9-Eylül-1922 (338)
8/9 1922 Gece yarısından saat 4.00’de, Yirminci Alay’ın keşif kollarından alınan raporlarda Bornova Ovasını örten son sırtlar üzerinde ki düşmanında, tahmin edildiği gibi kaçtığı ve yol civarında düşmandan eser kalmadığı bildirildi.
Yirminci alayın İkinci Bölüğünden çıkarılan subay keşif kolu kumandanı, teğmen Enver Efendi, İzmir’in onbeş kilometre kuzeyine kadar ilerlemiş, ovaya, İzmir’e ve limana hakim bir tepe üzerinde gözlemlerini bildiriyordu.
İzmir’in kapılarına, İzmir’e doğru tam bir süratle kaçan düşmandan evvel ulaşılmış bulunduğu şu sırada, ele geçirilen bu fırsatın kayıp edilmemesi çok önemli ve yaşamsal bir olay halinde idi. Düşman kaçarken bulduğu küçük fırsatları pek alçakcasına kötüye kullanıyor , nefes almaya vakit bulunca güzergahı kan ve ateş içinde bırakıyordu.
O nedenle 9-Eylül-1922 sabahı İzmir’e doğru açılmış olan sahayı İkinci Fırkanın bütün kuvvetiyle ele geçirmesi kaçınılmazdı.
Fırka Kumandanı Fırkaya yazdığı emirde:
Düşmanın tutunduğu siperlerden savuştuğunu ve Fırkanın Bornova istikametinde ileri harekete devamını ve bunun içinde Yirminci ve Dördüncü Alayların , Yirminci Alay kumandanı Kazım Beyin Kumandasında, derhal ileri yürüyüşe geçerek, rastladığı yerde düşmana yüklenerek atmasını emir etmekte ve Fırkanın genel heyetiyle yürüyüş sırasını açıkça belirtmekte idi. Bornova istikametine ileri yürüyüşe geçen İkinci Fırka, alaylarına durumu bizzat görerek daha esaslı emir vermek üzere İkinci Fırka Kumandanı Karargahı ile beraber, Bornova’nın aşağı yukarı üç kilometre doğusunda ve şose kenarında bulunan gözlem mevkiine geldi.
Tepeye çıkılınca İzmir ve deniz bütün büyüsü ve güzelliğiyle gözleri kamaştırıyordu. Milli Ordunun uğrunda bu kadar kan ve can feda edilen hedefi, sabahın ince ve hafif sisleri, doğuşun altın nurlu parlamaları içinde arzulu bir şekilde gülümsüyordu.
Tepeye çıkanlar:
-İzmir ve deniz diye elinde olmadan bağırmaktan kendilerini alamıyorlardı . İzmir ve deniz, Milli Ordunun bu ikiz ülkü kardeşleri hedefi, bütün güzelliği çıplaklığıyla kollarını açmış :
Artık geliniz diyordu.
Bu büyük ve yüce manzaranın göz kamaştıran huzurunda bütün kalpler buraya gelinceye kadar geçtikleri ölüm yollarını çektikleri sıkıntı ve zorlukları kısa bir an içinde düşündüler.
Yine böyle bir sabah, bu güzel deniz ve bu güzel İzmir, Helenin, ahlahsız, sarhoş ve sefil çocuklarının çirkin yatağına atılmak istenmiş ve kolları bağlanarak, sinesi süngülenerek damla damla sızan kanıyla Türk İzmir kesimhaneye götürülmüştü.
Fakat, o zaman Türk İzmir’in temiz ruhu, sinesi ve kalbi yaralı olarak kaçmış, Anavatanın içinde diyar diyar gezmiş, İnönülerde, Sakarya Vadilerinde ölümle göz göze gelmiş, Anavatanın büyük ruhuyla birlikte, her gördüğü ıztırab ve felaketten, yeni ve taze bir kudret ve kuvvet alarak gittikçe büyümüş ve nihayet Dumlıpınar’da bütün Yunan efsanelerini, İlyada’nın şiirlerini yırtarak uygarlıkta olgunluğunu, soylu üstünlüğünü ispat eylemiş ve bütün maddi ve manevi kuvvetlerinin ezici üstünlüğüyle o tecavüzcü ve katil düşmanı kutsal bağrında boğarak işte yine İzmir’e gelmişti.
Bu iki sabah arasında geçen karanlık ve korkunç günlerin bütün elem ve ıztırabını tepeye çıkanlar bir anda unutmuş gibi oldular.
O sırada Birinci Fırkanın kumandanıda karargahı ile gözlem mevkiine geldi. Birinci fırkaya bağlı diğer kıtalarda parça parça geliyorlardı.
İzmir limanında İtilaf Devletlerine ait iki büyük ve on kadar farklı büyüklükte savaş gemisi vardı. Bonava’dan İzmir’e doğru giden bir çok insan kafileleri görülüyordu. Rıhtımda gemiye bindirmeye ait hiçbir hareket yoktu. Kovalayan ordu, kaçan ordudan evvel hedefe ulaşmıştı.
