Pencereden Bakınca
By yazar çınar
Penceremin önündeyim. Elimde sıcak bir çay var. Buharı camda ince bir iz bırakıyor; sanki hayat, acele etmeden kendini anlatmak ister gibi. Dışarıda her şey olması gerektiği hızda. Ne koşan bir zaman var ne de yetişilmesi gereken bir yer. Bu duruşun içinde insan, fark etmeden sakinleşiyor.
Camın ardında kalabalıklar var. Yüzleri seçilmeyen, hikâyeleri yarım kalmış insanlar… Ama bu manzara yalnızlık taşımıyor. Aksine, insana kendini hatırlatan bir sessizlik var burada. Yalnızlık, eksiklik olmaktan çıkıyor; insanın kendine yaklaşabildiği bir mesafeye dönüşüyor.
Uzakta dağlar duruyor sanki. Yüksek, suskun ve sabırlı. Konuşmadan öğretiyorlar. Daha aşağıda ovalar var; sevgiyle açan çiçekler. Kimseye kendini kanıtlama derdi yok. Ne alkış bekliyorlar ne de karşılık. Sadece açıyorlar. İnsan bakınca anlıyor: Hayat bazen bu kadar sade olabiliyor.
Bahara yakınım.
Ama hissettiğim şey, baharın içinde olmak. Hava serin, kar taneleri yüreğime düşer gibi. Üşütmüyor. Temizliyor. Bazı soğuklar kış değildir; insanı hafifleten, fazlalıkları alan bir geçiştir.
Çaydan bir yudum daha alıyorum. Geçmiş camın buğusunda belirsizleşiyor. Ne tamamen siliniyor ne de ağırlaşıyor. Gelecek ise telaşlı değil. Çünkü insan bu anlarda şunu fark ediyor: Her şey aynı anda yoluna girmek zorunda değil.
Pencereden bakarken öğreniyorum.
Hayat bağırmıyor; fısıldıyor. Yalnızlık kırmıyor; doğru yerde durursa güç veriyor. Kalabalıklar kaçış değil; sadece anlaşılması gereken hâller. Dağlar sabrı, çiçekler umudu, mevsimler ise zamanın adaletini öğretiyor.
İçimde bir huzur yerleşiyor.
Acele yok. Gürültü yok. Ağırlık yok.
Bahara geliyorum.
Sessiz, yavaş ama sağlam. Ve artık biliyorum: Huzur bazen bir pencereden bakmak, bir çayı yudumlamak ve hayatın kendini anlatmasına izin vermektir.
By yazar çınar