İyilik ve masumiyetin köklerinin sarsıldığı bir zaman diliminde yaşıyoruz.
Çağımızın ahlaki bunalımlarının temelinde, kötülüğün adeta bir erdem anarşisi hâlinde yaygınlaştığı bir döneme şahit oluyoruz.
İnsanı özündeki saflıktan uzaklaştıran ve kötülüğü besleyen yapay bir toplumun oluşturulduğu bir döneme tanıklık ediyoruz.
İyinin, iyice azaldığı, hayat ırmağımızın, neredeyse yok olup gittiği günleri de mi görecektik.
Her gün, her günden daha iğrenç oluyor.
Değersiz bir yabancı gibiyiz öz memleketimizde.
Onursuz giysiler içinde yaşıyor geleceğimizin anneleri.
Dehşet verici, ürpertici bir görüntü oluşturuyorlar.
Yoksa, toplumu mahve sürükleyecek, hiç bir zaman mutluluk getirmeyecek günahkarların ülkesi mi olacak ülkemiz?
Bu yaşananlar mı bizi sisin içine gömdü sarıp sarmaladı yoksa biz mi sarıp sarmaladık?
Toplumsal merdivenin bütün basamaklarını ele aldığımız zaman görüyoruz ki, kötü ruhlu insanlar, çevremizdeki dalkavuk rüşvetçiler, ahlaksızlığa düşmüş daha nice ahlaksızlıklar toplum düzenimizin işleyişini olduğu gibi ortaya koyuyor.
Hayatın anlamı ney? Dünyayı kavrayış, insanlığı gerçekten anlayış değil mi?
Öyleyse neler oluyor etrafımızda?
Dünyaya kötümser ve küçümser bir gözle bakıp, çevresindekilere açıkca kin besleyenler, her şeye ve herkese çatmaya hazır, sanki bir felakete uğramış, değeri bilinmemiş bir kişiymiş gibi yaşayanlar, hareketleri cüretli ve kaba saba, hep yüksek sesle, çabuk çabuk, öfke ile konuşanlar, hiç kimseden sıkılmayanlar; herkese, hatta dostlarına bile kaba davrananlar.
Hakkına rıza göstermeyenler.
Benciller.
Konuştuğu zaman şeref veriyormuş gibi tavırlar takınanlar.
Cin fikirliler.
Kurnazlar.
Bir anda başka bir adam oluverenler.
Beyhude yere boş bir öfkeyi körüklediğinin farkında bile olmayanlar.
Nefretini kanıtlayacak bir suç bulamayanlar.
İşi düştüğünün karşısında küçülenler.
Ansızın munis ve bir çocuk gibi oluverenler.
İşi hallolmayınca da âleme sövmekten geri kalmayanlar.
Bir anda kaba, nobran, sinirli, küfürcü bir adam oluverenler.
Rüşvet ve dalevere işlerini kendisine layık görüp kullanmaktan hiç tereddüt etmeyenler.
Her fırsatı kullanarak kendini kurnazlıkla ya da ısrarla temize çıkaranlar.
Herkesten layık olmadığı bir saygı bekleyenler.
Bütün hali vakti yerinde olupta işsiz güşsüz, mesleksiz olmakla görünerek yardım kuyruğunda bekleyenler.
Asalaklar.
Geleceğe ait düşünceleri, umutları olmayanlar.
Bir meslek edinmeye, mutlu bir aile hayatı kurmayı tasarlamayanlar.
Günler geçer, yıllar geçer, yüzündeki tüyler aklaşır, gözleri iki donuk noktacığa dönüşür; vücudu zayıflar, saçları dökülmeye başlar ama hala halinden şikayetçi olanlar.
Devletin her türlü imkanlarından yararlanıpta acı bir umut kırıklığına uğradığında feveran edenler.
Gençliğin bu çağında sevdiğine candan bağlanıp hemen evlenmeye kalkanlar, bazen de evlenip ömür boyu pişmanlık çekenler.
Evlenmenin doğuracağı zahmetlerden kaçıp sevgisi daha başlarken bitenler.
Hızlı evlenip tez boşananlar.
Aşk serüvenlerinin, masum, temiz hallerin zamanla artık bir şey beklenemez oluşlarından, sadakat güvensizliğinden, içini dökecek eşlerin yokluğunu çekenler.
En çok korktukları da mutlu günlerinde ve yıllarında içlerini dökecek, bir şeyler anlatmak istediklerinde, anlatırken de sevinçle kâh gözlerinin içine, kâh göklere bakarken, hayatlarının kederli ve sevinçli günlerini paylaşacakları bir eşin yokluğundan söz edenler.
İşte ülkemizdeki insan ve yaşam manzaraları bazıları. İyilik ve kötülüğün insan doğasında bir arada var olmasından kaynaklanan iç şatışmada üstün gelen taraf insan yaşamına damgasını vurur.
İnsanî bencilliğin tutsaklığından, olumsuz tutkuların baskılarından kurtaran bir ahlakın yaşandığı bir toplum olma dileğiyle...
.