Bu köşede 8.12.2025 tarihinde “BUNLAR AKILLI MİLLET APTAL MI?” başlıklı bir yazı paylaştık. Bugün konuyu farklı bir açıdan ele alarak toplumların nasıl aptallaştırıldığına değineceğiz ve soracağız “BİZ APTAL MIYIZ?
Türk dil kurumu sözlüğünde aptal: “Zekâsının azlığından dolayı yeterince düşünemeyip akıllıca hareket edemeyen” şeklinde tanımlanır. Bonhoeffer toplumsal aptallık zeka azlığından değil toplum mühendisliği sonucu oluşur der ve aptallığın teorisini yazar.
Almanya’da 31 Temmuz 1932'de seçimler yapılır. Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi, yüzde 34 oy alarak, 608 üyeli Alman meclisinde, 230 milletvekiline sahip olur. Adolf Hitler, 30 0cak 1933 tarihinde Şansölye olarak atanır.
Aradan bir yıl bile geçmez. 12 Kasım 1933'de erken seçim yapılır. Yüzde doksan bir oy alan Hitler, 661 milletvekilinin tamamını alır. Artık Tek Adam; yani diktatör dür.
Alman bilim insanları, Alman teknolojisi, Alman Üniversiteleri, Leibniz, Kant, Hegel, Marx, Nietzsche, Goethe gibi dünya düşün tarihinin en önemli Alman düşünürleri, Almanya'nın o dönemde ulaştığı yüksek gelişmişlik seviyesi, ilkokuldan başlamak üzere Alman eğitim sisteminin mükemmelliği, Alman ailelerinin, daha bebeklikten başlayarak iyi eğittiği çocukları; eğitimli Alman toplumu, Hitler işte böyle donanımlı, eğitimli bir halkı, iki yıla varmadan kölesi haline getirir, çadır maymununa döndürür.
Bilimin, sanatın, teknolojinin, kültürün merkezi kabul edilen Almanya'nın sahibi olur. Nasıl oluyordu da cahil ve ruh hastası bir adam, böyle eğitimli bir halkı peşinden sürükleyebiliyordu?
Bilim insanlarına, akademisyenlere, subaylara; her bakımdan yetişmiş insanlara hükmedebiliyordu?
Almanya tarihinin en karanlık döneminden geçerken, masum insanların dükkanları taşlanır, kadınlar ve çocuklar sokak ortasında zalimce aşağılanır, gazeteciler dövülür, siyasi cinayetler işlenir, Hitleri eleştirenler tutuklanır, muhalif her çıkış cezalandırılır. Yargı Hitler'in sopası olur.
Berlin'de artık hakimler yoktur; Berlin'de artık hakim koltuğuna oturtulmuş soytarılar bulunur. Tek adam rejiminin namussuz savcıları, şerefsiz hakimleri vardır.
Ordu rejimin ordusu, polis rejimin polisi olur. Nazi milisler sokaklara devriye gezer.
Genç bir papaz olan Dietrich Bonhoeffer, zulme karşı çıkar; itiraz eder. Bu sebeple hemen hapse atılır. Ağır işkencelerden geçirilir. Hapisteyken bu konu üzerine uzun uzun düşünür.
Sayısız filozof, şair, fikir ve bilim adamı çıkaran bu toplum, böyle bir kültür; nasıl olmuştu da organize kötülüğün, zalimliğin, korkaklığın, cehaletin ve suçun merkezi haline gelmişti?
Sonunda Bonhoeffer işin içerisinden çıkar. "Sorunun kökeninde kötülük değil, aptallık yatıyor" der.
Ona göre: Kötülükle mücadele etmek mümkündü, kötülükle bir şekilde başa çıkılabilirdi. Fakat organize olmuş ahmaklar sürüsüne karşı yapılabilecek hiçbir şey yoktu.
Anlatacağınız gerçekler, ortaya koyduğunuz kanıtlar, onlara etki etmiyordu. Mantıklı gerekçeler sunduğunuzda önce reddediyorlardı. Reddedemeyecek hale geldiklerinde; en yaşamsal, en insani, en ahlaki, en bilimsel gerçekleri önemsizleştiriyorlardı.
