Öğleden evvel 9.30’da kol başısı ile Horozköyü’ne ulaşan, Öncü Alayı’na köyün evlerinden ve bahçelerinden ateş açıldı. Çarpışmayla safdışı edilen şahısların, belirlenen hüviyetlerine göre, bunların Manisa’da yangın çıkartmak üzere kalan Ermeni çeteler olduğu anlaşıldı. Üç bölüğü bu kundakcı ve katil çeteler ve dağınık yunan askerleri tarafından durdurulduğu esnada, Öncü Alayı’nın büyük kısmı Horozköy üzerinden dolaşarak Bozköy’e sarkması üzerine çevrilen bu askerler tamamen yok edildi.
Yürüyüşe devem eden fırkanın büyük kısmı üzerine, Manisa istikametinden gelen oldukca kuvvetli bazı firari kafileleri düşüyordu. Bunlar artık kaçarak kurtulduklarını, Türk Ordusunun çok gerilerde bulunduğunu zannederek yollarda akla ve hayale gelmeyen her fenalığı yaparak ilerlerken karşılarında adalet sehbası gibi fırkayı görünce, delicesine saldırarak bazen tecavüz etmekte ve bazen kaçmakta idiler. Fırka kısa duruşlarla ve ayırdığı bir kısım kuvvetle bu düşman döküntülerini de uzaklaştırdı. Aşağı yukarı üçyüz kadar olan bu dağılmış, serseri düşman askerlerinin bir kısmı çarpışmayla yok edilmiş ve bir kısmı esir, diğer bir kısmıda dağlara firar suretiyle temizlendi. Artık fırkanın hareket sahaları açılmıştı. Yalnız , karanlık ve meçhül kalan çihet, düşmanın çeşitli yönlerlerden çekilen, veyahut yeni çıkardığı kuvvetlerle, İzmir civarında bir savunma hattı tesis edip etmediği keyfiyeti idi. Bu vaziyetin keşif ve tayini en ilerde bulunması sebebiyle, İkinci Süvari Fırkasına düşen bir vazife idi. Fırka takip ettiği doğrultunun ve hızlı hareketinin gerekleri olarak, İzmir’e doğru yürüyen Milli Ordunun en önünde bulunuyordu. Bozköyün ilerisindeki tepeler üzerinde gözetlene insanların bir düşman müdafaa kuvveti olup olmadığı anlaşılmak üzere, Fırka kumandanı bataryaya ateş açtırdı. Uzun uğultular yaparak çevrenin, ıztıraplı sessizliğini yırtan bu top sesleri, kurtarıcı Türk Ordusu’nun geldiğini ve kurtuluş gününün doğduğunu, Manisa Ovası’na ilan etti. Bu top seslerinin civar Türk köylerinde yarattığı sevinç ve manevi kuvvet ve avare ve perişan kaçan düşman döküntüleri üzerindeki korkunç etkileri, tasvir etmek mümkün değildi. Halk düşman toplarının patlayışındaki perişan ve boğuk gürültüye karşılık Türk toplarının heybetli ve kurtarıcı sesini tanıyordu.
-Bizim Toplar!!...diyorlardı.
-Bizim Toplar!!
Bunu söyleyenlerin, göğüsleri kabarıyor gözleri yaşarıyordu. Bu topların gök yüzünü dolduran yüksek seslerine, sanki birazda kendi ruhlarının sesi karışmış idi. Bir-iki top atışı neticesi, Bozköy’ün ilerisindeki tepelerde görülenlerin, dağlara çekilmiş Manisa ahalisi ve daha uzaklarda kaçışanların da düşman döküntüsü olduğu anlaşıldı, ve ateş kestirildi.
O sırada bir gün evvel Bornava’dan çıkmış olan onbeş yaşında bir Türk çocuğu fırkaya çok yararlı bir bilgiler verdi, çocuk Bornova ile Manisa arasında mühim bir düşman kuvveti bulunmadığını fakat, Bornova ve civarındaki köylerde , küme küme düşman askerleri bulunduğunu söylüyordu. Durum, 8/9/1922 öğleden evvel saat 10’da kolordu kumandanına bildirildi. Bu rapor 8/9/1922 öğleyin, Manisa’da emir almak üzere bulundurulacak olan subayla (Onüçüncü Alaydan subay vekili Hüseyin Efendi) gönderildi ve adı geçenle Bornova’dan gelen çocukla, ele geçirilen esirler de birleştirildi.
