Dördüncü Alay kumandanı, Bonova’nın ele geçirilişini, Bornova İstasyonun’ndan yazdığı şu küçük raporla bildirdi:
İkinci Süvarı Fırkası Kumandanlığına
Alay öğleden evvel, saat 09.00’da, Şerafettin Bey kumandasında, iki bölük ile ve daha sonra kalan kısımlarıyla, Bornova’yı ele geçirmiştir.
Alaylar, güney-batıyönünde ilerlediklerini arz ederim.
Süvari Dördüncü Alay Kumandanı
Ali Reşat
Alay Bornova’ya girerken bir iki yerde düşman dağınık parçalarının ateşiyle karşılaşmış ve bu esnada Şerafettin Bey’in atı vurulmuştu. En önde kahraman ve seçkin sekiz piyade yürüyordu.
Yirminci Alay’ın Bayraklı civarındaki tersanenin kuzey sırtlarından görünmesi üzerine, Mersinli’ye doğru yürüyen dağınık düşman döküntüleri, şaşkın bir halde kaçmaya başlamış, kütle halinde kaçan bu askerler, On Üçüncü Alay’ın bir bölüğü tarafından çevrilerek esir edilmiştir ki, çeşitli rütbelerde 21’i subay olmak üzere 1000’den fazla erden oluşan bu toplululuklar, Mersinli’de bahçe içindeki yapılara yerleştirilmiştir.
En önde Dürdüncü Alay Kumandan yardımcısı Şerafettin Bey olduğu halde, Dördüncü ve Yirminci Alaylar tam bir düzen içinde caddeyi takiben ilerlemekte iken, soldan Punta (Alsancak)’daki un fabrikasından açılan ateşle, en önde yaya yürüyen kahraman erlerden üçü şehit oldu ve biri ağır şekilde yaralandı. Fakat artık ateşe önem verilmiyordu. Ara vermeden yürüyüşe devam edildi. Kıtaların , böyle metin ve cesur ileri atılışları karşısında ateş edenler bile, karşı konulamaz bir tesire kapılarak, ellerinden silahlarını atıyordu. Türk yiğitliğinin en parlak bir örneği olan bu yürüyüş ve İzmir’e giriş, seyredenlerin gözünde bir harika mahiyetini almıştı. Binlerce düşman döküntüleri ve silahlı Hırıstiyanlar ve çetelerle dolu olan İzmir’i, süvarilerin bu fedakar ileri atılışları hayran ve şaşkın bir hale getirmişti. Bilhassa yabancılar ve levantenler ve son dakikaya kadar, Türk Odusu’nun zaferine inanmak istemiyenler, gözlerinin önünde, Dünya’da hiçbir milletin gösteremiyeceği, tam bir kendini feda edercesine yürüyen şu süvarileri o kadar olağan üstü görüyorlardı ki, gözlerine bir tülü inanamıyorlardı. Tam İzmir’e girerken Punta’daki un fabrikasından açılan ateşle şehit olup orada terk edilen kahraman askerler, öyle soylu bir duruş ile İzmir girişinin iki tarafında yatıyorlardı ki, sanki başlarını Milli Ülkünün eşiğine koymuş, onun sonsuz nöbetçileri gibi geriden gelen kıtalara hal ve tavırlarıyla İzmir’e girilen noktayı gösteriyorlardı. O’nlar İzmir ülküsünün son şehitleri idi:
İzmir’in kapısında İzmir için can veren bu saygıdeğer şehitler şunlardı:
1-İkinci Fırkanın Dördüncü Alayının, İkinci Bölük Çavuşu, Akşehir’in Mamuretü’l-hamîd
Köyünden Bekir oğlu,Mehmet,
2-İkinci Fırkanın Dördüncü Alayının, İkinci Bölük Çavuşu, Antalya’nın Kızılsaray Köyünden Baba İbrahim Oğullarından, Ömer Oğlu, Hakkı,
3-İkinci Fırkanın Dördüncü Alayının Dördüncü Bölüğünden er, Nevşehir’in Aynalı Köyünden Sağıroğullarından Ahmet Oğlu, Seyit Ahmet.
Artık İzmir’e girilmişti. En önde Şerafettin Bey olarak, adeta bir uç kumandanı gibi, yanında, emir subayı , Teğmen Hamdi ve Dördünci Alaydan, Teğmen Ali Rıza Efendiler olduğu halde Kordon Boyu’nu takip ediyorlardı.
Limanda ki yabancı gemilerden bütün bakışlar ve dürbünler, Kordon’da ilerleyen bu fedakar askeri birliğe yönelmişti. Pencerelerin aralıklarından gözetleyenler, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edildiği o feci ve kanlı günü hatırlıyor, Türk Ordusu’da girerken İzmir’i kana boyayacağı hakkında hastalıklı kanaatlerinin iflas ettiğini görüyorlardı. İzmir’e çıktıkları zaman gölgelerden korkan ve hayaletlere ateş eden Yunan Ordusuyla o hain ve korkak ordunun kalıntısı ve silahlı yerli Hırıstiyanların titreyişleri arasında, korkusuzca ve tam bir düzen içinde ilerleyen Türk süvarilerini karşılaştırmakdan, kendilerini alamadıkları şüphesizdi.
