Gazze…
By Yazar Çınar
Dün gece rüyamda, savaşın kara gölgeleriyle örülmüş bir ufkun içinde buldum kendimi. Gökyüzü, barutun ağır kokusuyla kararmış; yıldızlar, insanın zulmünden utanmış da ışıklarını saklamış gibiydi. Çığlıklar, bir annenin kalbini parçalayan feryatlara karışıyor; çocukların gözlerindeki masumiyet, molozların altında sessizce sönüyordu. Her bir taşın altında yarım kalmış bir ömür, her bir dumanın ardında kaybolmuş bir umut gizlenmişti.
Oysa dünya bir zamanlar ne kadar güzeldi… Masmavi denizlerin kıyısında rüzgârın nazlı dokunuşuyla sallanan palmiye ağaçları, güneşin altın nakışlarla boyadığı topraklar, çocuk kahkahalarının şenlendirdiği sokaklar… Hayat, doğanın kalbinde rengârenk bir masal gibi akıp giderdi. Ama gözü hırsla kör olmuş insanoğlu, bu masalı kana buladı.
İnsan öfkesine yenildikçe, yeryüzünü cehenneme çevirdi. Bir zamanlar incir ağaçlarının gölgesinde duaların göğe yükseldiği, denizin ufkunda umutların parladığı o bereketli Gazze, bugün feryatların uğultusuna tutsak bırakıldı. Çocuklar oyuncak yerine taşlarla oynuyor; anneler gözyaşlarını saklamaya mecâl bulamıyor; geceler, sabahı olmayan bir karanlığa dönüşüyor.
Ve dünya… Bütün güzellikleriyle bize kucak açan bu dünya, bizim ellerimizle ateşe itiliyor. Eğer böyle devam ederse, insanlığın açgözlülüğü yalnızca Gazze’nin topraklarını değil, bütün dünyanın kalbini karanlığa sürükleyecek. Çünkü başkalarının acısına kayıtsız kalan insanlık, aslında kendi mezarını kazıyor.
Unutmayalım: Bir yerde çocuklar toprağa gömülürken, başka yerde kuşların ötüşü eksik kalır. Bir yerde anneler feryat ederken, dünyanın bütün renkleri solar. Ve insanlık bu çığlığı duymamaya devam ederse; bugün rüyalarımızı kabusa çeviren o savaş, yarın gözlerimizi açtığımızda bizi karşılayacak bir hakikat olacak.
Gazze’nin çığlığı aslında bütün insanlığın feryadıdır… Ve bu feryat susturulmadıkça, dünya gerçek anlamda nefes alamayacaktır.
By Yazar Çınar