DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
AHMET KARAASLAN
AHMET KARAASLAN
Giriş Tarihi : 28-09-2026 10:07

GÖREV YERİMİZ KAYSERİ’NİN MİMARSİNAN (1)

Bitlis İli’nden Kayseri’ye tayin istemekte bizi uzak bir dağ köyüne verirler korkusu ile tereddüt geçiriyorduk.

Hüseyin’in babası Mimarsinan Kasabası Belediye Başkanı Bekir Söğütlü, Kayseri İl M,lli Eğitim Müdürü Yılmaz Atalay tayin işini konuşmuş.

O da işin çok kolay olduğunu söyleyince tayin isteğinde bulunmuştuk.

Eylül ayı içinde tayinimizin Kayseri’ye çıktığını öğrendik.

Hüseyin’in tayini de Nevşehir Kalaba’ya çıkmıştı. Yeniden Bekir Söğütlü’yü arayarak haber verdik.

Mimarsinan Belediye Başkanı Bekir Söğütlü, İl Milli Eğitim Müdürü Yılmaz Atalay’a Mimarsinan Kasabası’na tayinimizi yaptırmış, bir de ev kiralayıp temizletmiş, telefonla bize haber verdi.

22/10/1988 tarihinde eylül maaşlarımızı da alıp ilişiğimizi kestik, Hüseyin’in evini de yükleyerek Mimarsinan’a yola çıktık.

Öğretmenlik hayatımızda doğuda çok yıpranmıştık. Bitlis ili’nde on üç buçuk yıl çalışmış, meslek hayatımızda bıkkınlık başlamıştı, çevre değiştirmenin iyi olacağını düşünmüştüm. Değişik bir çevrede, yeni arkadaşlıklar kuracaktım. Dilimi anlayanlar daha çok olacak, öğrencilere de her şeyi daha kolay vermiş olacaktım. On üç yılın birikmiş stresini atacak, rahata kavuşacaktık.

Doğuda görev yaptığımız okullarda öğrencilere dil öğretene kadar verdiğimiz büyük çabayı, Anadolu’da gösterdiğimiz takdirde başarılı öğrenciler yetiştireceğimizi hayal ediyorduk.

Bir öğretmen için en acı durum, “öğrencilerine verdiklerini alamayışlarını görmek olsa gerektir.” Kendi öğrencilik yıllarımı gözümün önüne getiriyordum. Araç-gereç yokluğu, o zamanın geri kalmış teknolojik araçları ile nasıl eğitim öğretim yapmıştık! Defter bulamazdık, kitap nedir bilmezdik. Kalemlerimizin en küçük parçaları kamışlara sokarak boylarını büyütür, son kalıntısına kadar yazardık. Silgimiz yoktu, kara lastik ayakkabı ile terliklerin parçalarından silgiler yapardık. Bunu da bulamadığımız zamanlar, yanlış yaptıklarımızı düzeltmek için parmaklarımızı tükrüğümüzle ıslatıp deftere sürtedik. O zaman deterlerimiz delik deşik olurdu. Kitaplarımız ya da defterlerimizdeki yırtıkları tamir etmek için kayısı ve iğde ağaçlarından, kevenden yapışkanlar toplayarak yapıştırırdık. Öğretmenlerimizden de çok korkardık, okula devamsızlık yaptığımızı, ödev yapmadan geldiğimizi hatırlamıyordum.

Bulabildiğimiz okuma araçlarında böyle resim, şekil ve şemalar olmazdı. Metinleri okuyarak anlamaya çalışr, daha çok ezberlerdik.