İşte Türk zaferinin, Türk başarısının, Türk uygarlık başarısının sırrı buradaydı. O, kuvvetli iken korkuyordu, bu zayıf ve küçük bir birlik halinde iken tam bir ölçü ve dayanıklılıkla ilerliyordu. Ve ilerlerken binlerce düşman askeri silahlarını kendiliklerinden yerlere atıyordu.
Pasaport mevkii civarında, elinde bomba bulunan bir düşman askerine, Şerafettin Bey tarafından elindeki bombayı yere bırakması ihtar edilmiş ve asker korkusundan dolayı olması pek olası bulunan ani bir hareketle bombayı patlatmış ve bu patlama neticesi Şerafettin Bey, yüzünden yaralanmış, gerek kendi atı, gerek yanında bulunan Yirminci Alayın Üçüncü Bölüğü Kumandanı, Yüzbaşı Nüri Bey’in atı yaralanmış olduğu halde, büyük bir huzur ve denge ile yürüyüşüne devam ve Hükümet Konağına ulaşılınca, Teğmen Ali Rıza Efendi’ye Hükümet kapısını açtırıp, kurtuluşun belirtisi olarak 9/9/1922 öğleden evvel saat 10.30’da Türk nöbetçileri yerleştirmiştir. Bu suretle 15 Mayıs 1919 sabahı pek namertçe ve kanlı bir tarzda Yunan baskınına uğrayan İzmir, *tam üç sene, üç ay, yirmi dört gün, yani 1209 gün*, ağır bir karabasan gibi düşman istilası altında kaldıktdan sonra, sonsuza kadar sürecek Türk hakimiyetine geçmiştir.
*Yazar, İzmir’in işgal süresini yanlış hesaplıyarak, “tam 27 ay, 24 gün, yani734 gün” şeklinde yazmıştır.(H.Ç)
Dördüncü Alay, İki Bölük ile Hükümet ve Kışla civarında toplanmış ve Yirminci Alayda, biraz evvel vapura bindirilmek üzere, Yunanlılar tarafından götürüldüğünü haber aldığı esirlerimizi kurtarmak üzere, Kokaryalı doğrultusunda harekete devam etmiş ve bu Alay yol güzergahtaki evlerden fazla ateşe uğradığından ve bir iki yöne kuvvet ayırmasına mecbur olduğundan iskele civarında durmuştur.. Alaydan bir er şehit ve bir erde yaralanmıştır. Alay, daha sonra, fırkadan verilen emir ile kışlada toplandı.
Dördüncü Alay Kumandanı, diğer üç bölüğüyle ve İkinci Alayla birlikte Punta civarından sola dönerek kestirme yol ile, doğruca Kadifekale’ye çıkmıştır. Bu kolda hareket esnasında bir çok dağınık düşman askerine ve silahlı Hırıstiyanlara rastlamış, hızlı hareketleriyle meydana getirdiği etki, direnme ve karşı saldırı girişimlerini sonuçsuz bıraktırmıştır.
İkinci Alay, Kemer İstasyonu hizasından geçerken, Aydın yönünden gelen bir treni durdurarak, trende bulunan bir yüzbaşı ve dört subay ve yedi yüz kadar Yunan askerini esir etti. Bunlar, İzmir’in ele geçirildiğinden habersiz bulunduklarından, başlangıcta teslim olmaya razı olmamış iselerde, İstasyonda bulunan, bir yüzbaşı kumandasındaki sekiz erlik Fransız Askeri Birliği durumu kendilerine anlatmış ve teslim olmaktan başka çare olmadığını bildirmiş olduğundan, Yirminci Alay’ın Birinci Bölük Kumandanı Yüzbaşı Faik Efendi’nin bölüğü tarafından, şehir içinde bir kargaşalığa meydan vermeden teslim alınmış ve silahları alınmıştır. Alay, güzergahtaki Türk halk tarafından, sınırsız bir sevinçle alkışlanmış ve halk tarafından subay ve erlere ziyafetler verilmiştir. Devam Edecek
Mustafa Mete ÖZPINAR
ÇOK AÇ GÖZLÜMÜYÜZ NEDEN DOYMUYORUZ
KADİR DAYIOĞLU
BÜYÜKLERE MASALLAR...
Mustafa Cengiz
TARAFTAR TRANSFERİ BEKLİYOR!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
AÇLIK SINIRI NEDİR, NASIL HESAPLANIR, NEYE YARAR?
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM KALABALIĞI -2
Ali Rıza Navruz
SADETTİN KAPLAN (Ö:11.06.2016)
Mustafa Göçer
İLERLEYELİM ARKADAŞLAR.
Mustafa Acar
TOROS'UM
Ömer Faruk Kotay
İDDİANIZ OLSUN!
Mustafa Temizer
MİLLETTEN MİLLETE UYARI!