Fırka kumandanı bu raporunda, hızlı bir hareket ile Horozköy, Bozköy bölgesine ulaştığını bildirdikten sonra, ufak tefek engelleri temizliyerek hem Sapanca üzerinden İzmir istikametinde keşif yapmak ve hemde düşmanın buralarda karşı koyup koymayacağını meydana çıkarmak üzere, Alayı Sabuncu Beli yönüne doğru sevk edeceğini arz ediyordu. Durum, cidden çok nazik ve hassas, ve bizzat durumun gereğine göre karar almayı gerektirecek bir durumda idi. Saatler değil dakikalar bile özel bir değer arz etmişti.
Öğleden evvel saat 10.00’da, Horozköyü’nden yazılan raporu yanına alarak hareket etmiş olan subay vekili Hüseyin Efendinin Manisa’dan dönüşünün uzaması olasılığı vardı.
Bir müddet sonra Öncü Alayından alınan bir raporda:
Öğleden evvel saat 10.30’da Geçili ile Bozköy arasında, alayın yeniden ateşe tutulduğunu ve bir bölük terk edilerek, kalan kısımlarla yürüyüşe devam olunduğu bildiriliyordu ve düşman kuvvetinden çarpışma sonucu kırkbeş er esir edildiğinden onların gönderildiği ilave olunuyordu.
Bu suretle Öncü Alayı ilerledikçe, daha fazla, parça parça ve yoğun miktarda düşman dağınık askerleriyle çarpışmaya mecbur oluyordu. Esirler çeşitli Yunan kıtalarına ait idi. Bunlardan, düşmanın genel ve özel son durumlarına dair doğru ve sağlam bir bilgi alınamıyordu. Fakat her halde –zaman kazanmak için olsada- düşmanın İzmir civarında savunma düzeni alıp almadığını keşfetmek ve düşman artıklarıyla dolu olduğu görülen İzmir yolunu açmak ve bir an evvel İmir’i kurtarmak için, büyük bir heyecan ve cesaretle gelmekte olan Milli Orduyu aydınlatmak ve gerekirse düşman artıklarını ezerek şaşırtıcı bir sürat ve atılımla İzmir’e girmek görevinin, İkinci Süvari Fırkası’na ait olduğuna – durumu değerlendirerek- fırka kumandanı inanmıştı. Bu önemli görevi de ancak genel heyetiyle fırka yapabilirdi. Bu suretle İkinci Fırkaya, tarihi ve sorumluluk gerektiren ve şerefli bir görev dağıtımı demekti. Öğleden evvel saat 11.45’de, Fırka Kumandanı bütün bu düşünceleri özetliyerek Kolordu Kumandanına (Tuğgeneral Fahri Paşa) kısa bir rapor yazdı. Rapor, araziye ve fırka kumandanının aldığı karar, usul ve hareketi bilen, Muhafız Takım Kumandanı Kılınçarslan Efendi ile gönderildi, ve adı geçene kırkbeş esire, yeterli miktarda koruma eşlik edildi.
Bu rapor yazılıp gönderildikten sonra alınan karara uygun bir şekilde fırkaya şose ile Sabuncu Gediği İzmir istikametinde yürüyüşe devam emri verildi. Bu emir subaylar ve erler arasında nihayetsiz bir şevk ve sevinç uyandırmıştı.
İzmir’e doğru çeşitli yönlerden yürüyen muazzam ve muzaffer ordunun en ilerisinde bulunmak zevk ve saadetinin verdiği askeri ve tarihi bir neşe ile, artık atların başları doğrudan doğruya İzmir’e,İzmir şehrine çevrilmişti. İleriye doğru atılan her adım, fırkayı İzmir’e biraz daha yaklaştırıyordu. Devam Edecek
Mustafa Cengiz
NEFESLERİMİZİ TUTTUK, SON DOKUZ HAFTAYI BEKLİYORUZ…
Ali Rıza Navruz
HANGİ DAĞIN BİR KENARI YOL DEĞİL
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
SAVAŞ SADECE FÜZE ATMAKTAN MI İBARET!
KADİR DAYIOĞLU
YOLLAR, YOLLAR, YOLLAR…
AHMET KARAASLAN
BİR BAŞKA
Mustafa Mete ÖZPINAR
ORUCUN FAZİLETİ
Şaban Külhancıoğlu
BAĞIMLILIĞA BAĞLANMAK
Ahmet Sıvacı
HANGİ DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ?
Mustafa Göçer
BUYURUN TARTIŞALIM
Faruk Ergan
KADINLARIMIZ