İlkokul ikinci sınıfta öğretmeniz Kayseri’ye gitmiş, sınıfa biraz hikaye kitapları getirmişti. Bizler birer adet dağıtarak okuyup sınıfta anlatmamızı istemişti. İlk defa renkli resimlerle bir kitap görüyordum. Okuldan eve dödüğümde kitabı birkaç kere okudum, adeta ezberlemiştim. Bir aklımda kaldığına göre bir turistin Afrika gezisini anlatıyordu. Bir kısmı hâlâ hafızamdadır: “Sabaleyin ona bir haudut saldırdı. Küçük güldü; hokus fokus dedi; gelen kahvaltıyı haydutla beraber yedi.İşte İtalya bir çizmeye benziyor, topuğunda gemi ile Afrika’ya geçiliyor…”

Sınıf mevcutlarının çokluğu da öğretmenin işini zorlaştıran etmenlerdendir. Doğudaki bir sınıf mevcudu, yaklaşık olarak Ortaanadolu’daki bir okul mevcudu kadar olabiliyordu. Birleştirilmiş olması da ayrı bir zorluk sebebiydi.

Mimarsinan’a geldiğimizde babam da bizi burada bekliyordu. Eşyayı indirmeye Belediye Başkanı ve kızı da geldiler. Eşyaları eve yerleştirdikten sonra Bekir Söğütlü’nün evinde karnımızı doyurduktan sonra Kayseri’ye indik.

Biz görmeyeli şehir iyice büyümüş, şehrin merkezinde ineceğimiz yerde Fuzuli Caddesi’nde inmişiz, uzun bir yürüyüşten sonra meydana geldik. Buradan otobüse binerek ağabeyimin yaşadığı Alagöz Köyü’ne çıktık.

Babam, tayinimizin Kayseri’ye çıktığı için öyle mutluydu ki:

— Oğlum, sen tayinimiz Mimarsinan’a çıktı deyince çok sevindim. Hemen anana müjdeyi verdim, gız gözün aydın. Ahmetgil Kayseri’ye geliyo. Artık terörden kurtuldular, kaygı çekmeyeceksin, dedim.

Sabahleyin şehre indik, babama biraz yiyecek alıp ve bir miktar para vererek köye yolculadım.

İki gün sonra eşim ile annesi geldiler, gece olduğu için otobüsler çalışmıyordu. Fevziçakmak Mahallesin’de bir köylümüzün evinde yatarak sabahleyin Mimarsinan’a çıktık.

On beş gün meyil müddeti kullandıktan sonra 31/10/1988’de Mimarsinan Kasabası Barabaros İlkokulu’nda göreve başladık.

Kasabada üç ilkokul ile bir de ortaokul vardı. İlkokullar içinde öğrenci mevcudu en az olan bizim okuldu.

Okul, iki ayrı binadan ibaret beş derslikli bir yapıdır Küçücük bir müdür odası ile bir o kadar da öğretmen odası bulunuyor. Bu oda, boşta oturan öğretmenlere yetmiyor. Eski öğretmenlerden çoğu boşta oturuyor. En çok da bayan öğretmenler vardı, bunlar eş durumundan uzak yerlere verilemeyenler torpilli olanlar, böyle yakın çevrelere veriliyordu. Böylece öğretmenler en verimli çağlarında atıl olarak kalıyorlardı. Bir yanda öğretmene ihtiyaç olan okullar öğretmen beklerken, sadece Mimmarsinan’ın üç ilkokulu’nda yüze yakın öğretmen vardı. Bu öğretmenlerden yalnız on beşi sınıf okuturken, geriye kalanlar boş oturuyorlardı.

Boştaki öğretmenler, öğretmen odasında oturacak yer bile bulamıyorlar, bayanlar da örgü yarışı yapıyorlardı. Buna rağmen durmadan öğretmen tayini yapılıyordu. Ben bol bol kitap okuma fırsatı buldum.

Artık rahat bir eğitim-öğretim yapacağıma iyice inanmıştım. Meyil müddetimizi de kullandıktan sonra Cumhuriyet Bayramı sonunda göreve başladık.

Göreve başladığımızda beş sınıflı Barbaros İlkokulu’nun on altı öğretmeni vardı. İki de biz gelince on sekiz olduk. Bizden sonra da beş öğretmen daha verildi. Okulun iki de hizmetlisi ile birlikte kadromuz yirmi olmuştu.

Kayseri’ye ulaşım kasabanın belediye otobüsleri ile on beş dakikada gidiliyor, karşılıklı olarak her yarım saatte bir belediye otobüs seferi yapılıyordu.

