20 HAZİRAN
PERŞEMBE
1997
---
“Gezdikçe bembeyaz gezinenler üçer beşer;
Bildim ki âhiret denilen yerdedir beşer...”
Ve Cahit KÜLEBİ de Yahya Kemal’in bu dizelerini okuyarak çekilip gitti aramızdan bu tarihte. O da mutlaka Hasan Ali KASIR gibi, şiirlerinden balyoz yapmıştır belâlarına dünyanın. Ve mutlaka o da şiiri mecburiyetten yazmış, gecelerde üstüne yorgan olarak örtmüştür. Allah gani gani rahmet eylesin demekten başka ne gelir ki elimizden sevgili Navruz. Oysa ne güzel hikâyesi vardı onun;
“Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz,
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz...
Benim doğduğum köylerde
Ceviz ağaçları yoktu,
Ben bu yüzden serinliğe hasretim
Okşa biraz...
Benim doğduğum köylerde
Buğday tarlaları yoktu ,
Dağıt saçlarını bebek
Savur biraz...
Benim doğduğum köylerde
Şimâl rüzgârları eserdi,
Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
Öp biraz...
Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı,
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz...
Benim doğduğum köylerde
İnsanlar gülmesini bilmezdi,
Ben bu yüzden böyle naçar kalmışım
Güldür biraz...
Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin.
Benim doğduğum köylerde güzeldi,
Sende anlat doğduğun köyleri
Anlat biraz...”
Helâl olsun ki ona, sağlam bir yüreği varmışta, seksen yıl dayanabilmiş bu dünyanın pisliklerine. Peki kabirde –bütün geçen şairler- ona şöyle bir soru yöneltirlerse;
“Hoş geldin eyâ berîd-i cânân
Bahşet bana bir nüvîd-i cânân
Cân ola fedâyı ıyd-i cânân
Yârin bize bir selâmı yok mu?”
Acep ne der ki onlara üstâd?!.. Belki de söyleyecek herhangi bir söz bulamaz da;
Düşündüm ki bu hâli ben önden sonra
Akl erdirdim dersem yalandır hâşâ.
Ahvâl-i âlemden bahsetmek bana
Düşmez, düşse bile pek dirâz olur..”
Mesti’nin bu dörtlüğü ile çıkar işin içinden gibi. Her neyse Navruz dostum, bize düşen bu gibi şairlerimizi unutmamak, unutturmamaktır. Bu toprak ana zaten önce bizleri bağrına basmayı hayaller durur. Bizlerden sonra da inşallah çocukların kalbini kuracak başka şairler de çıkacaktır. Yoksa mâzallah..
Şiir bir dikişte içilirse gerçekten yazık olur dostum. Şiir senin yaptığın gibi yudumlanmalıdır ki; o duygular yüreğin gönül damağında bir ulvi haz olarak kalabilsin. O bir cümle beynini zıngırdattıysa varsın olsun be Navruz. Belki de durgun suya o sert harflerden oluşan kelime ile bir taş atmışımdır. Ne diyelim ki sevgili dostum, ne diyelim ki!..
“Hikâyeti gâm-ı hicrân-ı yârı mı diyelim?
Şikâyet-i sitem-i rüzgârı mı diyelim?”
*
# Benden Bana Mektuplar
