30/01/2016 Cumartesi
Esenbahçe Camii’de ikindi namazını kılıp çıktığımda kapıda beş, altı yaşlarında bir erkek çocuk ile yedi sekiz yaşlarında kız çocuğu dileniyorlardı.
Merdiven başında kırk yaşlarında bir de bayan vardı.
İçimden üçünün de akraba oldukları hissi vardı.
Erkek çocuk öyle bir yalvarışla dileniyordu ki, sanki yetişkin bir adam gibi cümleler kullanıyordu.
“Allah rızası için kardeşlerim, bir ekmek parası verin. Allah namazlarınızı kabul etsin…”
Elindeki poşete bozuk para atarak üçünü de uzaktan izlemeye başladım.
Cemaat tamamen boşalınca, çocuklar da bulundukları yerlerini terk ederek, bayana doğru gittiler.
Bayan, çocukların ellerindeki poşetleri alıp kendi poşeti içine atarak avlu kapısına doğru yöneldiler.
Erkek çocukla bir şeyler konuşup kız ile avludan dışarıya çıkarken, erkek çocuk yandaki dürümcüye girdi.
Masada dürüm yiyen bayan müşteriye varıp ağlamaklı bir şeyler söyleyince, bayan da onu dürümcüye yönlendirdi.
Dürümcü çocuğun yalvarmalarını umursamadan dinleyip bir şeyle söyleyince, çocuk ağlamaya başladı.
Ağlayarak eli boş dışarıya çıktı.
Annesinin yanına gelip, ağlamaklı bir halde yaşadıklarını anlattı.
Az sonra kaldırımın kenarında park halindeki son model bir dooblo araca şık giyimli iki erkek geldiler.
Genç olan erkek, bagaj kapısını açıp onları bagaja bindirdi.
Diğeri de direksiyona geçerek gittiler.
Dilencileri cami önlerine dağıtıp, onları toplayan bir şebeke olmalıydı bunlar…