Çanakkale Gökçeada İlköğretmen Okulu Stajdan bir anım:
Öğretmen okulu dördüncü sınftaydım, 1975 yılının Mayıs ayında öğretmen olarak mezun olacaktık. Öğretmenliğe ilk adımı atmak için, ilkokullarda son sınıf öğrencilerinin staj yaparak tecrübe kazanmaları gerekti.
17/Aralık/1974 bugün Gökçeada’nın Dereköy İlkokulu’da 4/D olarak sınıfı staj yapmaya gitmiştik. Dereköy, Gökçeada’nın beş köyünden en büyük olanıdır. Burası doğal güzelliklerin arasında şirin bir yer, her taraf yemyeşildi. Beş sınıfı ve iki öğretmenli bir okulun sınıflarına stajyerler olarak grup grup gireceğiz.
Birleştirilmiş dördüncü ve beşinci sınıfların dördüncü dersi olan Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi dersine girecektim. Okul müdürü yanıma yaklaştı:
— Hocam, bu sınıfta birkaç tane Rum çocuğu vardır. Onlar Din Kültürü Ve Ahlâk Bilgisi dersine girmezler, onları zorlamayınız...
Türk Milli eğitiminin müfredatında birkaç Rum çocuğuna ayrıcalık yapılıyordu. Acaba Yunanistan’daki Türk ve Müslüman çocuklarına da böyle haklar tanınıyor muydu? Onların Batı Trakya’da soydaşlarımıza zulmün en büyüğünü yaptıklarını haberlerde işitiyorduk...
Osmanlılar zamanında da gayrimüslimlere çeşitli haklar verilmişti. Onlara tanınan haklar kendi ülkesindeki asıl vatan sahiplerinden esirgenmişti...
Derse girildiğimde Rum çocukları, kendiliğinden dışarıya çıktılar.
Öğle yemeğinde haşlanmış patates, zeytin, helva, yumurta vardı. Beşer, altışar grup halinde yemeklerimizi sınıfta yedikten sonra, ellerimi yıkamak üzere lavaboya gidiyordum. Ders verdiğim sınıfın kapısından içerisi görünüyordu. İki kız çocuğu sobanın başında ayakta duruyorlar, ellerinde birer parça çörek ve birer kesme çay şekerleri vardı. Ellerindeki evlerinden getirdikleri onların öğle yemekleriydi! Onların bu hallerini görünce içimden bir şeyler koptu. Boynuma asılı fotoğraf makinesini sıranın üzerine koyma bahanesiyle içeriye girdim. Çocuklar beni görünce ellerindeki yiyecekleri arkalarına gizlediler.
Sınıfa girdiğimde gözüme ilk çarpan Fatma oldu. Onun diğer öğrencilere göre üst ve başının perişanlığı dikkatimi çekmişti. Babasının ne iş yaptığını sordum ve bütün yaşadıkları acı olayları o zaman öğrendim.
Fatma’nın babası ölmüş, anne, dört çocukla dul kalınca birkaç evlilik yaparak tekrar boşanmıştı. Çocuklarına bakmak için girip çıkmadığı iş de kalmamıştı.
Çocukların saçlarını okşadım, gülerek gözlerime baktılar. Çörekleri ve katık yaptıkları şekerlerini minicik elleri arasında arkalarında saklamaya devam ediyorlardı.
Ben:
— Fatma, eviniz buraya yakın değil mi, neden öğle yemeğine gitmediniz?
Fatma:
— Yok öğretmenim. Bizim evimiz Şahinkaya’da... Buraya biraz uzaktır.
Ben:
— Okula nasıl geliyorsunuz?
Fatma:
— Yürüyerek.
Ben:
— Yemek yediniz mi?
Hâlâ ellerindekilerini arkalarında saklıyorlardı. İkisi birden cevap verdi:
— Yedik öğretmenim...
Ben:
— Nerede yediniz?
Eliyle sınıfı işaret ederken biraz daha mahcup bir tavırla devam etti:
— Burada...
Her ikisinin de minik kollarından tuttum. Yemek yediğimiz yere götürerek sıraya oturtup, önlerine yiyecekleri yığdım. Kapıdan geçmekte olan iki öğrenci daha gözüme ilişti. Onları da yanlarına götürerek elimi yıkamaya gittim.
Okulun hemen yanında bir kilise vardı, ikinci gün köyde bir cenaze varmış. Hıristiyanların nasıl bir cenaze merasimi yaptıklarını görme merakı ile öğle arasında bazı arkadaşlarla kiliseye gittik.
İçerde insanların ayakta durdukları bölmelerde törene katılanlar birer mum yakarak ellerine aldılar. Papazın elinde metalden yapılmış ve içinden duman çıkan, zincire bağlı bir şey vardı. Onu sallayarak bir takım şeyler okuyordu. Diğerleri de ellerini göğüslerine, alnına götürerek bir takım hareketler yapıyorlardı. İçerdeki yanan mumlardan çıkan dumandan çok rahatsız olduğum için töreni daha fazla izleyemeden çıkmak zorunda kaldım.
Dışarıya çıktığımda başımda müthiş bir ağrı başladı. Temiz havada dolaşırken, ağaçların arasında burunları ile toprağı eşeleyen, köpeğe benzer beyaz, çirkin, bir o kadar da mide bulandıran, çok besili bir takım hayvanlar gördüm. Arkadaşlarım, bunların evcil domuzlar olduğunu söylediler. Böylece ilk defa domuzu yakından görüyordum.
OZAN DERVİŞ/ İSMAİL KOÇAK
EY YALAN DÜNYA
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AÇLIK SINIRI!
Mehmet Arpa
Hayatımızdaki Görünmez Yükler: Enerjimizi Tüketen 5 İnsan Tipi
AHMET KARAASLAN
ÇANAKKALE GÖKÇEADA
KADİR DAYIOĞLU
YENİ PARTİ
Ali İhsan Öztürk
BİLİCİ, AYATA, ÖZTÜRK
Mustafa Cengiz
SADECE 2 PUAN KAYBETTİK!
M. Kemal Atik
SANA VERECEK TESELLİM YOK BENİM
Nilgun Batıyeli
Işığın Şafak Vakti Susturdukça Kendini Ele Veriyor
Ali Rıza Navruz
EDEBİYAT HARCI/2003