“Ak Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahit Cıngı’nın aktardığı bilgilere göre 1835 yılında, Talas’ta yaşayan Mıgırdiç Asadur adlı Ermeni usta, Kayseri’nin ilk matbaalarından birini kurdu. Anadolu’da özel girişimle kurulan erken dönem matbaalar arasında gösterilen bu küçük basımevi, şehirde yazılı kültürün yaygınlaşmasına katkı sundu.
**
… Talas’taki matbaada İncil nüshaları, okul kitapları ve çeşitli duyurular basıldı. Kurşun harflerin tek tek dizildiği, satırların elde hazırlandığı baskı sürecinde üretim tamamen ustaların emeğiyle gerçekleştirildi.” (Kayseri Anadolu Haber, Sümeyye Koşar, 26 Nisan 2026)
**
Güzel bir bilgi, güzel bir haber. Dostumuz Cıngı, bir de kaynağını açıklasa çok iyi olurmuş. Yoksa, askıda kalır. Haberde yazıldığı gibi; “ilk matbaalardan biri!” ifadesi biraz kafamı karıştırdı, doğrusu. Bir yazım hatası mı, yoksa birkaç tane daha var mıydı?
**
Önemli bilgiyi, çapraz sorgulamak için o yörenin uzmanı, ki onsuz tarihini yazamazsınız, Hüseyin Cömert Hocamı aradım. Bilginin kısmen doğru olduğunu ama yerinin Talas değil, Zincidere manastırı olduğunu, ustalardan birisinin Ağırnaslı bir Rum ve Talaslı bir Ermeni usta olduğunu söyledi. Kullanılan kalıplar da ahşaptan yapılmış, oldukça ilkelmiş.
**
Asıl matbaa Muammer Beyin mutasarrıflığında, 1909’da Kayseri merkezde açılmış; ilk gazete de Yunus Bekir tarafından çıkartılan Erciyes haftalık gazeteymiş.
**
Pazar günü Eyüp Hocam (Özbay) aradı, “kitap fuarına” gitmemizi teklif etti. Ayrıca son günüymüş de… Halsizlik vardı üzerimde, kıramadım hocamı, “peki!” dedim. Gittik…
**
Park alanına vardık. Araç parkında çok zorlandık. Nihayet, harika minarelere sahip, hangi mimarın elinden çıktığını bilemediğim, Selçuklu, Osmanlı üslubunu yansıtmayan, sanırım türünün ilk örneği olan Cami minaresinin yakın bir yerde aracımızı park edebildik.
**
Ana kapıdan girdik, adeta panayır yeri gibiydi… İnsanlar hınca hınç doldurmuştu. Çocukların çokluğu dikkat çekiyordu. Acaba bunda, okul yöneticilerinin teşviki var mıydı? Fuar binasının içine girince bunu daha iyi görüyordunuz. Çocukların yoğun olduğu stantlar dini kitaplar ve “din soslu” çocuk kitaplarının yoğun oldukları idi. Mesela, TÜBİTAK çocuk reyonunun önünde pek çocuk yoktu.
**
Kim bilir belki de bu, “dindar nesil yetiştirme!” projesinin bir parçasıydı, okul idarecileri, teşvik ediyordu. Neyse.
Hocamla iyice gezdik, tabii bir ara maske takmak zorunda kaldım. Öyle ya, çok kalabalıktı, bir enfeksiyon kaparım korkusu idi…
**
Kırmızı Kedi dışında aykırı ve sol kitap satışı yapan reyona pek rastlamadım. Belki de ben göremedim. Tabii, ilahiyatçı İhsan Eliaçık da yoktu. Hocamıza birkaç yıl önce yapılan saldırı hala belleklerde.
**
Sanırım Celal Şengör, Mustafa Öztürk, Mehmet Okuyan, Yasin Ceylan, Niyazi Kahveci gelse onlarda benzeri akıbete uğrayacaklar. Bu tür tepkileri kim tertip ediyor? Bilemem. Belki de spontanedir. Ne olursa olsun, bu kente yakışmaz.
**
Dostlar böyle bir kente ne sanat, ne kültür ve ne de edebiyat üretilir. Mesela şehrimizde, çok miktarda İslam dışı dini yapı var, bunları imar ve inşa etsek, inanç turizmine açsak olmaz mı? Bal gibi olur.
