Sosyolog Mehmet ARPA
Sosyal bir ortama girdiğimizde çoğumuz benzer bir tabloyla karşılaşırız: Bir köşede rahatça kaynaşan, sohbet eden, ilgiyi doğal bir biçimde üzerine çeken insanlar; diğer tarafta ise köşesine çekilmiş, görünmez olduğunu hisseden ve "Beni neden kimse fark etmiyor?" diye içten içe hayıflanan bireyler.
Genellikle bu durumu şanssızlıkla, içe kapanıklıkla ya da ortamın soğukluğuyla açıklarız. Oysa mesele sanıldığı kadar karmaşık veya tesadüfi değildir. Çoğu zaman bir ortamda yalnız kalmamızın sebebi sevilmememiz değil; farkında olmadan çevreye yaydığımız yanlış iletişim sinyalleridir. İnsanlar henüz tek bir kelime dahi etmeden birbirlerini beden dilleri, duruşları ve yaydıkları enerji üzerinden okurlar.
Sosyal ilişkilerde görünmez bir mıknatıs etkisi oluşturmanın ve saygın bir iletişim alanı açmanın dört temel kuralı vardır:
1. İlk Üç Saniyenin GücüSosyal temas, konuşmayla değil göz hizasında başlar. Bir mekana başı önde, gözleri kaçırarak ve elde telefonla giren bir kişi "Kimseyi rahatsız etmeyeyim" diye düşünüyor olabilir; fakat dışarıya iletilen mesaj açıkça "Bana yaklaşma, iletişime kapalıyım" şeklindedir. İletişim kapısı daha baştan kilitlenir.
Buna karşılık, başı dik, omuzları rahat, mekanı sakin bir bakışla süzen ve biriyle göz göze geldiğinde bakışlarını kaçırmak yerine hafif bir tebessümle selam veren insan, karşı tarafa güven aşılar. Bu küçük jest, "Ben bu ortamda güvendeyim ve iletişime açığım" tohumunu eker.
2. Kilitli Beden Dilinden SıyrılmakSözler susarken beden konuşmaya devam eder. Göğüste kavuşturulmuş kollar savunmayı, dönük omuzlar uzaklaşma isteğini, sürekli ekrana kilitlenmiş gözler ise meşguliyeti haykırır. İnsan bazen içinde büyük bir sohbet etme arzusu taşısa dahi, kapalı beden dili yüzünden çevresine soğuk ve mesafeli görünebilir.
İletişim kapısını açık tutmanın yolu; omuzları ortama dönük tutmak, kollarla bariyer kurmamak ve yüzdeki gerginliği bırakıp ölçülü bir tebessümle var olmaktır. Rol yapmaya gerek yoktur; sadece iletişimi engelleyen bedensel kilitleri açmak yeterlidir.
3. "Muhtaçlık" Hissinden ÖzgürleşmekSosyal alanlardaki en belirgin hata, onay ve ilgi açlığıdır. Bir köşede "Keşke biri gelse de benimle konuşsa" beklentisiyle bekleyen birinin yaydığı gerginlik dışarıdan hemen hissedilir. İnsan psikolojisi muhtaçlık sinyalinden içgüdüsel olarak uzaklaşır; çünkü yapışkan ve yorucu bir ilgiyle karşılaşmaktan çekinir.
Buna karşın, kendi halinde meşgul olan, ortamda bulunmaktan tek başına dahi keyif alabilen, bir kitaba ya da anın akışına odaklanan insanlar doğal bir çekim alanı yaratır. "Ben iyiyim, varlığım kimsenin onayına muhtaç değil" rahatlığı, insanları kendiliğinden o kişiye doğru çeker.
4. Kırılma Noktası: Kabul Görme Kaygısını BırakmakTüm bu sürecin en kritik halkası, zihindeki o temel korkuyu kırmaktır: "Benimle konuşmazlarsa ben değersizim." Bu düşünce, bireyi sürekli onay arayan tedirgin bir konuma hapseder.
Özgüvenli bireyin duruşu ise çok daha berraktır: "Ben buradayım ve keyfim yerinde; sohbet eden olursa ne âlâ, olmazsa da hayat kendi akışında güzel."
İnsanlar, kendileriyle konuşulmaya mecbur bırakılmadıkları, ancak konuştuklarında ağırlık ve samimiyet hissettikleri karakterlerle vakit geçirmek isterler. Siz başkalarını kovalamayı, onay beklemeyi ve kendinizi kapatmayı bıraktığınızda; saygı ve iletişim zaten sizi bulacaktır.