Empresyonizm ve Hayatın Anlamı: Işıkta Saklı
By Yaza Çınar
Yıllardır fotoğraf çekerim. Ama insan bazen yıllarca baktığı bir şeye, bir gün yeniden bakar ve aslında onu ilk kez gördüğünü fark eder.
Dün açık havada gün batımını fotoğraflamaya çalışırken tam da böyle bir an yaşadım.
Aynı gökyüzü…
Aynı güneş…
Aynı manzara…
Ama ışık farklıydı.
Belki de fotoğrafçılığın en büyüleyici tarafı burada başlıyor. Manzara aynı kalabilir ama ışık hiçbir zaman aynı kalmaz. O günün saati, havanın durumu, güneşin açısı ve hatta bizim o anda orada oluşumuz bile fotoğrafı değiştirir.
Van Gogh’un ışığı tuvaline aktarması, Monet’nin aynı manzarayı farklı ışıklarda tekrar tekrar resmetmesi biraz da bununla ilgili değil mi?
Onlar sadece gördüklerini resmetmediler.
O anın onlarda bıraktığı izlenimi resmettiler.
Empresyonizm belki de hayatın kendisine çok benziyor.
Çünkü hayat da bize aynı manzaraları tekrar tekrar gösteriyor. Sabah yine doğuyor, akşam yine oluyor, güneş yine batıyor. İnsanlar aynı yollardan geçiyor, aynı evlere dönüyor, aynı gökyüzüne bakıyor.
Ama hiçbir gün bir öncekinin aynısı olmuyor.
Çünkü ışık değişiyor.
Ve belki hayatın anlamı da biraz burada saklı.
Bir gün yaşadığımız sıradan bir an, yıllar sonra bir fotoğrafa baktığımızda bambaşka bir anlam kazanabiliyor. O günün ışığını, yüzleri, gökyüzünü, kokuyu, duyguyu yeniden hatırlıyoruz.
Fotoğraf aslında zamanı durdurmuyor.
Bize zamanın bir zamanlar nasıl hissettirdiğini hatırlatıyor.
Bir fotoğrafa yıllar sonra baktığınızda yalnızca bir manzara görmezsiniz. O fotoğrafın çekildiği günü, o günkü sizi, yanınızdaki insanları ve belki de o sırada fark etmediğiniz küçük mutlulukları yeniden görürsünüz.
Bu yüzden hayat da fotoğraf gibi.
Aynı manzarayı bugün de çekebilirsiniz.
Ama yarın çektiğiniz fotoğraf başka olacaktır.
Çünkü hayat, aynı görüntünün içine her gün başka bir ışık düşürür.
Belki de bu yüzden bazı günlerin kıymetini yaşarken anlayamayız. O gün bize sıradan gelir. Sonra yıllar geçer, bir fotoğrafa bakarız ve kendi kendimize:
“Meğer ne güzel bir günmüş…” deriz.
Hayatın bize verdiği en büyük derslerden biri belki de budur:
Her günün ışığı farklıdır.
Doğa bunu bize her gün anlatıyor.
Güneşin doğuşunda sabrı, batışında kabullenişi, mevsimlerde değişimi, ağaçlarda kök salmayı, nehirlerde akıp gitmeyi görüyoruz.
Doğa bize yol tarif etmiyor belki.
Ama nasıl yürümemiz gerektiğini gösteriyor.
İnsan bazen hayatın cevaplarını çok uzaklarda arıyor. Oysa belki cevaplar yanı başımızda; bir ağacın gölgesinde, bir gün batımında, yağmurdan sonra toprağın kokusunda, sabahın ilk ışığında…
Ben artık fotoğraf çekerken sadece güzel bir kare yakalamaya çalışmadığımı düşünüyorum.
Biraz da hayatın ışığını yakalamaya çalışıyorum.
Çünkü fotoğraf bana şunu öğretti:
Manzara değişmese bile ışık değişir.
Işık değişince görüntü değişir.
Görüntü değişince his değişir.
Ve insanın hayatı da böyledir.
Belki de hayatın anlamı, önümüze çıkan manzarayı değiştirmekten çok, o manzaraya düşen ışığı fark edebilmektir.
İşte bu yüzden…
Hayatın anlamı belki de ışıkta saklıdır.
Ve doğa, her gün bize yeniden öğretir:
Bak.
Dur.
Fark et.
Çünkü bu ışık bir daha aynı şekilde gelmeyecek.
Yazar Çınar