Sene, C.I, Maarif Basımevi, İstanbul, 1955, s. 128)

Rıza Nur’un  Başını Çektiği  Bir Diğer    Utanç Operasyonu ve Hata İtirafı

      Meşrutiyetin ilanı günlerinde Jön Türklerin, bir diğer yabancılara hayranlık ve onlardan isteklere  yönelik  utanç operasyonlarında olarak   Rıza Nur’un başını çektiği bir operasyon da  İngiliz Büyükelçiliğine gidilerek buraya bir adı geçen ilanı  “kutlama mektubu” verilmesi olmuş, Rıza Nur bunun hakkında  hatırlarında şunları yazmıştır: 

      “Talebelerden ahaliden birkaç kişi beni tutup omuzlarına aldılar. Nereye dediler? ‘Beyoğlu’na İngiliz Sefarethanesine (Büyükelçiliğine) dedim. Domuz sokağından yürüyorduk. Artık ben, talebe, ahali deli gibi olmuş, bağırıyorduk. Arasına nutuk söylüyordum. Tramvay yolundan İngiliz Sefarethanesine kadar geldik. İçeriye girmek, benim zorum buraya gelmek, İngilizlerin Türk hükümetine yardımını istemekti. Abdülhamit, Meşrutiyet yapmaz diye korkuyordum. Zannediyordum ki, İngiltere bize yardım eder, Meşrutiyeti yaptırır. Geçe mektepte (Tıbbiye’de)  bu bapta (bu konuda)  bir mektup hazırlamıştım, avcumdaydı. Onu okudum. İngiltere’ye Türk dostluğu ve duasını söylüyordum. Diyordum ki, ‘Dünyanın denizlerini İngiliz donanması doldursun, sonra da İngiltere Türk’ün hürriyetine yardım etsin’ temennisiydi. Bu nutku okudum ve sefarethaneye teslim ettim. Otuz yaşında, doktor, profesördüm ama ne saf çocukmuşum. Bir devlete böyle bir dua ile yardım ediverirler mi?

    Bütün Türk milleti böyle saf, cahil, dünyadan bihaberdik. Oradan çıktık; Cadde-i Kebir’e (şimdiki İstiklal Caddesi) girdik.

           BUNUNLA BERABER ALMAN VE FRANSIZ SEFARETHANELERİ DE ‘BİZE DE GELSİNLER’ HABERİ GÖNDERDİLER.

KABUL ETMEDİM.” (Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, C.I, Altından Yayınları, 1968,  İstanbul, s. 247) 13 Nisan 2025

 

 

