Tarih boyunca insanlık; adaleti, refahı ve huzuru vadeden nice liderin yükselişine ve aynı liderlerin güç ellerine geçtiğinde; inançlarından, adaletten uzaklaştığına, karanlık, bilinmez kişilik ve karaktere büründüğüne şahit olmuştur.
Liderlerin inançları, söylem ve eylemleri arasındaki tutarsızlıklar bugün daha net bir şekilde görülmektedir.
İnancı "Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun... İçinizden birine düşmanlığınız sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Maide Suresi, 8) ve "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhine de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun." (Nisa Suresi, 135) diyor.
Hukukun üstünlüğü yerine, hukuku araçsallaştırıyor. İnsanları bir arada tutan bağ olan adaletten uzaklaşıyor ve toplumu çökertiyor. Liderler gücü elde ettiğinde, adaleti tarafsız bir hakem olmaktan çıkarıyor muhalefeti sindirme ve kendi sadık zümresini koruma kalkanına dönüştürüyor. Bu durum, toplumsal vicdanda telafisi imkânsız bir güven bunalımı yaratıyor.
İnancı "Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, ancak karınlarına ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar çılgın bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir." (Nisa Suresi, 10) diyor.
Dini değerler istismar ediliyor, kitleleri yönlendirmenin en tehlikeli kılıfı oluyor. Kendi batıl inanç ve çıkarlarının kurbanı oluyor Siyasal İslam veya dini değerlerin istismarı, tarihsel süreçte kitleleri manipüle etmenin en tehlikeli kılıfı olmuştur. İnsanlar kendi batıl inançlarının ve çıkarlarının kurbanı oluyor. En büyük zulümler kutsal değerler adına işleniyor.
Dış görünüşü ve söylemleri dindarlıkla bezenmiş otoriteler, kamu kaynaklarını ve yetimin hakkını gasbederken moral üstünlük maskesinin arkalarına saklanarak suiistimal ediyor.
İnancı “Alanları ayrılmış yıldız kümeleri ile dolu göğe andolsun ki siz çelişkili sözler söylemektesiniz." (Zâriyât Suresi 8) diyor.
Halkın hafızasızlığından besleniyor. Bir gün ak dediğine diğer gün kara diyor. Aynı anda iki çelişkili fikre inandığını söylüyorlar.
İnandıkları Allah defalarca …..Siz hiç düşünmez misiniz? Al-i İmran:65. Düşünmediler mi ki…. İsra:99 ….. …..hiç düşünmediler mi?.... Rum:8. …. düşünmeyecekler mi?.... Nisa:82. ….Hiç düşünmez misiniz? Enam:50 ….. düşünmezler mi? Akaf:33 ….. . “Onlara şöyle bir baktığında dış görünüşleri sana iyi bir izlenim verir; konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Ama onlar sanki bir yere dayanmış kütükler gibidir (böyle güvendeymiş gibi görünürler). Her gürültüyü kendilerine yönelik sanırlar. Asıl düşman onlardır, onlardan korun! Allah kahretsin onları! Nasıl da haktan yüz çeviriyorlar!" (Münâfikûn Suresi, 4) diye uyarıyor.
Liderlerin aynı andaki iki çelişkili fikirlerini benimseyen halk, düşünüp sorgulamıyor.
İnancı "Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onların yanında izzet (güç ve şeref) mi arıyorlar? Bilsin ki bütün izzet yalnızca Allah'a aittir." (Nisa Suresi, 139) diyor.
İktidar partilerinde asabiyet bağları ve çıkar ilişkileri ideolojilerin üzerine çıkıyor. Kitlelere karşı millî veya mukaddes değerleri savunuyorlar ama perde arkasında asıl düşman kabul edilen odaklarla gizli ittifaklar kurarak riyakarlık yapıyorlar.
İnancı "Onlara, 'Yeryüzünde fesat çıkarmayın' denildiğinde, Biz ancak ıslah edicileriz' derler." (Bakara Suresi, 11) diye uyarıyor.
Toplumsal yapıyı tahrip eden en büyük yıkımı, reform, barış veya kurtuluş olarak pazarlıyorlar.