**
Büyükşehrin restore ettiği, kütüphane olarak kullanılan, Kiçikapı’da ki Meryem Ana; Zadik Toker’in başında bulunduğu vakfın himayelerinde faaliyetini sürdüren, Caferbey’de bulunan Anadolu’daki “ilk kilise” olarak bilinen Surp Krikor Lusaroviç Kilisesi’nde geleneksel “Miçing Ayini” yapılır her yıl.
Bırakınız bizleri, ricali devletten kaç kişi biliyor bunu? Mesela, Ayine katılan, misafirleri ağırlayan bir belediye var mı, acaba? Ben bilmiyorum.
**
Toker’in dedesi, “Penyamin kalfa”, ünlü pastırma ve sucuk ustası. Hemşerimiz. Büyük üreticiler, Penyamin kalfayı, kaçırmak istemez, hatta ortak alırlardı. Yine vakıfta, yedek üye, babası Lise’den arkadaşımız (bizden bir sene sonra) Ohannes Arpacı’nın oğlu Ararat da var. Baba oğul çok ünlü kuyumcu ve mücevheratçı.
Bizim evladımız gibi. Kayseri’ye geldiler mi mutlaka uğrarlar? Hal, hatır sorarız. Rahmetli anneleri Juliet, bizim bağı çok severdi. Toprağı bol olsun. Kutsal günlerde birbirimizi tebrik ederiz, uzaktan, telefonla da olsa.
**
Deme o ki, bu iki kadim kilise ihya edildi de dinden mi çıktık ya da Rumlar, Ermeniler Kayseri’yi mi istila ettiler? Ülkemizin dört bir yanına “inanç turizmi” babında milyonlarca yerli ve yabancı ziyaret eder inanç yerlerini ama Kayseri bundan neden pay alamaz, anlaşılır gibi değil.
**
Bırakınız “inanç turizmini”, normal turist bile gelmez oldu kentimize, neden? Başkanlar, şapkalarını önlerine koysunlar, biraz düşünsünler. Bakınız, bizler Lise’de okurken, turist taşıyan en az üç otobüs, Turan oteli önünde park ederdi. Ben Büyükşehrin yerinde olayım, “tur operatörlerini” davet eder, onların görüşlerini alırım. En iyisini onlar bilir.
**
Kayseri’de ilk matbaanın iki asır önce kurulduğu ve bunun bir Ermeni usta tarafından yapıldığı bilgisi güzel bir bilgi. Peki, iki asır sonra hangi noktadayız, düşünmez mi insan?
**
Gelelim fuara… Gezerken, saman içerisinde iğne arar gibi, bizim yerel yayıncıları aradık, sonuçta bulduk. En uzağa, insanların gezmekten, artık tokatları yetmeyeceği yerdeydi. Çok üzüldüm. Zorlansam da Eyüp Hocamla gittik, ziyaret ettik, tek tek. İnanın çok sıcak ilgilerinden mahcup oldum.
**
Çoğunu çok yakından tanıdığım Ziya Şahin, Abdullah Ayata, Ahmet Sıvacı, Ali Peker, koleksiyoner Faruk Yaman, Yüksel Kalkan, bağışlasınlar, yaşlılıktan olsa gerek, isimlerini anımsayamadığım birçok dostumla karşılaştım. Kimi ile ayakta, kimi ile oturarak, kısada olsa sohbet etme fırsatı bulduk. Hem hasret giderdik, hem de mola verdik. Birkaç kare de fotoğraf çekindik. Sonra vedalaştık.
**
Tabii, bu vesile ile Memduh Başkan’dan bir ricam var. Gerçi, fuar işleticisi ayrı bir kişi ama etkileri olur muhakkak. Değerli Başkanım, yerel yazar ve çizerlere, kuytu köşelerde değil de, daha görülebilir yerlerde yer ayrılması, gerekli kolaylıklarında gösterilmesini beklerim. İnanın üzüldüm, ama dostlarıma hissettirmedim.
**
Ne yani, kusura kalmasınlar hepsinin büyüğüyüm, bu çocuklar “üvey evlat mı”, yani? Şunu unutmayın; “Marifet iltifata tabiidir!” diye güzel bir söz var.
**
Dostlarımdan ayrıldıktan sonra, yine gezerek çıktık hocamla. Bu arada Recep Bulut dostumuzu gördüm. Başı kalabalıktı, okurlarına imza atıyordu. Kusura kalmasın, rahatsız etmek istedim. Kusura kalmasın.