Değerli Okurlarım,
"Düşünce Turu" başlığı altında, Kayseri Gerçek Haber ile Hakimiyet Gazetesi'nde, Kayseri'nin meydanlarında, sokaklarında, parklarında ve mahallelerinde karşılaştığım insanlarla yaptığım sohbetleri kaleme alıyorum. Bu yazılar, yalnızca bir röportaj dizisi değildir. Aynı zamanda şehrimizin ruhunu, insanımızın sevinçlerini, hüzünlerini, umutlarını ve hayata bakışını anlamaya yönelik mütevazı bir arayıştır.
Hayatın merkezine ahlakı, eğitimi ve hareket felsefesini yerleştiren büyük mütefekkirlerimizden merhum Nurettin Topçu, "İnsan, fikir üzerinden değil, vicdan üzerinden okunmalıdır." der. Biz de Cumhuriyet Meydanı'nda sabahın erken saatlerinden itibaren banklara oturup sessizce günü karşılayan insanlarımızla yaptığımız sohbetleri bu anlayış çerçevesinde değerlendirmeye çalıştık.
Hayatın yorgunluğunu omuzlarında taşıyan bu insanlar, burada yalnızlıklarını, hatıralarını, umutlarını ve kimi zaman da içlerine gömdükleri hüzünlerini sessizce dillendiriyorlar. Güne nereden ve nasıl başlayacağını bilemeyen bu insanları sadece "emekli" sıfatıyla değerlendirmedik; onların suskunluklarını, bekleyişlerini ve iç dünyalarını anlamaya gayret ettik.
Geçen haftaki yazımda BAĞ-KUR emeklisi Hasan Bey ile yaptığım sohbetin sonunda, eski mekteplerden yetişmiş emekli bir öğretmenin dikkat çekici değerlendirmelerine yer vermiştim. Şöyle diyordu:
"Buradaki insanların bedenen de ruhen de birbirlerine çok benzediğini söyleyebilirim. Aslında burada dinlediğimiz her hayat hikâyesi, binlerce emeklinin ortak hikâyesidir. Hepimiz hayatımız boyunca kırılmalar yaşarız; başarısızlıklar, hayal kırıklıkları ve beklenmedik kayıplarla karşılaşırız. Fakat bazı insanlar bütün bu acıları bir yıkım değil, kendilerini yeniden inşa edecek bir şekillenme süreci olarak görürler. İnsan, yaptığı işlerle, kurduğu hayallerle, toplumdaki yeriyle ve vicdanının derinliklerinde taşıdığı değerlerle kim olduğunu öğrenir.
Bazıları ise kendi içinde başlayıp yine kendi içinde biten, hedefsiz ve yönsüz bir hayat sürer. Geçmişin yükünden kurtulamaz; yüzünde kimi zaman endişenin, kimi zaman kederin izlerini görürsünüz. İnsan hangi yolu seçerse, sonunda o yolun götürdüğü yere varır."
Bir süre sustu. Sonra sözlerine daha derin bir ifadeyle devam etti:
"Yaşlandığında kendisini hayattan kopmuş hisseden, hatalarından ders çıkarmayan insan için ihtiyarlık ağır bir yük hâline gelir. Geçmişin tozlu sayfaları birer birer açılır; unutulduğu sanılan hatıralar yeniden canlanır. İnsan bazen ömrünün son demlerinde bile hayatın hesabını yapmaya çalışır; fakat çoğu zaman asıl muhasebenin kendi vicdanında başladığını fark edemez.
Oysa Allah insana akıl vermiştir. İnsan, aklı sayesinde en zor şartları bile aşabilecek, acıyı olgunluğa dönüştürebilecek kudrete sahiptir. Ne var ki bugün insanımız sabretmeyi de şükretmeyi de yeterince bilmiyor. En önemlisi de sabır için Allah'a içtenlikle dua etmeyi ihmal ediyor."
Bu sözler üzerine yanımızda oturan bir başka emekli söze karıştı:
— Dua ediyorlar ama bir türlü kabul olmuyor, dedi.
Sonra hafifçe gülümseyerek ilave etti:
— "Allah'ım, bana zenginlerin fabrikasında çalışmayı, taş taşımayı, bağ bellemeyi nasip et." diye dua et; bak o zaman kabul olur. İnsan çalışmaya niyet edince dua da bereket kazanıyor.
Hemen yanı başında oturan Hacı Emin Efendi bu sözleri farklı yorumladı. Derin bir nefes aldı, başını hafifçe öne eğdi ve üç defa:
— Tevbe estağfirullah... Tevbe estağfirullah... Tevbe estağfirullah...
dedi.
Sohbetin farklı bir mecraya kaymaması için söze ben girdim.
— Bizim burada bulunma amacımız, insanların hayatlarında iz bırakan hatıraları yeniden hatırlamalarına vesile olmaktır. Çünkü insanı ayakta tutan şeylerden biri de kendisine iyi gelen hatıralardır. Bazen geçmişte yaşanmış güzel bir anıyı yeniden dile getirmek bile ruhumuza ferahlık verir, dedim.
Bu defa emekli öğretmen İlyas Bey sözü devraldı:
"Bu dünyada kalıcı olan ne var ki? Hayat biraz da rüyalarla hakikatin iç içe geçtiği uzun bir yolculuktur. Kimi insanlar zamanın nasıl geçtiğini fark etmez. Çünkü işleri yolundadır, gönülleri huzurludur. Kimi insanlar ise düzen kuramamış, üretmekten uzaklaşmış bir hayatın içinde zamanla boğuşur. Onlar için saatler geçmek bilmez. Çabuk öfkelenir, isteksiz konuşur, içleri daralır. Bir yerde uzun süre oturamazlar.
,Tembellik, insanın kendisini olduğundan büyük görmeye başlamasıyla da beslenebilir. Kibir ve haddini bilmezlik, insanı önce huzursuz eder; ardından sıkıntıya sürükler. Sıkıntı ise zamanla acıya, yalnızlığa ve ruh yorgunluğuna dönüşür."
Öğle vakti yaklaşmıştı. Güneş artık Cumhuriyet Meydanı'nın taşlarına dik açıyla vuruyordu. Banklarda oturan insanların gölgeleri kısalmış, sohbetler yavaş yavaş yerini sessizliğe bırakmıştı.
O gün yine bu güzel insanlardan çok şey öğrendim.
Meydandan ayrılırken aklıma merhum İlber Ortaylı'nın şu sözü geldi:
"Hayatınızda size yeni bir ufuk açacak, size bir değer katacak insanlarla karşılaştığınızda mutlaka bir şey öğrenirsiniz. Düşünceniz yeni bir boyut kazanır, hayata bakışınız değişir. O yeni boyut bazen yanlış da olabilir; zararı yoktur. Çünkü yanlışlar da zaman içinde insanı doğruya ulaştırır."
Cumhuriyet Meydanı'ndan ayrılırken not defterimde sadece cümleler değil, insanı anlamanın en doğru yolunun önce onu sabırla dinlemek olduğu gerçeği de vardı. Çünkü bazen en derin hayat dersleri, bir meydandaki mütevazı bankta sessizce oturan insanların dilinden dökülür. (Devam edecek...)