Kur’an’da : İmar etmek, bayındır hale getirmek, yaşanabilir kılmak aynı zamanda ahlaki ve manevi kalkınmayı yani yer yüzünü ilahi rızaya uygun imar etme anlamına gelen “UMRAN” ifadesi kullanılır. Millet Partisi’nin Muhteşem Türkiye projesi ve bunu sağlayacak İslam Rönesansı direk UMRAN kavramıyla alakalıdır.
Bir yerin mamur hale getirilmesi için dört temel ilkenin o bölgede uygulanması zorunludur. Bu adeta Kur’an-ı Kerim ve hadisi şeriflerden çıkarılmış bir reçete gibidir. Bu reçete hasta bir toplumu iyileştirir, sağlıklı bir toplumu da gelebilecek tehlikelere karşı korur. Reçeteye uymamak İslam Barış Medeniyetinin yeniden inşasına en büyük engeldir. Bu dört temel ilkeye uyan toplumlar gelişip kalkınırken uymayan toplumlar perişan olmuştur. Bu dört temel ilke:
1- Emir Bi’l-Ma‘Rûf Nehiy Ani’l-Münker:
Kuranda İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Al-i İmran 104) buyrulmakta. Medeniyeti oluşturan bireyler, yaşadığı toplumda meydana gelen olumsuzluklara, yanlışlık ve kötülüklere karşı hassasiyet ve farkındalık içinde olmaları gerekir. Günümüzde çeşitli sebeplerle bu ilkenin terkedilmesi dolayısıyla toplumda zararlı akımlar ve kişiler çoğalmakta
2-Dünyevileşmenin önlenmesi:
Dinin öngördüğü üretim ve tüketime dair ahlaki ilkeleri unutmak, dünyalıkların çekiciliğine kapılarak bütün hedef çaba ve gayreti dünyaya has kılmaktır. Bunun sonucunda başta ahireti unutmak, kulluk görevini yerine getirmeme, lüks ve israfa dalma, gösteriş ve kibir içeren davranışlar sergileme, bencilce ve egoistçe bir hayat sürme gibi toplumları sosyal ve ahlaki çürümeye götüren etkenler ortaya çıkmakta.
3-Taklidin (Benzeşmenin) Yasaklanması: Yasaklamada amaç gelişmeye engel olmak değil; İslam medeniyetinin bütün karakteristik özellikleri ile ortaya çıkmasını sağlamaktır.
4- Ahlaki çöküntünün önlenmesi:
Kuranda sosyal değişimlerin seyri genel olarak ahlaki ilkelerle ilintili olarak sunulur. Ahlaki sapma sonunda yok olan kavimlerin hayatlarından kesitler anlatılır.
Örneğin itikadi bir sapma olan şirk, rahat ve konfor düşkünlüğü, elde ettikleri mali güç ve servet nedeniyle haddi aşıp şımarmak, atalarının anlayışı ve düşüncelerine körü körüne bağlanmak, kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlama, Allaha ve onun verdiği nimetlere karşı vefasızlık yapmak, zulüm gibi Allah’ın emirlerine aykırı davranış ve uygulamalar toplumları helake götüren sebeplerdendir.
İslam’da; Torpil, iltimas, adam kayırma, toplumda kargaşa ve kaosa yol açabilecek sosyal ahlaksızlıklar ile ilgili tüm davranışlar yasaklanmıştır.
İslam dünyasında ve inanç sisteminde ticaret ve üretim ile ilgili herhangi bir engel teşkil edecek dini öğreti olmadığı halde İslam toplumunda ticaretle uğraşanların sermayelerini endüstriyel sermayeye dönüştürememiş olması, gelişmeyi sağlayacak rasyonel ve eleştirel düşünce sisteminden uzaklaşılması İslam medeniyetinin gelişmesine engel olmuştur.
Yukarıda sayılan itikadi ve dünyevi sapmaların daha çok bireysel değil cemaat, cemiyet, tarikat etrafında kümelenmiş insanlar vasıtasıyla genelde tepedeki ne diyorsa aynı mantık ve düşüncenin tabana kadar inmesi, hatta bu durumun siyasi tercihleri dahi etkilemesi gelişmeye ve kalkınmaya, İslam medeniyetinin yeniden inşasına engeldir.
.Mücadele Birliğinin - Millet Partisi Kadrolarının – kuruluşundan; 1970’de çıkardığı Yeniden Milli Mücadele dergisi ve kitaplarla günümüze kadar ısrarla “AKAİD” den bahsetmesinin temel nedeni doğru değerler dizisine ulaşma noktaları oluşturmak ahlaki çöküntüyü önlemek içindir.
Engeller Aşılır mı?
Tüm gelişmeleri dinamik tahlil metoduyla değerlendirmek, sebep ve sonuçlarından yola çıkarak doğru tespitlerde bulunmak, yapılan tespitler doğrultusunda kararlar almak, alınan kararlarda mantıklı ve tutarlı olmak, hedef odaklı amaca en hızlı ulaşacak şekilde adımlar atmak, veri odaklı kararlar vermek, mevcut kanıt ve bilgilere dayalı sonuçlar üretmek yerine duygusal tepkiler vermek gelişmeye engeldir.
