ZAMANTİ’NİN SESSİZ ÇIĞLIĞI: KÜL KALE’DEN YUNANİSTAN’A UZANAN BİR HİKÂYE
By Yazar Çınar
Sabahın erken saatlerinde kafilemizle birlikte yola çıkıyoruz…
Henüz gün tam anlamıyla kendini göstermemiş. Yol boyunca tatlı bir sessizlik hâkim. Ama bu sessizliğin içinde, bizi doğanın içine çağıran sessiz bir çığlık var sanki.
Herkesin gözlerinde aynı umut…
Yeni bir yer görmenin, yeni bir hikâyeye dokunmanın, doğanın içinde birkaç saat olsun şehirden uzaklaşmanın heyecanı.
Ve sonunda Develi’nin Bakırdağı Taşçı Mahallesi’ne ulaşıyoruz.
Bizi burada yalnızca bir köy değil, gönlü geniş, misafirperver insanlarıyla sıcacık bir karşılama bekliyor.
Değerli muhtarımız Barış Noylan, Hakan Noylan ve Emrah Noylan karşılıyor bizleri.
Öyle güzel karşılıyorlar ki…
Daha ilk dakikadan kendimizi yabancı bir yerde değil, yıllardır tanıdığımız insanların yanında, kendi evimizde gibi hissediyoruz. Misafir etmek kelimesi bile az kalıyor; adeta bağırlarına basıyorlar bizi.
Bir tarafta sofralarıyla, sohbetleriyle gönlümüzü doyuruyorlar; diğer tarafta bölgenin hikâyelerini anlatarak bizi geçmişin içine çekiyorlar.
Ama burada dikkatimi en çok çeken şey, muhtarımız Barış Noylan’ın bölgeye olan sevgisi ve heyecanı oluyor.
Çünkü Barış Noylan sadece mahallesine hizmet etmekle yetinmiyor.
Bu eşsiz coğrafyanın turizme kazandırılması için adeta nefes almadan çalışıyor, çırpınıyor.
Zamantı Irmağı’nın kıyısında saklı kalmış güzelliklerin daha çok insan tarafından bilinmesi, Kül Kale’nin, Kısıklı Vadisi’nin ve bu toprakların hikâyelerinin gelecek nesillere aktarılması için büyük bir mücadele veriyor.
Ve sonra bizi asıl etkileyen hikâyelerden birini, Yunanistan’dan gelen kafilenin hikâyesini, bizzat muhtarımızın ağzından dinliyoruz.
Yıllar sonra, Yunanistan’dan bir kafile geliyor bu topraklara…
Kafilede yaklaşık 90 yaşlarında bir yaşlı adam da var.
Köye geldiğinde etrafına uzun uzun bakıyor.
Sanki sadece bir köye değil, çocukluğuna bakıyor.
Yılların ardından gözlerinin önünde yeniden canlanan sokaklar, taşlar, yollar…
Yanındakiler merak ediyor:
“Dede, burayı hatırlıyor musun?”
Ve yaşlı adam bir süre sessiz kalıyor.
Sonra etrafına bakıp bir yeri gösteriyor.
Çocukluğundan kalan bir hatırayı anlatıyor.
Yaklaşık doksan yıl önce yaşadığı topraklardan ayrılmış bir insanın, ömrünün sonlarına doğru yeniden çocukluğunun izlerini araması…
İşte o anda insan düşünmeden edemiyor:
Bazı topraklardan ayrılabilirsiniz ama bazı topraklar sizden hiç ayrılmıyor.
Aradan yıllar geçiyor.
Sınırlar değişiyor.
İnsanlar başka ülkelere, başka şehirlere savruluyor.
Ama çocukluğun geçtiği bir taş, bir yol, bir dağ, bir dere…
İnsanın hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Sonra rotamızı Kül Kale’ye çeviriyoruz.
Kale, Zamantı Irmağı’nın hemen yanında, öyle stratejik bir noktaya kurulmuş ki ırmak kalenin üç tarafını adeta U şeklinde sarıyor.
İnsan buraya geldiğinde kalenin neden tam bu noktaya kurulduğunu daha iyi anlıyor.
Yüksek bir noktadan Zamantı Vadisi’ne hâkim.
İç Anadolu ile Çukurova arasındaki geçişleri gözetlemek ve kontrol etmek açısından son derece stratejik bir konumda.
Ama Kül Kale’nin hikâyesi sadece taşlardan ve surlardan ibaret değil.
Kalede yaklaşık 15 basamakla inilen tarihî bir sarnıç veya kuyu bulunuyormuş.
Kayalara oyulmuş başka su yapıları da var.
Yani burada sadece bir kale değil, yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşan bir yaşamın izleri duruyor.
Peki neden Kül Kale?
Yörede anlatılanlara göre kale geçmişte yakılarak tahrip edildiği için zaman içerisinde Kül Kale olarak anılmaya başlanmış.
Fakat kim tarafından, ne zaman ve hangi olay sırasında yakıldığı bugün hâlâ kesin olarak bilinmiyor.
Belki de bu bilinmezlik, kaleyi daha da etkileyici hâle getiriyor.
Çünkü bazı hikâyelerin bütün cevaplarını bilmek gerekmiyor.
Bazen biraz gizem, geçmişi daha da değerli kılıyor.
Ve hemen yanı başımızda Kısıklı Vadisi…
Bir tarafta Zamantı Irmağı…
Bir tarafta Kül Kale…
Diğer tarafta Kısıklı Vadisi…
Ama bugün aslında sadece bir gezi yapmadık.
Bir coğrafyanın hafızasına dokunduk.
Doğayı gördük, tarihi hissettik, insanları tanıdık.
Ve en önemlisi, bu toprakların turizme kazandırılması için emek veren insanların heyecanına ortak olduk.
Başta bizi büyük bir içtenlikle karşılayan değerli muhtarımız Barış Noylan’a, Hakan Noylan’a ve Emrah Noylan’a gönülden teşekkür ediyoruz.
Bizi sadece misafir etmediler…
Gönüllerinde ağırladılar.
Belki de bu gezinin en güzel tarafı buydu.
Çünkü bazı geziler fotoğraflarla hatırlanır…
Bazıları manzaralarıyla…
Ama bazıları vardır ki insanlarıyla hafızada kalır.
Bizim Bakırdağı yolculuğumuz da işte tam olarak böyle bir yolculuktu.
Zamantı’nın sesi, Kül Kale’nin gizemi, Kısıklı Vadisi’nin güzelliği ve bu toprakların güzel insanları…
Hepsi aynı hikâyenin içinde buluştu.
Ve biz o hikâyenin sadece ziyaretçisi değil,
bir günlüğüne de olsa parçası olduk.
Bu güzel yolculukta emeği geçen Kamp Doğa Ekibi’ne, organizasyon boyunca bizlerle yakından ilgilenen Aynur Hanım’a ve Hasan Bey’e de ayrıca gönülden teşekkür ediyoruz.
Birlikte yürüdüğümüz her yol, paylaştığımız her sohbet ve keşfettiğimiz her güzellik bu yolculuğu daha anlamlı hâle getirdi.
İyi ki aynı yolun yolcusuyuz…
By Yazar Çınar