Nihayet tayini çıkan bir öğretmenden kalan dördüncü sınıfı bana verdiler. Öğrencileri görmek için sabırsızlanıyordum. Zira on üç buçuk yıldır aynı öğrencileri görmekten ve onlara ders vermekten bıkmıştım. Tayini çıkan öğretmen, sınıfının başarısını öve öve bitiremiyordu...

Dersin bitmesine on dakika kala Okul Müdürü Müzattin Tokbay ile sınıfa girdik. Ders vermekte olan öğretmen ve öğrenciler ile tanıştık. Öğretmen sınıfı övdükçe, geçmiş yıllarıma çok üzüldüm. Demek ki, kendimizi boşu boşuna yıpratmıştık! Bundan sonra öğretmenliği daha çok severim diye içimden sevinmeye başladım. Paydos zili çaldığı halde sınıftan ayrılmak istemiyordum. Biraz zaman olsaydı, onların seviyesini ölçmek için birkaç soru soracak, gece rahat bir uyku uyuyacaktım.

Eve geldiğimde sevinçten uçuyordum. Yarınki derslere plân yaparak hazırlandım. Sabah aynı heyecan ve sevinçle okulun yolunu tuttum. Törenden sonra öğrencileri içeri alarak baş başa kaldık. Sınıf mevcudu, on dokuz öğrenciydi. Bir liste yaparak derslerden seviyelerini tespit için, anlamlı okumadan başlattım. Bir anda hayallerim yıkılmıştı. Hemen hepsi de sınıf seviyelerinin altındaydılar! Öğretmen, sınıfının seviyesini neye göçre değerlendirip övmüştü anlamadım…

Öğrencileri velilerinin mesleklerini sorduğumda aldığım cevaplar hemen hemen aynıydı: “Duvar ustası, sıvacı, fayansçı, taşçı, mermerci...

İnsanların karakterleri yaşadığı yerin iklim ve çevre şartlarına göre geliştiği fikri ne kadar da haklıymış.

Matematikten tek bir zihin problemi ile seviyelerini öğrendim. Problem şöyle düzenlenmişti:

“5 kg elma, bin dört yüz liradır. Bir kg elma kaç lira olur?” Bir kg elmanın kaç lira ettiğini tahmin yaparak yazmalarını istedim.

İşin içinden çıkamadılar. Bu sefer, beş kilosunun bin beş yüz lira olduğunu ve bir kilo elmanın kaç lira yaptığını tahmin etmelerini söyledim. En yüksek tahmin, on bin iki yüz yetmiş lira, en düşük tahmin de beş bin üç yüz elli lira olarak tahmin edildi!..

Başka bir gün de Sosyal Bilgiler dersinden tarih şeridini işleyecektik. Taş Devri ile ilgili olarak ders kitabındaki resimlerden yapmalarını yaptıklarından tarih şeridine seçilenleri asacağımı söylemiştim. Bir resim yapmayı da türlü beceremediler. Defterin arasındaki karbon kağıdı çıkararak kitaptaki bir resmin altına yerleştirdim. Onun altına da resim yapılacak kâğıdı koydum. Resmin üzerinden giderek alttaki kağıda kopyaladım. Çocuklar bu resmi görünce. birbirlerine hayretlerini şöyle ifade ettiler:

— Abooo! Lan aynısı nasıl çıkıyo! Bu gara kâğıt nirede satılıyosa biz de alak lan!..

Kayseri’ye on beş dakikalık mesafede oturan öğrenciler, karbon kağıdını tanımıyorlardı. Vay şehrin yanında dünyadan habersiz yaşayan kasabalılarım! Çevreden etkilenmeyen ve kendilerini hiç yenileme ve geliştirme ihtiyacı duymayan taş kafalı öğrencilerim...

