Her türlü avcılığa ne kadar karşıysam, her türlü zorbalığa, baskıya, dayatmaya, şiddete ve hakaret diline de karşıyım.
Akran zorbalığı bir veya birden fazla çocuğun, fiziksel, duygusal veya dijital yollarla bir akranına kasıtlı ve tekrarlayan biçimde güç uygulayarak zarar vermesidir.
Ailelerin, Öğretmen ve Polislerin engellemekte yetersiz kaldıkları akran zorbalığı, şehrimizde de zaman zaman yaşanmaktadır.
Özellikle erkek çocukların guruplar halinde çatıştıkları veya bir diğer okul öğrencilerine uyguladıkları şiddet, kız çocukları arasında da yaşanmaktadır.
Zorbalık, toplumun farklı kesimlerinde, farklı yer ve zamanlarda karşılaşılan yaygın sorunlardan olsa bile, en fazla okullarda yaşanmaktadır.
Evde, trafikte, sokakta, iş yerinde ve diğer tüm yaşam alanlarında büyüklerin yaptıkları şiddeti gören çocukların, kendi aralarında şiddete maruz kalması ve zorba olması gayet doğal.
Atanamayan Öğretmen, geçinemeyen emekli, okuldan atılan öğrenci, durumunun iyileştirilmesini isteyen Doktor, insan gibi yaşamak isteyen toplum, işçi, memur, demokratik hakkını kullanmak istediği zaman, gösteri ve miting alanlarında toplanmak istediklerinde, Polis tarafından uygulanan biber gazı, tazyikli su ve takılan ters kelepçe zorbalık olmuyor mu?
Gençler ve çocuklar akran zorbalığını kimlerden öğreniyor, hiç düşündün mü?
Empati yapabilme yeteneğin varsa eğer, gençlere karşı görev ve sorumluluğunu tam olarak yerine getirip getiremediğini bir düşün, sonra pabuç gibi dilini çıkart.
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yaşanan, sözlü, fiziksel ve psikolojik şiddet, alay etmek, dışlama, darp etmek gibi türleri içinde barındıran Milletvekilleri, Meclis Televizyonunda birbirlerine veya Türk toplumuna zorbalık mesajı verirlerken, gençlerin olumsuz etkileneceğini hiç mi düşünmezler?
Alpay Özalan’ın, Ahmet Şık’a attığı yumruk üzerine muhalefet Milletvekilleriyle, iktidar Milletvekilleri arasında kavga çıktı.
AK Parti Milletvekili Osman Gökçek’in, CHP Milletvekili Mahmut Tanal’ın burnunu kırması, gençler arasında akran zorbalığını tetikleyen sebeplerdir.
Kadın cinayetleri ve tacizleri, Kuran kurslarındaki yaşanan rezaletler ve tecavüzler, akran zorbalığı mı?
TÜİK her ay yaptığı enflasyon oranını düşük açıklarken, her altı ayda bir emekli ve işçinin alması gereken ücret artışı reel rakamların gerisinde kalınca zorbalık olmuyor mu?
Devlet harcamalarında yapılan israf, makam arabaları, sağlık ve ulaşımda verilen garantiler, bütçeden ödenen faiz, bazılarına karşı yapılan özel ayrımcılık, kişi veya guruba davet usulüyle verilen ihaleler, bütün bunları topladığınız zaman kamunun topluma yaptığı zorbalığı rahatlıkla görüyoruz.
Önceki dönem Diyanet İşleri Başkanı, vicdanına emanet edilen bütçeyi hassas ve dikkatlice kullanması gerekirken, aile fertlerini görevde kaldığı her yıl (6 defa) Hac ibadeti için Arabistan’a götürmüştür.
Mevcut Diyanet İşleri Başkanı ve yakınları kamu bütçesinden ve kuraya katılmadan Haç İbadetini yerine getirmesi, Ayet ve Hadis okurken kendilerinin uymaması.
Lüks otellerde konaklaması, harcırah adı altında ayrıca para alması, harcamalarında ve yaşam biçiminde görgü kurallarına uymaması, fakirler zenginlerden daha önce Cennete gidecek diye Allah’ın işine karışması ve daha niceleri zorbalığın dik alası birader.
Dillerine dolamışlar “akran zorbalığı” diyerek dünyanın en masumu çocukları ve gençleri gereği gibi dinlemeden, sorunlarına çare olmak yerine, linç etmek kolaycılığını tercih etmişler.
“Kamunun veya bulunduğu makamın gücünü kullanan herkes, bir diğerine zorbalık yapıyor.” Faruk Ergan