Bilgiyi, inancı, değeri veya davranışı sadece öğrenmekle kalmayıp özümsemek, benimsemek ve kendi benliğinizin doğal bir parçası haline getirmek.
Bir fikri veya kuralı zorunluluktan veya dış baskıdan dolayı değil, gerçekten inandığınız ve kendi değer yargınız olarak kabul ettiğiniz için uygulamaktır.
Özümsemek ve benimsemek. TDK
Bir insan geleneklerine bağlıdır, nesiller boyu gördüğü bilginin doğru veya yanlış olmasına bakmaksızın uygulamaktan çekinmez, zira seçmiş olduğu yaşam biçimini zaten içselleştirmiştir.
Dedesinden ve babasından duyduğu inancını değiştirme, doğruyu araştırma ve aklını kullanma imkanı olamaz.
Kaynağından araştırıp doğru bilgiye ulaşmak yerine, ne için ve kime ibadet edeceğini öğrenmek yerine, ya din tacirlerinin ipine sarılacak, ya da biz babamızdan böyle gördük diyerek yanlış bilgiyi içselleştirecektir.
Hayatında hiç kitap okumamış, kiminle nerde nasıl konuşulacağını bilmiyor, insana ve diğer tüm canlılara saygısı yok, yetkisi olsa kimseye yaşama hakkı tanımayacak, her konuda her şeyi biliyor.
Fenomen olmuş, takipçileri için argo kelimeler kullanarak, küfür ve hakaret dolu birkaç cümle paylaşmış, duruşunda sululuk ve şovmenlik mevcut, ciddiyetten uzak, insanlık dışı yaşam biçimini içselleştirmiş ama maalesef yüzlerce beğeni veya yorum yapılıyor.
İçselleştirme, kişiliğin temel yapı taşlarından biridir, ancak bu taşlar zamanla çatlayabilir, eskir, ya da bize uymayabilir.
Bu yüzden içselleştirdiklerimizi arada bir gözden geçirmek, ben bunu gerçekten istiyor muyum, bunlarsız yaşayabilir miyim?
Birilerinin yönlendirmesine, beni tahakküm altına almasına ve benim adıma karar vermesine ihtiyacım var mı?
Onlarsız ben daha özgür ve irademi kullanmak konusunda yeterli değimliyim? Sorusunu sormak gerekiyor.
Konuşmayı bilmeyen, nezaketten yoksun, insan gibi davranmayı beceremeyen, hakaret dilini kullanmakta çok mahir ve bu maharetini kullanmak suretiyle kabul görüyor.
Bunun tam tersi olarak saygın ve itibarlı insanlar dışlanıyor.
Bütün bu yaşananları düşündükçe eğitim seviyemizin ne kadar gerilerde olduğunu bir daha görüyoruz.
Kalkınmanın ve gelişmenin temel şartı olarak eğitimi ön alanda tutan ülkelerin teknolojik ürünlerine hep ihtiyaç duyuyoruz.
Liyakat, gereği kadar yer bulamazsa ki ülkemizde görüldüğü gibi, atanacak insanlar birilerinin adamı olarak göreve getirilirse, doğal olarak başarısızlık ve yanlışlıkları içselleştirerek uygulamaya devam ederiz, üstelik kaderimiz buymuş diyenlerde az değildir.
“Sağlıklı iletişim kurmayı beceremeyenler, sağlıklı ve istikrarlı hakaret etmeyi çok iyi götürüler”. Faruk Ergan