Ne olacak Kayserispor’un hali? Soru, yıllardır sorulur. “Ne olacak Fenerbahçe’nin hali!” ise klasikleşti artık. Kayserispor’un hali, derinlemesine, hiç konuşulmadı. Hep geleceğe umutla bakıldı, yeni başkanlar bulundu. Onlarda “kasasından ve kesesinden” epey para harcadılar, sonra, olaylı bir biçimde ayrıldılar kulüpten.
**
Anlaşılan, “üç yüz milyon liranın üzerinde, karşılıksız para” verdiğini söyleyen Başkan Nurettin Açıkalın da böyle yapacak; “beni bu havuza kim itti!” diyerek, “ceketini alıp gidecek”, diğer başkanlar gibi. Tabii, ileride “alacak” davası açmazsa; “temlik koymazsa!”. Abi, az buz değil çok büyük para.
**
Nurettin Bey, bir açıklama yaptı; “ … Kulübe 300 milyon TL’nin üzerinde para verdiğini, karşılıksız para veren tek başkan olduğunu sözlerine ekleyen Açıkalın, kendisi olmadan başarı gelecekse gitmeye hazır olduğunu dile getirerek, ‘Kayserispor başkanlığı bir görev. Şehirde genel bir karar alınır, birinin yapması yönünde fedakarlık istenir. Benden önce de böyle oldu, benden sonra da böyle olur.
**
Zaten başkanlık görevinden mutlu mesut ayrılmak sanırım imkansız. Biz fedakarlık yaptığımızı düşünüyoruz, bu kulübün geleceği için çaba sarf ettiğimizi düşünüyoruz. Mali açıdan ilk geldiğimiz dönemde 20-25 milyon Euro transfer yasaklarıyla uğraşan bir kulüp, şu anda transfer tahtası açık hale gelmiştir. Şuanda 100 bin Euro borcumuz var’" dedi.
**
Değerli Başkan, bizim Gazeteden aldığım haber doğru ise, “100 Avro borç”, borç değildir orta halli bir daire parası. 100 milyon avro olmasın?
**
Başkan basın açıklamasının bir yerinde; “Bu şehirde karşılıksız para veren tek başkanım. Ne oldu da bunlar hemen unutuldu?”, demiş.
**
Doğrudur, inanırız ama karşılıksız verdiği para büyük para. Kim bilir, belki de üçünü bile bir arada görmeyen benim için çok büyük. Başkandan Allah razı olsun.
**
Anlaşılan değerli Başkanımız, 300 milyon lira bağış yapacak kadar zengin. Bunu sorgulamayı edepsizlik sayarım. Bu benim işim değil. Ama şu soruyu sorarım: Başkanım, işinizde gücünüzde iken “bu havuza sizi kim itti?”
**
İtilirken havuzun boş olduğunu bilmiyor muydunuz? İşin başında, bana sorsaydınız, “asla bu işe girmeyin. İşinize gücünüze bakın!” derdim.
**
Nedense, Kayserispor Başkanlığı cezbediyor insanı. Hasbelkader, yetmişli yıllarda üç beş dönem biz de bulunduk Kayserispor yönetiminde. Gördük ki, “içi seni, dışı beni yakar”. Bir daha semtine uğramadım, rahmetli Zeki Özbakkal abimle…
**
Daha çok Başkan gelir geçer ama sonuç değişmez. Aynı yakınmalar aynı sızlanmalar yine duyulur. Geçmişte olduğu gibi.
Bu dönem ne olur bilemem? İyi bilen dostumuz Mustafa Cengiz’in ifadesi ile; “Ligin bitimine dört hafta kala Ateş Hattı’nda kalan sarı kırmızılılar için tehlike çanları çalmaya devam ediyor.” Yine Cengiz’den öğreniyoruz; “Kayserispor’un ise üst üste iki maçı içeride. Bu hafta Çaykur Rizespor geliyor, ardından Eyüpspor. Sonrasında Alanya deplasmanı ve sezon finali içeride Konyaspor ile…”
**
Demek ki, üç maç içeride. Diğeri deplasmanda. Bu bir avantaj. Peki, dört maçta 12 puan alabilirsek, ligde kalabilir miyiz? Bu hesaba aklım ermez. Zira, rakiplerimizin durumunu ve performansını bilmiyorum.
**
Gelelim işin gerçeklerine. Bundan kaçınırsak; bunları yok sayarsak, daha çok “hop oturup hop kalkarız!” Bu profesyonel spor özellikle futbol için “kader” falan değil, “öyle olacak olduğu için öyle olur!” ama ders alınmaz. Başkanın açıkladığı gibi “ruhsuzluk” falan da hiç değil. İşin doğası gereği.
**
Tabii, “kök sorunu” defalarca yazdım. Aslında bu bir bakkal için de geçerli. Bir kez daha yazayım: “Bir profesyonel olay, amatörlerce ve amatörce yönetilemez!”
**
Sorulması gereken diğer bir soru da şu: “Kayseri’nin tasarrufu” (buna diğer illerinki de diyebilirsiniz) bu kadar büyük bilançosu olan bir profesyonel kulübü finanse edebilir mi?
**
Ya da “toplam kalite yönetiminde” buna; “Bir makinenin bazı parçalarını doğru tasarlamak, makinenin doğru çalışacağı anlamına gelmez!” ya da “bir zincirin taşıma kapasitesi en zayıf halkasının ki kadardır!” ya da “bir suyun derinliği içine girmeyince bilinmez!”
**
Kayserispor’a başarılar diliyorum; yönetenlere de sabır.
**
Tabii, bu vesile ile 23 Nisan Bayramını buruk ve hüzünlü bir şekilde kutluyoruz. Bu bayramı bizlere armağan eden başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Büyük Meclis’in “serdengeçti” üyelerin, rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhları şâd olsun!