Geçtiğimiz Pazar, Macaristan’da sandıklar açıldı, on altı yıldır, otoriter bir şekilde ülkesini yöneten Viktor Orban sandığa gömüldü, Peter Magyar (Macar okunurmuş) sandıktan çıktı. Şimdilik olay bu ve bu kadar da basit.
**
Amma lakin, her konunun olduğu gibi Macaristan uzmanları boy göstermeye başladı televizyonlarda. Adam Macarca; Budapeşte’den başka bir ilini bilmez, tarihinden, sosyal-ekonomik yapısından bihaber, ahkam kesip duruyor.
**
Birisi ne dedi biliyor musunuz? “Magyar seçimi kazandı ama meydanlarda coşku yok!”. Yâhû, Macar halkı söyleyeceğini, çok yüksek katılımla, sandıkta söyledi. Daha ne desin? Hayır bu yetmez. Halaylar mı çekilecekti, davul zurna eşliğinde?
**
Allah saklasın, uzman, mebzul miktarda ülkemizde. Yarabbi, bu kadar bol uzmanın olduğu bir ülkede, bu halimiz ne? Bunda bir terslik yok mu?
**
Dostlar, sandık Orban’a dedi ki, “yeter arkadaş, on altı yıldır bizi yönettin. Eline sağlık. Biraz da Magyar yönetsin!”, dedi. Bu kadar basit. Gelen gideni aratır mı? Bilemem, zaman gösterecek.
**
Ben, iki şeye bakarım, ilk aşamada. Sandık sonucu ve sandık öncesi ne dediklerine. Bunlar yerine gelir mi gelmez mi? Bilemem. Dediğim gibi zaman gösterecek.
**
Bir de muhtemelen, otoriter liderler ve yönetimler ve yandaşları tedirgin olacak, bu sonuçtan. Mesela, Putin, Trump; Çin, Kuzey Kore, İran, Güney Amerika ülkelerinin liderleri gibi. Tabii, ne kadar tedirgin olacaklar? Onu da bilemem. Yoksa, ders almayıp bildiklerini okuyacaklar mı?
**
Unutmayalım, sandık, demokrasilerin “kutsalı”dır. Son örneğini de Macaristan’da gördük. Olgunluk içerisinde sandığa giden ve özgürce oyunu kullanan Macar halkını kutlarım. Tabii, büyük ölçüde sandığa sahip çıkan Macar gençliğini de… Buna, “gençlerin zaferi!” diyenler de var.
**
Demiştim ki, sandıktan çıkanla, vaatlere bakarım. Bakalım iki lider ne demiş sandık öncesi:
Bakınız Magyar ne demiş;
**
- Orban yolsuzluk sistemi kurdu,
- Devlet kaynaklarını elitlere aktardı,
- AB ile ilişkileri normalleştireceğim,
- Macaristan değişim istiyor ama ulusal kimliğinden vazgeçmeden,
- AB’yle en büyük çatışma noktası olan hukuk devleti uygulamalarına geri dönülecek,
- Başbakanlık dönemi iki dönem yani sekiz yıl ile sınırlandırılacak,
-Olağanüstü hal kaldırılacak,
- Ülke kararnamelerle değil, parlamentodan çıkacak yasalarla yönetilecek,
- Devletin kilit noktalarına yerleştirilen iktidar partisi kadroları tasfiye edilecek; sadakat değil, liyakat esas alınacak,
**
- Devlet televizyonun haber dairesi kaldırılacak,
- Yolsuzlukla mücadele bakanlığı kurulacak,
- Kamu ihaleleri, yandaşlara verilen destekler ve AB fonlarının nasıl dağıtıldığı denetlenecek,
- Orban’ın partisi Fides çevrelerine aktarıldığı tespit edilen ulusal kaynakların geri alınması için özel takip birimleri ve soruşturma savcılıkları kurulacak.
**
Peki, Orban döneminde medya ne durumdaymış?
**
-“Sınır Tanımayan Gazeteciler” göre;
- Medyanın yüzde 80’i Orban’ın kontrolündeymiş,
- Kamu yayıncıları hükümet yanlısı yayın yapıyormuş,
- Devlet reklamları iktidara yakın medyaya gidiyormuş,
- Bağımsız medya ekonomik olarak zayıflatılıyormuş, bu durum muhalefetin işini zorlaştırıyormuş.
**
Orban ise son mitinginde şu mesajları verdi:
- ABD bizi destekliyor,
- NATO güvenliğimizi garanti ediyor,
- Biz Hıristiyan, ulusal bir Avrupa’yı savunuyoruz,
- Amerikalılarda şimdi aynı şeyi söylüyor.
**
Tabii, Orban’ın iki büyük destekçisi vardı. Putin ve Trump… Bunlara rağmen sandıktan çıkamadı.