İnancı "Hâkimiyeti ele aldığında ise ülkede bozgunculuk çıkarıp ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez. (Bakara Suresi, 205) diyor.
İktidara gelene kadar mazlumun dilini kullanıyor, koltuğa oturduktan sonra en katı zorbalara dönüşüyorlar.
Sürekli yalan söyleyerek halkın gerçeği ayırt etme yetisini felç ediyorlar. Verdikleri sözleri tutmayarak toplumsal bir suç işliyorlar.
İnancı “Kuşkusuz ülkesinde Firavun ululuk taslamış, (ayırımcılık yaparak) halkını da gruplara ayırmıştı. Gruplardan birini, erkek çocuklarını kıyımdan geçirip kızlarını sağ bırakarak güçsüz düşürmek istiyordu. Hiç kuşkusuz o huzur ve güveni bozanlardandı."Kasas Suresi 4) diyor.
Varlıklarını krizlere ve çatışma ortamına borçlu olan otokratik yönetimlerin ana stratejisi böl ve yönet taktiği olduğu için sürekli kutuplaştırıcı dil kullanıyorlar.
Kitleleri mantıkla değil, imgeler ve heybetli görsellerle aldatmaya ve yönetmeye çalışıyorlar.
İçi boş bir kütük gibi, dışı görkemli ama özü çürümüş bu yapılar, ilk büyük fırtınada yıkılmaya mahkûmdur.
Halk, hamasetin büyüsünden sıyrılıp gerçeği aramakla; aydınlar ise fildişi kulelerini terk edip bedeli ne olursa olsun hakikati haykırmakla mükelleftir.
Eğer toplum uyumaya, aydınlar ise korkuya teslim olup üzerlerine düşeni yapmazsa; bu gidişin varacağı son durak, kaçınılmaz olarak ortak bir yıkım, ahlaki bir çölleşme ve tiranların zindanlarında kaybolan gelecektir.
Hakikate sırt çevirenlerin kurduğu hileli masalar bir gün kendi elleriyle çökecek, sahte maskeler tarihin çöplüğüne gömülecektir.
Akıl sahipleri için maske düşmüştür. Bu gidişata dur demeyenleri bekleyen son, adaletsizliğin ateşinde yanmaktır.
Çare; Millet Partisi’nin 60 yıldır yaptığı “Milletim uyan! Varlığın birliğin, geleceğin tehlikede. Her alanda “Yeniden Milli Mücadele” çağrısını duymak. Millet Partisi’nin “Amasız, fakatsız her yerde ADALET, her zaman ADALET, herkes için ADALET” anlayışı benimsemek. Ortaya koydukları;
İnsan hak ve hürriyetlerine dayalı HUKUK DEVLETİ
Millî iradenin önündeki engellerin kalktığı DEMOKRASİ
Din düşmanlığı gibi din istismarının da bittiği LAİKLİK
Fakirlik ve çaresizliğin tarihe gömüldüğü herkesin sosyal adalet şemsiyesine alındığı KERİM DEVLET
Bilim, hikmet ve erdemle donatılan, sorun üretmeyen, çözüm üreten BİLGE DEVLET ve BİLİM TOPLUMU
Büyüyen, gelişen, zengin, mutlu, muktedir ve insanlığın yeni barış medeniyeti İSLAM RÖNESANSI'nı yöneten MUHTEŞEM TÜRKİYE projesinin gerçekleşmesi için vatan, millet, din, devlet, hak, hukuk adalet, barış diyen tüm samimi vatandaşlar olarak maddi ve manevi her türlü destekte bulunmak, taşın altına elimizi sokmak.
Unutmayalım ”İştirak etmediğimiz, çilesine katlanmadığımız bir kurtuluş mümkün değildir. Kurtarıcılar beklemek bize ancak yeni efendiler kazandıracaktır.”
Milletimizin ve yöneticilerimizin uyanması basiretle hareket etmesi (Yanılmadan gerçekleri görebilmesi, gelecekle ilgili sezgi, uyanıklık, anlayış, kavrayış ve vizyon sahibi olması) dilek temenni ve duasıyla…