Okul müdürü Müzaattin Tokbay, öğretmen Atalay Ağıl ve biz kasabada oturuyorduk. Kasabada oturan iki de hizmelimiz vardı. Normal öğretim olduğu için, şehirden gelen 15 öğretmen, öğle yemeklerini okulda yiyorlar. İkinci dersin sonunda öğle yemeği kaygısı başlıyordu. Öğrenciler dersten alınarak bakkallara kâh sigara, kâh yemek malzemesine gönderiliyorlar.

Nöbetçi olduğum bir gün, ders zamanında elinde ıspanak ile gelen Ömer Kızak adlı üçüncü sınıf öğrencisini görünce sordum:

— Oğlum ders vakti nereden geliyorsun?

Sırıtarak cevap verdi:

— Şeeerden geliyom…

— Kim gönderdi?

— Öğretmenim gönderdi. Dükkânlarda ıspanah yohmuş, ben de şeeere gittim, ıspanah aldım.

— Şehirde sana bir araba çarpsaydı, kaybolsaydın ne olacaktı?

— Ben hiçbir şeyden korkmam ki! Şeeerin yolunu neyi de bilirim...

Bu öğrencinin kasaba içine gönderilmesi bile doğru değidil. Konuyu müdüre ilettim. Kasabaya gönderildiğinden haberi varmış. Şehre gittiğinden kimsenin haberi yoktu. Kasabada ıspanak bulamayınca belediye otobüsüne binerek şehre gitmiş!..

Halkı pek tanımıyorumdum ama ne de olsa kendi ilimin insanları. Okul müdürü zaman zaman kasabalıların hakkında bana bilgiler vermeye çalışıyor, onların hakkında gözlemlerim sonucunda da çeşitli bilgiler ediniyorumdum.

Bitlis’te iken şöyle düşünmüştüm: “Biz burada verdiğimiz emeğin yarısını Anadolu’da vermiş olsak, öğrencileri profesör yaparız.” Ama bu kasaba için yanıldığımı anladım. Nedense Kayseri’nin çevresinde oturan insanların okumaya karşı arzu ve istekleri hiç yok denecek kadar azdır. Yakın çevrede ticaret, sanayi ve işçilik daha çok itibar görüyor. Tahsil yaparak meslek sahibi olanların kazançlarının az olması, insanları bu alanlara kaymaya zorluyor. Mecburiyet olmasa belki ilkokulu dahi okunmayacaklardı...

