Dünyaya gözlerimizi açalı her kulvarda kimi lehinde kimileri de aleyhinde eleştirel olarak sür-git, inkıtasız bir dinleti bir senfonidir laiklik muhabbeti. İç ve dış emperyallerin ülkelere baskı aracı, içerilerinde paralel devlet kurarak sömürgeleştirme diyeni mi ararsınız özgürleştirme dinin ve klan boy aşiret kodamanlarının tasallutundan halkları koruma çağdaş kalkanı diyenleri vs. hepisi bildiğiniz ve kanıksadığınız retorikler ama Prof . Dr. Yümni Sezenin “Türk Toplumunda Laiklik anlayışı” anket kitabını okuyunca konuşmaktan ve dinlemekten ikrah getirdiğimiz “Et-tekrar ahsen velev kane yüz seksen” diyor ve hiç sevmediği bıktığı dinletiye değişik bir anlam ve lezzet geliyor. Kitap ülke çapında yapılan bir anket ve ankette deneklere sorulan sorularla halkın verdiği yanıtlar o kadar farklı farklı ki hocanın kitabında okumaktan adeta yemekten içmekten tadına doyulmuyor.
Konuyla-laiklik- araştırma ve yorumlarının ekserisi ya ilahiyat-dini- veya hukuk, arasırada ideolojik-Kemalizm vs.- ve duygu heyecan yaratma sınırlarında kalmış, ilmi ve ikna edici olmayıp sadece hissi ve heyecani olmak aşamasını geçememiştir. Yani tartışmaların ilmi değeri yok gibidir kısaca. Çünkü yalnız ilahiyatla yetinmek -teoloji/dini- netice itibarıyla dinden fazla felsefeye yarayabilir ve o felsefe de tabiatı ile halkı hesaba katmayan bir dinleti gibi olabilmektedir. Kendi içine kapalı ve tekrar üzeri tekrarlardan ibaret olabilir. Dinin elinden geldiği kadar, karınca karınca yaşandığı bu cemiyetin sosyolojik- psiskolojik karakterinin aynel yakiyn tanınması gerekir ki şarttır. Olaya değindiğimiz minvalde yaklaşıldığında sadece laikliğin değil, kutsal olan dinin de anlaşılması ve eğer varsa sahih dinden sapmaların tesbiti, tefsiri kolaylaşır bizce. Sadece hukukta kalmak da insanlar arası sosyal münasebetleri sadece hukuki boyuta hapis etmek olur ki, laikliğin ve Müslüman Türk milletindeki yansımalarının anlaşmasına kifayet etmeyebilir. Çünkü bu uygulamalardan en çok sıkıntıya maruz kalanların başında dindarlar ve din adamlarıdır. Diğer taraftan ise bunların karşıtı pozisyoununda kalan hukukçu kesim olmuştur. Onlarda sonu gelmeyen yararı olmayan boş şeylerle gündeme gelmekten memnun değiller.
Yümni Sezen hoca yaptıkları anketle olgili olarak “Türk toplumunun laiklik hakkındaki kanaat yığılmalarını ve özel not yazanların fikirlerini tesbit ve değerlendirmeye çalıştık. Çalışmamızda çok sayıda dostumuz, arkadaşımız, meslektaşımız, öğrencimiz bize yardımcı oldu” diyor ve devam ediyor: “Kökü Osmanlı devletine uzanan Türk milliyetçileri, müslümanların önündeki tıkanan tıkacı açabilmek, Hrıstıyan Batı karşısındaki tıkanmışlığı kaldırabilmek, geri kalmışlıktan kurtulmak çağın, küresel şartların gerektirdiği dinamizmi yakalayabilmek için İslam dininin siyasi istismar konusu edilmesinin önlenmesini , yeni yorumlar getirilmesini istemişler bu vesileyle laikliğe de olumlu bakmışlardır. Fakat bir Batıcı araştırıcının ifade ettiği üzere “Türkiye Cumhuriyeti’nde laiklik ve Batıcılık, Türkçülerin tasavvur-hayal ettikleri seviyeleri aşmış yani ideal olan şekilde gelişmemiştir. Ahtabop gibi her yanı saran yegane hakim olan tek egemen diktatör “Devlet laisizmi olmuştur.”
Osmanlı döneminde devlet ve toplum olarak İslamiyet bakımından milletle devlet arasında bir çelişki yoktur. Gerçi devlet seviyesinde din teşkilatı vardır ve ulema sınıfı bulunmaktadır. Buna resmi din demek mümkündür. Fakat halkın islamlığı ile devletin İslamlığında mahiyet farklılığı mevcut değildir. 1699 Karlofça mağlubiyetinden sonra -Osmanlının Ruslara ilk yenilgisi- devlet kademesinde İslamı kaybetmemenin, içte ve dışa karşı eşsiz mücadelesini buluyoruz. Son nefesine kadar devletin bu mücadeleyi yaşadığı açıkça görülür. Bu mücadeleyi, daha iyi uygulama aramak, yeni olanla İslamı imtizaç ettirmek -güç birliği- gayretleri içinde yapmıştır Osmanlı devleti aliyesi. Son zamanlarında Osmanlının daha karmaşık bir durum içinde müdafaa ederken haksız tavırlara düşmüş olması -ki bu da gerçektir- dini kaybetmeme mücadelesindeki niyeti çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Önemli saydığımız cihet, bu mücadelenin devlet kademelerinde yapılmış olmasıdır. Cumhuriyet döneminde ise durum tersinedir. Müslümanlığı kaybetmeme mücadelesini yapan halk olmuştur. Çünkü açık bir çelişki başlamıştı. Devlet İslamlığı -daha doğrusu laisizm istikametinde devletin dini hayatı yönlendirmek istemesi- ile halk İslamlığı çelişkisi en çok Cumhuriyetin ilk 25 yılında yaşanmıştır. Şerif Mardin’in dediği gibi “Cumhuriyet, halkı hesaba katmadan resmi dinin -İslamın- yerine laikliği koymuştur.” Diye giriş yaptığı kitabında yaptıkları geniş çaplı ankette deneklerle yapılan soru cevap diyaloglarına geniş vermekte ve hissi heyecani değil baştan sonra ilmi ve siyasi realiteleri serdetmektedir. Fırsat buldukça konuları yazmaya devam etmek niyazıyla…
Mustafa Cengiz
KAYSERİSPOR’DAN 2025-26 SEZON DEĞERLENDİRMESİ…
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
CHP'Yİ SEÇİME GÖTÜRECEK İSİMLER VE KONUŞULANLAR!
Mustafa Göçer
NEDEN BU KADAR ÇOK ÇALIŞIYORUM?
KADİR DAYIOĞLU
KAYSERİ KIZ İLKÖĞRETMEN OKULU
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
1. İLETİŞİM SORUNU
Ali Rıza Navruz
SEVDA YOLU TÜRKÜSÜ
Mustafa Mete ÖZPINAR
MAHŞERDE ŞAHİDİMİZ BEDENİMİZ OLACAKTIR
M. Kemal Atik
BİR HÜZNÜN ARDINDAN
Şaban Külhancıoğlu
ANNELER GÜNÜ KAPİTALİZMİN TUZAĞI MI?
Mustafa Temizer
TÜRKİYE BİR HUKUK DEVLETİ Mİ? BU ÇAĞRI NEDEN ENGELLENİYOR?