DİĞER YAZILARI “ERMENİ SORUNU” NDAN “KÜRT SORUNU” NA BAKIŞ 01-01-1970 03:00       OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN PANORAMASI 01-01-1970 03:00 KÜRTLERE NAZİRE  BİR TARİH DERSİ VE ANALİZİ 01-01-1970 03:00 TERÖRİZM VE TERÖR ÖRGÜTLERİ SARMALI VE KAOSU... 01-01-1970 03:00 TÜRK SORUNU- KÜRK SORUNU BİLEŞKESİ 01-01-1970 03:00 GENİŞLETİLMİŞ BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ-2 01-01-1970 03:00 AMERİKA-BATI VE İSRAİL ŞER EKSENİ 01-01-1970 03:00 OSMANLIDAN GÜNÜMÜZE 1878 – 2025   BÖLÜCÜ İŞBİRLİĞİ SÜRECİ 01-01-1970 03:00 ERMENİ TERÖR  ÖRGÜTLERİNİN SULTAN ABDÜLHAMİT’İ ÖLDÜRME PLANLARI 01-01-1970 03:00 OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SİYASİ PARTİLERİN  VATAN BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTLERİYLE   “İŞBİRLİĞİ  ANLAŞMALARI” 01-01-1970 03:00 CUMHURİYET KUTLAMALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 01-01-1970 03:00 BAŞKAN ERDOĞAN VE DEVLETLER BAŞKANLARINA AÇIK ÇAĞRIM! 01-01-1970 03:00 GÜNÜNÜZ BATI MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜNÜN DİĞER BİR KISIM ÇÖZÜMLEMELERİ 01-01-1970 03:00 GÜNÜMÜZDE SAMSUN’A YENİDEN ÇIKMAK... 01-01-1970 03:00 TÜRKİYE’NİN 1830-2025 DÖNEMİNDE İNGİLTERE VE AMERİKA’NIN I. VE II.  YENİ DÜNYA DÜZENLERİNE SOKULMASI 01-01-1970 03:00 BATI’DA YENİ BİR MEDENİYET TASAVVURUNUN DİLE GETİRİLMESİ 01-01-1970 03:00     DİLİMİZDE  YAŞANAN İKİ BÜYÜK DİL YOL KAZASI 01-01-1970 03:00 TÜRKÇE MİSAK-I MİLLİSİ 01-01-1970 03:00 TÜRKÇE MİSAK –I MİLLİSİ MANİFESTOSU 01-01-1970 03:00 ÇÖKÜŞÜ GETİREN KAPİTALİZM VE KOMÜNİZM 01-01-1970 03:00 KENDİ İTİRAFLARIYLA GÜNÜMÜZ BATI MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜ VE YENİ BİR MEDENİYET TASAVVURUNUN  DİLE GETİRİLİŞİ 01-01-1970 03:00 TARİH  DÜN  BİZİ NASIL  ÇAĞIRMIŞTI? BUGÜN DE BİZİ  NASIL ÇAĞIRIYOR? 01-01-1970 03:00 YENİ BİR MEDENİYET TASAVVURU 01-01-1970 03:00 BATI MEDENİYETİN ÇÖKÜŞÜ 01-01-1970 03:00 YENİ BİR MEDENİYET TASAVVURU 01-01-1970 03:00 KENDİ  İTİRAFLARIYLA  GÜNÜMÜZ BATI  MEDENİYETİNİN ÇÖKÜŞÜ 01-01-1970 03:00 GÜNÜMÜZÜN SULTAN VAHDETTİNLERİ, DAMAT FERİTLERİ, ALİ KEMALLERİ KİMLERDİR? 01-01-1970 03:00   31 MART 2024 MAHALLİ SEÇİMLERİNDE  OYUMU KİMİ VERECEĞIM? 01-01-1970 03:00 SİYONİST İSRAİL'İN ARAP SOYKIRIMI 01-01-1970 03:00 İSTİKLAL VE İSTİKBALİMİZ TEHLİKEDEDİR 01-01-1970 03:00 KENDİ İTİRAFLARIYLA SİYONİST İSRAİL’İN  “ KOLONİYAL  JANDARMA –POLİS DEVLETİ” OLARAK DOĞUŞU 01-01-1970 03:00 İSTİKLAL VE İSTİKBALİMİZ TEHLİKEDEDİR! 