Bireyin iradesinden söz ettiğimiz gibi devletin de bir iradesi vardır.
Bir devletin gücü yalnızca ordusunda, hazinesinde veya kanunlarının çokluğunda aranamaz.
Asıl güç, devletin adaleti yaşatabilme, hukuku koruyabilme ve vatandaşında güven duygusu oluşturabilme iradesinde saklıdır.
İradesi zayıflayan devlet, yavaş yavaş kendi temellerini kaybetmeye başlar.
Devletin kurumları görevlerini yapamaz hâle geldiğinde yalnızca kurumlar değil, toplumun birbirine bağlandığı görünmez bağlar da kopar.
Nurettin Topçu, devlet iradesinin zayıflamasını şu çarpıcı ifadelerle anlatır:
“Devlet iradesinin zayıflaması, onun mistik varlığının yarattığı mukaddesat bağlarının koparılması suretiyle olur: kanundan korkulmaz, bilime değer verilmez.
Vatandaşlar arasında hukukî bağlar gevşer; toplum düzeni zayıflar”.
Topçu'nun dikkat çektiği bu çözülme, toplumun bütün katmanlarına sirayet eder.
Okulda öğretmene, mahkemede yargıca, camide imama, şehirde yöneticiye, sokakta güvenliği sağlayan görevlilere, aile içinde birbirine duyulan güven zedelenir.
Adaletin yerini kayırmacılık, emeğin yerini çıkar, liyakatin yerini yakınlık aldığı zaman devletin iradesi de yara almaya başlar.
Çalışan ile çalışmayan arasındaki fark ortadan kalkar; alın teri değersizleşir.
Bilginin ve emeğin yerine para, makam ve ilişkiler geçmeye başladığında toplumun vicdanı da yavaş yavaş susar.
Kurumların içerisine güvensizlik yerleşir.
Bilim kurumlarında, eğitim kurumlarında, hatta dinî kurumlarda bile ayrışmalar ve fitneler baş gösterir.
Halk sınıflara ayrılır; alıcı satıcıya, esnaf memura, vatandaş devlete, evlat babaya yabancılaşır.
Büyük küçüğe, küçük büyüğe söz dinletemez hâle gelir.
Böyle bir toplumda artık yalnız düzen bozulmaz; insanın insana bakışı değişir.
Güvenin olmadığı yerde adalet yaşayamaz.
Adaletin olmadığı yerde devletin itibarı zedelenir.
Devletin itibarı zedelendiğinde ise toplumun ortak geleceğine olan inanç sarsılır.
Topçu'nun ifadesiyle bu çözülmenin sonunda geriye korkunç bir manzara kalır:
“Bu enkazın altında yalnız bir ses yükselir: Alkış sesi, minnet sesi, zillet sesi.”
Bu söz, yalnızca bir devletin değil, aynı zamanda iradesini kaybetmiş bir toplumun da portresidir.
Çünkü iradesiz insan ne kadar tehlikeliyse, iradesini kaybetmiş devlet de o kadar tehlikelidir.
Bireyin iradesi nefsinin esiri olduğunda insan küçülür; devletin iradesi çıkarın, korkunun ve liyakatsizliğin esiri olduğunda toplum küçülür.
Öyleyse mesele yalnızca güçlü bir devlet kurmak değildir.
Mesele, iradeli insanlardan ve iradesini adaletle kullanan kurumlardan oluşan bir toplum meydana getirmektir.
İnsanın kendi nefsine karşı, toplumun kendi zaaflarına karşı, devletin de adaletsizliğe ve yozlaşmaya karşı irade göstermesi gerekir.
Çünkü insanı insan yapan yalnızca düşünmesi değil, düşündüğünü doğruya yöneltebilmesidir.
Devleti devlet yapan da yalnızca kanunlarının bulunması değil, o kanunları adaletle uygulama iradesine sahip olmasıdır. (Nurettin Topçu, İradenin Davası, s. 53, Hareket Yayınları, 1974.