Yusef’in çırpınışı…
By Yazar Çınar
Çocuk olmak ne güzeldi. Her yer çocuk gözünden bakılabildiğinde bir oyun alanıydı. Çocukların saflığı, temizliği dünyanın tüm kirini, pasını temizlemeye yeterdi; fakat dünya adil bir yer olmadığı için kimi çocuklar mutlu, kimileri ise bu dünyada cehennemi yaşamaktaydılar.
Yusef , Cıvıl cıvıl çocuk seslerinin gökyüzünü aydınlattığı, derin mutluluk ikliminin var olacağı bir yaşantının umudunu yüreğinde taşıyan küçücük Gazzeli bir çocuktu aynı zamanda yüreği kocaman bir abiydi. Kalbinin saflığı yüzüne vursa da bir çocuğun hayallerinin çalınması onun solgun bir çehreye sahip olması anlamına geliyordu. Işıksız ve susuz kalmış bir ruh nasıl solmadan durabilirdi ki. Teknolojik gelişmelerin hız kesmeden devam ettiği, insanlık adına kalkınma gibi görünen bu dünya Yasef’in altı yaşında kurduğu hayallerini elinden almıştı. Onun hayali çok sevdiği kardeşi ile sokaklarda özgürce oynamaktı bu dünya onu bile çok görmüştü küçük Yusef ‘e . Oyun oynamak yerine o yüreğine atılan bombalara karşı kardeşini korumaya çalışan küçücük bir beden haline bürünmüştü.
Yusef 9 yıl önce dünyaya gözlerini açmıştı. Savaşın ortasında büyüyen bu tertemiz yavru bedenen dünyada ama ruhen yok gibiydi. Onun kendi gibi duyguları da kimsesizdi. Tutunacak tek dalı vardı oda kardeşi İbrahim’di. Yusef ve İbrahim yakın zamana kadar anne ve baba şefkatinin ne olduğunu biliyorlardı.; ancak zalim, kötü kalpli dünya onlara bu duyguyu da çok görmüştü. İbrahim sabah uyanır uyanmaz hemen yanı başında yatan ağabeyinin koynuna sokuldu, İbrahim kısık bir sesle “abi yarım kalan arabamızı bugün tamamlayabilecek miyiz? Diye sordu. Onların oyuncaklarını kendi kurdukları hayalleri üretiyordu. Düşlerinde oluşturdukları şekiller doğadaki malzemeler ile birleşip oyuncağa dönüşüveriyordu. Evin çatısının tamirinden kalan odun parçaları ile yaptıkları arabanın yalnızca tekerleri eksikti. İbrahim sabahı iple çekiyordu, abisi yarım kalan arabayı bugün tamamlama düşüncesindeydi. Ancak o araba hiçbir zaman tamamlanamayacak yarım kalacaktı tıpkı yüreğinde yarım kalmış duyguları gibi hayat onları 2025 yılında çaresizlikle baş başa bırakacaktı. Aniden odalarının kapısı açılıverdi içeriye girenler Yusef’in annesi ve babasıydı, endişeli gözlerin hakim olduğu odada, panik dolu bakışlar sabahın ilk ışıklarının önüne geçmişti, o arada hızlıca biri Yusef’i diğeri ‘İbrahim alarak odanın köşelerine sığındılar. Bu durum karşısında Yusef ne olduğunu anlayamadı; ancak bir şeylerin ters gittiğini hissetti. Odayı korku dumanı kaplamış, nefesi kesiyordu. Kuşların cıvıltıları kesilmiş ortalığı sessizlik kaplamıştı. Tam o sırada koca dağları titreten bir gürültü ile Yusef irkildi, evin duvarları sallanmıştı, korkuyla annesinin bedeninde kaybolan Yasef’in bir anda aklına kardeşine yapmakta olduğu ağaç araba geldi. Kardeşi arabayı çok istemişti hatta o gece İbrahim arabayı rüyasında sayıklamıştı. Onların hiç oyuncağı olmamıştı. İbrahim için abisinin bu armağanı çok değerli olacaktı. Araba bahçedeydi, arabayı bir şekilde bahçeden alması gerektiğini düşünerek hızla kapıya yönelmek istese de annesi bu duruma müsaade etmedi. Bu arada patlama sesleri dahada yakınlaşmıştı artık. Anne Yusef’e baba ise İbrahim’e siper olmuşlardı. Gökyüzü patlamaların şiddetinde bir aydınlanıyor bir kararıyordu. Evin içi toz bulutuydu, göz gözü görmüyor İbrahim’in çığlıkları gökyüzünü deliyordu. Yusef anne diye bağırdı ancak annesinden ses çıkmıyordu, babada susmuştu. Evin içerisinde bir kimsesizlik öyküsü yazılıyordu. Etraf bir müddet sonra sakinleşmeye başlayınca Yusef ve İbrahim anne babasının cansız bedenleri yanında birbirlerine sarılarak ağlayan yapayalnız iki kardeşti artık. Oysa onların küçücük dünyası bu kadar zulmü hakediyormuydu? Onların tek suçu yarım kalan arabayı mı yapmaktı? Anne ve babaları gibi o tekerleri eksik arabada yoktu artık. Tıpkı şu anda insanlığın olmadığı gibi…
Bugün 2025 yılındayız değil mi? teknoloji çağındayız, kalkınmış toplumlarız değil mi? Hepsi sizin olsun…
By Yazar Çınar