Belli bir hedef olmamakla beraber İkinci Fırka bataryasıyla, Bornova’ya doğru birkaç top atış yapıldı. Atışa başlar başlamaz Bornova’daki evlerin pencerelerine farklı milletlere ait bayraklar asılmaya başlandı. Bu milletlerden bir çoklarının tutkulu siyasileri, yenilen Yunan Ordusunun destekçisi ve ortakları idiler. Her türlü uluslararası hukuk kurallarını çiğneyerek İzmir’e saldırtan, Yunan Ordusuna medeniyet ordusu diyenler, o ordunun yenilgisi üzerine yine bu bayrakları asarken kim bilir ne kadar vicdan azabı ve utanç ıstırabı duyuyorlardı?
Türk Ordusu, medeniyet ordusu diye memleketine musallat ettirilen orduyu, medeniyetin hakiki kuvvet ve silahıyla yenmişti. Ve ayaklar altına alınan uluslararası hukuku korumak ve ona uymakla, Milli Ordu uygarlıktaki üstünlüğünü göstermişti. Derhal ateş kestirildi, o sırada İzmir’den Bornova’ya tek bir lokomatif geldiği görüldüğünden (parlamenter) müzakere memuru olması ihtimali dolaysıyla On Üçüncü Alay Kumandanı Atif Bey Bornova üzerine bir bölükle gönderildi.
Gözetleme yerinde bulunan ve bütün hareket alanını gözleri ile görmekte olan Birinci ve İkinci Fırka Kumandanlarının müzakeresi neticesi:
Birinci Fırkanın, Kokluca’dan Kadifekale üzerinden, İkinci Fırka’nın da sağdan, yani Bornova’nın kuzeyindeki sırtlardan hareketleri kararlaştırıldı.
Yirminci Alay Bornova’nın kuzeyindeki sırtlara ve On Üçünü Alayın tamamıda Bornova yönünde yürüyüşe geçti.
Öncü olan Dördüncü Alayda Bornova’nın doğusundaki sırtlarda Zeytinlikler civarında bulunuyordu.
Yirminci Alay Bornova’nın kuzey sırtlarına ulaştığı zaman yapılan gözetlemelerde ciddi bir düşman faaliyeti görülmemişti. Hatta Yirminci Alayın bir bölüğü Bornova’nın hemen yakınından kuzeye geçiyordu.
Kıtalar arasında ileri gitmek konusunda özel ve açık bir rekabet vardı.
Ara sıra kesik kesik Bornova’dan silah sesleri geliyordu. Bu belirsiz silah sesleri bütün gerilerde Yunan Ordusunun yaptığı facianın, Bornova ve İzmir’de başladığı kanaatini veriyordu. Memleketi dahilinde harpetmek zorunda bulunan her kumandan gibi İkinci Fırka Kumandanıda böyle bir faciaya engel olmak his ve arzusundan vazgeçemezdi. Biran evvel Bornova ve İzmir’in ele geçirilmesi, düşman tarafından yapması olası faciaların ve yıkımların önünü alabilirdi.
İkinci Fırka kıtaları kararlaştırıldığı şekilde ileri doğru sürülmüş ve lazım gelen noktaları ve alanı ele geçirmişti. Birinci Fırka kıtalarının Kokluca ve Kadifekale’ye ulaşmasını bekleyerek geçirilecek zaman kısada olsa hem boş ve hem de telafi edilemez durumun yaşanmasına sebebiyet verebilirdi.
Kıtalar adeta birbirleriyle yarış yapıyormuş gibi sabırsızca ileri atılmak istiyordu.
İkinci Fırka Kumandanı bu uygun durumu göz önünde bulundurarak, artık tutulamayacak bir hale gelmiş olan kıtalarına Bornova ve İzmir’in ele geçirilmesini emretti. Bu tarihi ve çok önemli olan emirde:
Yirminci Alay Bornova’nın batısından ve Dördüncü Alay Bornova’nın içinden tarayarak İzmir yönünde hareket ve diğer fırka kıtaları da sıra ile Dördüncü Alayı takip edeceklerdir denilmekte idi.
Emri alan kıtalar , çelik bir hucumla ileri atıldı.
Manzara her Türk’e sonsuza kadar gurur duyduracak bir heybet meydana getirmişti. Birlikler adeta koşu meydanında son süratle yarışa katılanların verdiği heyecanın son haddini veriyordu. Artık düşman döküntülerinin ateşine ve karşı koymasınada önem verilmiyor, önlerine çıkan bütün engelleri göğüsliyerek, ezerek, çiğneyerek geçiyorlardı.
Halk ve kaçan düşman adeta manyetizma olmuş gibiydi. Derhal yıldırım hızıyla Bornova ele geçirildi. Devam Edecek
Mustafa Mete ÖZPINAR
ÇOK AÇ GÖZLÜMÜYÜZ NEDEN DOYMUYORUZ
KADİR DAYIOĞLU
BÜYÜKLERE MASALLAR...
Mustafa Cengiz
TARAFTAR TRANSFERİ BEKLİYOR!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AÇLIK SINIRI NEDİR, NASIL HESAPLANIR, NEYE YARAR?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM KALABALIĞI -2
Ali Rıza Navruz
SADETTİN KAPLAN (Ö:11.06.2016)
Mustafa Göçer
İLERLEYELİM ARKADAŞLAR.
Mustafa Acar
TOROS'UM
Ömer Faruk Kotay
İDDİANIZ OLSUN!
Mustafa Temizer
MİLLETTEN MİLLETE UYARI!