01-01-1970 03:00 SİYONİZM’İN SİYASALLAŞMASI VE ADRESİNİ BULMASIYLA GELEN “KOLONİYAL  JANDARMA - POLİS DEVLETİ KURMAK” İTİRAFLARI 01-01-1970 03:00 KENDİ İTİRAFLARIYLA SİYONİST İSRAİL’İN  “ KOLONİYAL  JANDARMA –POLİS DEVLETİ” OLARAK DOĞUŞU 01-01-1970 03:00 CUMHURİYETİN 100’ÜNCÜ YIL ANALİZLERİ  VE ELEŞTİRİLERİ 01-01-1970 03:00 CUMHURİYETİN 100’ÜNCÜ YILDÖNÜMÜNDE TÜRKÇE 01-01-1970 03:00 “HARF  DEVRİMİ”NDEN SONRA  GELEN “DİL DEVRİMİ” 01-01-1970 03:00  “ DOĞU İSLAM MEDENİYETİNDEN  KOPMAK” VE “SEKÜLER –LAİK BATI MEDENİYETİNE GİRMEK” 01-01-1970 03:00 “DİL DEVRİMİ” İLE GELEN “DİLİMİZİN DEVRİLMESİ”   HAKKINDA YABANCI İLİM ADAMLARININ GÖRÜŞLERİ 01-01-1970 03:00 “DİL DEVRİMİ” İLE GELEN ‘DİLİMİZİN DEVRİLMESİ” HAKKINDA YABANCI İLİM ADAMLARININ GÖRÜŞLERİ  II 01-01-1970 03:00 YABANCI  İLİM ADAMLARI –TÜRKOLOGLARIN “DİL DEVRİMİ” İLE GELEN ‘DİLİMİZİN DEVRİLMESİ” GÖRÜŞLER...1 01-01-1970 03:00 YABANCI İLİM ADAMLARI 01-01-1970 03:00 ERMENİ  TAŞNAKSUTYUN PARTİSİ İLE İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİNİN SULTAN ABDÜLHAMİT’İ DEVİRMEK İÇİN İTTİFAKI VE GÜNÜMÜZDE TARİHİN TEKERRÜRÜ 01-01-1970 03:00 ERMENİ  TAŞNAKSUTYUN PARTİSİ İLE İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ.... 01-01-1970 03:00 “ABDÜLHAMİT VE ERDOĞAN GİTSİN DE KİM GELİRSE GELSİN” İN TARİHSEL ÇÖZÜMLENMESİ 01-01-1970 03:00 6 ŞUBAT 2023  7.7 +7.6 ÇİFTE BÜYÜK  DEPREMİ 01-01-1970 03:00 DİLE İHANET MİLLETE İHANET DEMEKTİR... 01-01-1970 03:00 CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN   VE  SİYASİ PARTİLER GENEL BAŞKANLARINA  İKİNCİ     AÇIK MEKTUBUM 01-01-1970 03:00 KOCABAŞÇA KÖŞESİ-7 01-01-1970 03:00 KOCABAŞÇA KÖŞESİ-6 01-01-1970 03:00 KOCABAŞÇA KÖŞESİ-5 01-01-1970 03:00 KOCABAŞCA KÖŞESI-OKULU-3 01-01-1970 03:00 CUMHURBAŞKANI VE MUHALEFET LİDERLERİNE AÇIK MEKTUBUM 01-01-1970 03:00 KOCABAŞCA KÖŞESI - OKULU 01-01-1970 03:00 KOCABAŞÇA 01-01-1970 03:00 VATAN VE MİLLETİMİZİ KUŞATAN TEHLİKELER VE OYUMU KİME VERECEĞİM? 01-01-1970 03:00 GERÇEKLER VE BİR DUA.. 01-01-1970 03:00 KUR’AN YAKMA HAÇLI SALDIRISI VE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER 01-01-1970 03:00 BUNLAR SÖZLERİNİ TUTMAZLAR 01-01-1970 03:00 SES BAYRAĞIMIZ TÜRKÇEMİZİN ÖNEMİ 01-01-1970 03:00 SES BAYRAĞIMIZ 01-01-1970 03:00 YENİ BİR CEPHE DAHA Ml AÇlYORLAR? 01-01-1970 03:00 BİR ENTELEKTÜEL NASIL OLMALI? 01-01-1970 03:00 TÜRKÇENİN  KATLİ İNGİLİZCE GRAMER KAİDELERİNİN TÜRKÇENİN GRAMER KAİDELERİNİ İŞGALİ 01-01-1970 03:00 BÜYÜK BİR “MȂNEVİ BUHRAN”A DOĞRU MU SÜRÜKLENİYORUZ? 01-01-1970 03:00 ENVER  PAŞA  VE İTTİHATÇI LİDERLERİN KAÇIŞLARI  VE ENVER PAŞA TARİHİNİN SONU 01-01-1970 03:00