Osmanlı Devleti’nin çöküşü ve yaşanan mağlubiyetler bir taraftan Batı emperyalizmine karşı düşmanlık doğururken diğer taraftan ise "yeniden istikrara kavuşmak, galip devletleri taklit etmekle mümkündür" fikri yerleşir. Toplum kendi özlerinden, kültür ve medeniyetlerinden utanır veya en azından kuşkulanır hale getirilir.
Batı hayranlığı, bir çeşit aşağılık duygusunu besler, kendine yabancılaşma durumu toplumun önemli bir kesitinde etkisini gösterir…
Batının sömürge yönetimleri altında hürriyetlerini kaybetmiş Müslüman kitlelerin direnmesi hayli zor olsa da kimi şahsiyetler, ilmi, kültürel ve siyasi birtakım gayretlerin içine girer. Zamanla bu faaliyetler şahsi olmaktan çıkar ve son yüzyılda İslam dünyasının düşünce ve siyasetinde hayli etkili olan organize hareketlere dönüşür.
Aklın yolu birdir. Acil ilk soru: "bu durumdan nasıl kurtuluruz?" olur.. Fakat bu soruya doğruya en yakın cevabın verilmesi diğer bir sorunun cevabına bağlıdır: "Biz bu hale nasıl düştük?" Sorulara verilen cevaplar ve bunlara binaen ortaya koyulan çaba ve yöntemler ihya, tecdid veya ıslah kavramlarıyla da ifade edilir. İhya dirilişi, tecdid yenilenmeyi, ıslah ise düzeltme ve iyileştirmeyi ifade eder
Tarihte ve günümüzde zuhur eden aykırı ve radikal hareketler incelendiğinde radikalizm ile siyası belirsizlik arasında doğrudan bir ilişkinin olduğu; istikrarın hâkim olduğu, yönetimin ilkesel bazda yerli yerinde yürütüldüğü toplumlarda radikalizmin ve bu anlayışın doğurduğu radikal grupların daha az olduğu görülür.
Bugünkü Müslüman coğrafyada da benzer durum hakimdir. Sadece İslam toplumlarında değil, radikal grupların zuhur ettiği bölgelerin hepsinde istikrarsızlık vardır. Irak, Lübnan, Suriye ve Afganistan bu istikrarsızlığın hâkim olduğu yerlerdir.
Türkiye’de de 1980’lerde başlayıp 2000’e kadar devam eden süreç, radikal grupların en fazla gün yüzüne çıktığı bir dönemdir. Radikalizmden zarar gören toplumların evvela siyasi istikrarı sağlamaları gerekir. Binaenaleyh haklı gerekçeleri olsa dahi İslamî gelenekte devletin; Milletin teşkilatlanarak kendi özelliklerini korumak, toplum içinde düzeni ve adaleti sağlamak için oluşturulan güç kullanma yetkisine sahip yapının siyasi konumunu sarsacak durumlara cevaz verilmemiştir.
Bugün sözde demokratik ancak gizlice köleleştirilmiş yönetimler eliyle milletler üzerinde ekonomik ve kültürel diktatörlükler kurulduğuna devletlerin işgal edindiğine şahit oluyoruz.
Uluslararası emperyalizmin ekonomimizi tam bir sömürge ekonomisine dönüştürdüğüne, bütün kültür vasıtaları üzerinde kurduğu hakimiyetle dehşet verici ve örneği görülmemiş bir yıkımı sürdürdüğüne, milletin kanlı bir ölüm çukuruna itilmek istendiğine şahit oluyoruz.
Millet Partisinin hedefi olan yüce Türkiye Cumhuriyeti devletini kurtarma, koruma ve millileştirmeyi, gelişmenin önündeki engelleri kaldırmayı, ülkeyi Muhteşem Türkiye yapmayı, İslam Rönesansını gerçekleştirmeyi, İslam Barış Medeniyetini yeniden inşa etmeyi tüm vatanseverlerin kesin ve ortak hedefi haline getirmek her vatanseverin görevidir. Ortak hedeflerde birleşen milli kadrolarla tüm engeller aşılır.
Unutmayalım ki “İştirak etmediğimiz, çilesini çekmediğimiz bir kurtuluş mümkün değildir.” Milletimizin uyanması, basiretle hareket etmesi (Yanılmadan gerçekleri görebilmesi, gelecekle ilgili sezgi, uyanıklık, anlayış, kavrayış ve vizyon sahibi olması) dilek temenni ve duasıyla…
Kaynak: Millet Davası (Aykut Edibali), S.A. Araştırma notları
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
HEMŞİRELERİMİZ HAK ETTİĞİ DEĞERİ BEKLİYOR
KADİR DAYIOĞLU
SIRADA TÜRKÜLER VAR
Ali Rıza Navruz
SİTEMNÂME.. /16-19/
Mustafa Mete ÖZPINAR
SADAKAT ve MUTLU AİLE NİĞMETTİR
Şaban Külhancıoğlu
MAHALLEMİZ 'BİR TANE'YDİ
Mustafa Cengiz
ÖZÜR DİLEYİNCE BU İŞ BİTİYOR MU?
Ahmet Sıvacı
ANNELER GÜNÜ ÖYLE Mİ?
Mustafa Göçer
DOĞA KÖRLÜĞÜNDEN UYANMALlYlZ
Faruk Ergan
KİMSE DUYMADAN
Bekir Oğuz Başaran
DEĞİŞMEM GAZELİ