AHMET KARAASLAN

AHMET KARAASLAN

DİĞER YAZILARI EHLİYET ALIYORUM, DİREKSİYONU HİÇ TUTMAMIŞTIM 2. BÖLÜM EHLİYET ALACAĞIM, DİREKSOYUNU HİÇ TUTMAMIŞTIM. MÜFETTİŞLERLE MACERAM HİÇ BİTMİYORDU HEYHAT!.. 1984 YlLl TATVAN'DAN BİR ANlM HEYHAT!.. BİTLİS MERKEZ ARIDAĞ KÖYÜ İLKOKLU ANILARIMDAN ÇAĞLAYAN İLKOKULU’NDAN ANIM (3) TATVAN ANlLARlMDAN TATVAN ÇAĞLAYAN İLKOKULU ANILARIMDAN (2) HASRETİM DUHA KOCA OĞLU DELİ DUMRUL KÖPEĞİN NESİ OLUYORSUNUZ? KANADI KIRIK KUŞ… 1978 YILINDAN BİR TAYİN İLE İLGİLİ ANIM KÖSE DAĞI 1978 BİTLİS HİZAN SENATÖR SEÇİMLERİ 1982 YILI BİTLİS BİR ANIM HASRETİM EMEK VE GÖZYAŞI ORMANDA PANİK MUTLULUKLA YAŞA ÇOCUK ŞIH VE KÖYLÜ KADIN HÂKİMİYET SÛFİ DÜNYASI ARZUM AYFER’İM HELE… HÂKİMİYET NAZAN’IM BEN OLACAĞIM BİZİM EŞEK ŞIH VE KÖYLÜ KADIN AŞK YARASI AŞK YARASI ATATÜRK POLİS NAZAN GEL ERCİYES’ TEN BAŞBUĞ’A BAŞBUĞUM BENİ GELMEDİN BİZİM EŞEK GÖMÜRGEN'DEN DERLEMELERİMDEN KÖSE DAĞl MASALI KARAGÖZLÜM BİZİM EŞEK HASRETİM KAZAN ÖLDÜ! GİZLİ GİZLİ… YÂR DİYORUM ÇOCUK 2 ÇOCUK 1 GÜN DOĞMADAN  NELER DOĞAR!.. BİR BAŞKA ÇOBAN TÜRKÜSÜ EY TÜRKOĞLU TÜRK TÜRK TÜRK… ANADOLU EFSANESİ SABRET ÖĞRETMENİM ÖĞRETMENİM (1) GELEMİYORUM SAÇLARIN NE HABER? BİR ÇEKİRDEK BİR ORMAN ŞİMDİ ERCİYES’TEN BAKIŞ KAYSERİ (2) KAYSERİ (1) HÂKİM BEY SAĞANAK SAĞANAK ERCİYES KAYSERİ TÜRKÜLERİ SEN GİDERKEN ÖĞRETMENİM (1) BİR ÇEKİRDEK BİR ORMAN ATATÜRK  ORMANDA PANİK GELEMİYORUM ÇOCUK GELMEDİN KITMİR’İN SOYUNDANDIR ETTİLER SUSTUK  NE YAPALIM?..  HIRSIZLARIN SAYISI NE ZAMAN ARTMIŞ? AHMET KARAASLAN'IN ÖZGEÇMİŞİ ESERLERİ DİYORUM  İÇİNE NASIL ETTİN? ÖĞRETMENİM (1)  BİR ÇEKİRDEK BİR ORMAN  NE KADAR DERSEN BAYAĞIDIR YİYİN BEYLER  BEN BÖYLE BİRİYİM... GELEMİYORUM AHVALİMİZ  İÇİNE NASIL ETTİN? MUKADDİME HABİB KARAASLAN EKMEK VE GÖZYAŞI NE YAPALIM?... ÖĞRETMENİMSİN-1 MONİKA GERÇEKTEN HARİKA DOKTOR DER Kİ EŞEĞE MERTEBE VERİLMEZ… BEN BÖYLE BİRİYİM... YARISlNl BELLEDİM ÇOCUK 1 TEPEGÖZ ARANAN MEZİYET CAHİL TOPLUMUN AHVÂLİ ÇOCUK 1 KAYSERİ TÜRKÜLERİ BEN BÖYLE BİRİYİM DERSLER BİR ÇEKİRDEK, BİR ORMAN TÜRKÇÜYÜM VE TÜRK'ÜM BEN... EY TÜRKOĞLU TÜRK TÜRK TÜRK… CAHİL TOPLUMUN AHVÂLİ ORMANDA PANİK YAŞASIN HAKİMİYET ÖĞÜT GÜN DOĞMADAN NELER DOĞAR!.. ANADOLU EFSANESİ ASKER MEKTUBU 50. YILA DESTAN ANADOLU EFSANESİNİN HİKÂYESİ BAYRAĞIM 50. YILA DESTAN NERDESİN KEMÂL'İM?.. ATATÜRK'TEN GELDİ BİZE ATATÜRK ÖĞRETMENİM 1 ÇOCUK 1 BİR ÇEKİRDEK BİR ORMAN
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1AMED SPORTİF FAALİYETLER613
  • 2GALATASARAY613
  • 3BEŞİKTAŞ612
  • 4KOCAELİSPOR612
  • 5CORENDON ALANYASPOR611
  • 6FENERBAHÇE610
  • 7TRABZONSPOR610
  • 8KASIMPAŞA610
  • 9ÇAYKUR RİZESPOR610
  • 10GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ68
  • 11ARCA ÇORUM67
  • 12İSTANBUL BAŞAKŞEHİR67
  • 13GENÇLERBİRLİĞİ67
  • 14ERZURUMSPOR67
  • 15TÜMOSAN KONYASPOR64
  • 16SAMSUNSPOR64
  • 17GÖZTEPE63
  • 18EYÜPSPOR63
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA