İlk derste öğrencileri incelemeye başladım. Üstleri başları perişan bir haldeler, ayaklarının birinde büyük, diğerinde küçük numaralı ayakkabılar vardı. Kimileri de da ya iki sağ veya iki sol ayakkabı giymişlerdi, bazılarının da çorapları bile yoktu.
İçim burkula burkula çocukları süzdüm, büyük bir istek ve arzu ile bunları geleceğe hazırlama duygusuyla ilkin dershanenin tertip ve düzeninden işe başlamaya kara verdim.
Sınıfta ortalık çok dağınık ve tertipsizdi, sobada yakmak için getirilmiş odunlar, yerlere atılmış tebeşir parçaları, süpürgeler, ayakkabılardan dökülen çamurlar… Sınıfa kötü bir hava veriyordu.
Önce sınıfın tertip ve düzeninin, temizliğinin sağlanmakla öğrencilere bu tür alışkanlıkların kazandırılması gerekiyordu. İlk derste tertip, düzen ve temizlikte nasıl davranmaları gerektiğini anlattım, sonra birlikte sınıfın temizliğini yaptık. Oturma düzenine göre sıraları yerleştirip bundan sonra bu şekilde olması gerektiğini söyledim. Söylediklerimi birinci sınıftakilerin anlaması için üçüncü ve ikinci sınıftan anlattıklarımı anlayan öğrencilere aktarmalarını söyleyerek devam ettim.
Öğrencilerin eksiklerini tespit etmek için bir takım sorular sorarak bunları karşılamak için notlar aldım.
Aslında Narlıdere nahiyedir, anayolun üzerinde bir karakolu ile yolun karşı tarafında bir de ebe binası vardı. Karakolun komutanı, Astsubay Afyonlu Ramazan Topçu, ülkücü birisidir. Ebesi de Afyon Çay ilçesi’nden bir genç bayandı. Okuldan sonra Ramazan astsubay ya okula geliyor veya bizler karakola gidiyorduk. Bazen de toplu olarak Baykan’a doğru yürüyüp, yol üzerindeki lokantalara, oradaki karakola gider; toplu olduğumuz zamanlarda hep pişti oynayarak vakit geçirirdik.
Yemeği bazen evde yapar, kimi zaman da anayol üzerindeki Horoz’un lokantasına giderek karnımzı doyururduk. Lokantacının gerçek adı Mustafa, ama kimse onu bu isimle anmıyor, o da kendisine “Horoz” denilmesinden daha çok hoşlanıyordu. Horoz lokantaya kayınbiraderiyle ortaktırlar. Ayrıca Bitlis-Baykan arasında çalışan ortak bir minibüsleri de vardır. Horoz’un iki oğlu ile iki yeğeni okulumuzun öğrencisidirler. Bu öğrenciler, okula gelmeden önce lokantaya uğrarlar, okuldan çıkınca da Yeşil Yurt’a gitmeden yine lokantada karınlarını doyurup vakit geçirirler, garsonluk yaparlardı.
Bizler yemek isteyince hemen Horoz’un sesi duyuluyor:
— Hoca’ya bir pilav!
Yemeği doldurup, tezgâhın arkasından tekrar sesleniyor:
— Hocanın yemeğini çek!
Herkes kendi âlemindedir, tezgâhın arkasından önüne geçerek yemeği alıp masamıza kadar getiriyor. Bizlere hoş görünmek için bazı şaklabanlıklar yaparak yerine dönüyordu.
Yemek faslından sonra çay başlıyor, çay da aynı şeyler oluyorduBizler Horoz’a oyun yapmaya başlıyorduk:
— Horoz, kendine de bizden bir çay...
Horoz çayını doldurup masamıza gelip karşımıza oturduktan sonra, onu lâfa tutuyoruz. Aslında kendisine ne yapacağımızı bilerek tongaya düşüyor, bilmiyor gibi davranıyordu. Bizlerden birimiz masadan tuzluğu alarak onun bardağına boşaltıyorduk. Horoz, çayını karıştırıp bekliyor, çaydan bir yudum alıp, gözlerini açıyor, ikinci yudumda yeni farkına varmış gibi yaparak:
— Vay! Siz benim anmanın... ettiniz diye ağzındakini yere boşaltıyordu.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
KADINLAR MEDENİ KANUNUN SİZE VERDİĞİ HAKLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
M. Kemal Atik
HAKİKATİN GÖLGESİNDE AHLAK VE İNSAN
Mehmet Arpa
Kıymete Binmenin Psikolojisi: Kendini Tüketmeyi Bırak ve Uyan Artık
AHMET KARAASLAN
NARLIDERE BÖLÜM: 2
Nilgun Batıyeli
Mit Sandığımız Geçmişten, Düşünmediğimiz Geleceğe
Mustafa Cengiz
FUTBOLA MHK, HAKEM VE VAR’IN ETTİKLERİ…
KADİR DAYIOĞLU
HÜZÜNLÜ YlLLAR
Mustafa Göçer
AĞAÇLAR BİR KERE YANIYOR:
Ali Rıza Navruz
GÖZLERIN-1
Mustafa Acar
GENÇLİK