Herhangi basit ve anlaşılır bir konuda bile ortak noktada buluşabilmeniz mümkün olmuyordu.
Aptal insanlar hallerinden memnundular. Saldırıya hazır haldeydiler. Saldırıya geçtiklerinde kötü insanlardan çok daha tehlikeli oluyorlardı. Acımasız ve vicdansızdılar.
Bonhoeffer aptallıkla mücadele edebilmek için önce onun doğasını anlamaya çalışır. Vardığı sonuç şudur: Aptallık bir zekâ problemi değil, aptallık ahlâkî bir problemdir
Entelektüel birikimleri, iyi eğitimleri olduğu halde insanlar aptal olabiliyorlardı. Aptallığın doğuştan gelen bir zeka yetersizliği olduğu ileri sürülebilirdi. Ama bu görüş kitleleri kısa zamanda etkileyen toplumsal aptallığı açıklayamıyordu.
İnsanlar belli koşullar altında aptallaşır. Başkalarının kendilerini aptallaştırmasına izin verir. Buradan yola çıkarak, aptallığın psikolojik değil, sosyolojik bir sorun olduğu sonucuna varılır.
İnsanların ahlâkî ve entelektüel birikimleri bir anda yok olmaz. Diktatör gücünü arttırdıkça, insanlar o gücün büyüsüne kapılır, bağımsız düşünme yetilerini kaybederler.
Karşı koymak yerine aptallaşarak sürüde koyun olmayı yeğlerler. Aptallık onlar için konfor alanı oluşturur. Gözlerine sokulan gerçekleri inatla reddederler.
Onlarla konuştuğunuzda bir insanla değil, sloganlarla konuşmaya ayarlanmış bir robotla karşı karşıya olduğunuz hissine kapılırsınız. Büyülenmiş gibidirler.
Onları bu ağır şizofreni uykusundan çıkarmanın tek yolu bağımsız ve özgür olmalarını sağlamaktı. Tek adamın yönettiği Almanya'da bu nasıl mümkün olabilirdi?
Bonhoeffer'in bu düşünceleri Naziler için kabul edilemezdi. 9 Nisan 1945 günü sabaha karşı, aptallığın teorisini yazan Bonhoeffer bir toplama kampının darağacına asılarak öldürülür.
Almanlar ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsız ve özgür olabilir. Aptallıktan kurtulabilir. Bedelini ağır öderler. Yirmi iki milyon Alman ölür, Almanya harabeye döner.
Conrad Adenaur'un şu sözleri tarihe geçer: "Umarım bir daha İsa bile gelse tüm yetkiyi tek kişiye verecek kadar aptal olmayız" der.
Hitler dönemi deneyimini yaşamış Şansölye Adenaur doğru söylüyordu. Bir toplum tüm yetkileri tek kişiye verecek kadar aptal olmamalıydı...
Bugün sorulması geren soru: “Biz aptal mıyız?!..
Faruk Ergan
PEDRO SANCHEZ
KADİR DAYIOĞLU
DÜN GEÇTİ GİTTİ CANCAĞIZIM!
AHMET KARAASLAN
ÇOKLU ZEKA KURAMI
Mustafa Temizer
TOPLUM NASIL APTALLAŞIR? BİZ APTAL MIYIZ?
Mustafa Cengiz
BU SAATTEN SONRA SÜPER LİG TRENİ KAÇMAZ!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
ARADIĞINI BULMAKTAN ÇOK, BULDUĞUNUN KIYMETİNİ BİLMEK ÖNEMLİ!...
Mustafa Göçer
ÜLKEMİZİN GÜNDEMİ ORMAN OLMALI
Ali Rıza Navruz
KİTAP VE KİTAP OKUMAK…
İhsan Görücü
SAPAN MİLLET ZALİM HACCACINI HAZIR BULUR
Ömer Faruk Kotay
UÇLARDAYIZ