Başlık, üstadımız Mahfi Eğilmez’e ait. “Kendime Yazılar” blogundan aldım; tarihi 13 Nisan 2026, daha yeni. Merkez Bankası’nın zararı üzerine yazılmış. Merkez Bankası da zarar eder mi? Demeyin, neden etmesin. Sonuçta o da bir şirket ama ayrıcalıklı. Kötü yönetilirse, politikacılar müdahale ederse olacağı bu.
**
Ülkemizde; “kuşa bak kuşa!” oyunu oynandığından, gerçek gündeme vakit ayıramıyoruz. Ondan sonra sanayicimiz, tüccarımız, emeklimiz, çalışanımız ağlayıp sızlıyor. Ekonomiyi yani “cebimizi” önemli ölçüde etkileyen “güven” ortadan buhar olup gidiyor. Hal böyle olunca, herkes kendi önlemini kendisi almaya çalışıyor. Hasılı kelem bir ekonomik çıkmaz iyice derinleşiyor.
**
Soran ve sorgulayabilen bir toplum olsak bunların hiçbirini yaşamayız. Odalar oda, sendikalar sendika olsa, bunu yapar. Yapınca da çok şey hallolur. Onlar da üyelerine; “kuşa bak kuşa!” diyor!
**
Dünya “hapşırsa”, biz enfeksiyondan yataklara düşüyoruz. Mesela, akaryakıt fiyatları, bir gün iniyor, bir gün biniyor. Karadeniz doğal gazı, ne oldu? Rafine etmeden kullanabileceğimiz, yerden fışkıran Gabar petrolü de… Tabii, muhterem ahali bir türlü bunu soramıyor? Gündemleri, maaşlarına yapılacak üç-beş kuruş zammın peşinde.
**
Oysa Maliye Bakanı Mehmet Şimşek söyledi. “Yıllık enflasyon” tahinlerin üç puan kadar üstünde çıkacak dedi. Yani, yılı için verilen “maaş/ücret zamlar”, yıl bitmeden uçtu gitti.
**
Üstadımız ders verir gibi tane tane anlatmış. “Anlayana sivrisinek saz, anlamayan davul-zurna az!” Daha ne desin? Bakınız Eğilmez ne diyor. Boldlar ve tırnaklar bana ait:
**
Merkez Bankası’nın 2,6 trilyon liraya yaklaşan “üç yıllık birikimli zararı”, dalgalanmaların olumsuz etkilerinin yanı sıra yanlış ekonomi politikalarının da bir faturası olarak okunmalı.
**
Türkiye’de ekonomi tartışmaları çoğu zaman rakamların ötesinde, “güven” ve “tercih” meselesine dönüşüyor. Son dönemde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın açıkladığı “zarar” da bu açıdan yalnızca bir bilanço kalemini değil; aynı zamanda izlenen politikaların yansımasını gösteren bir ayna niteliğinde.
**
Her ne kadar anonim şirket statüsünde olsa da Merkez Bankası’nın zarar etmesi, bir şirketin zarar etmesiyle aynı şey değildir. Merkez bankaları kâr maksimizasyonu amacıyla değil, “fiyat ve finansal istikrar” için çalışır. Bu nedenle bazı dönemlerde zarar etmeleri doğaldır. Ne var ki Türkiye’deki durum, doğallığın ötesine geçen bir öykü anlatıyor.
**
Bu öykünün en kritik başlıklarından biri geçmiş dönemde uygulanan “negatif reel faiz” politikasıydı. Faizlerin enflasyonun altında tutulduğu bu süreçte Türk Lirası hızla değer kaybetti. Bu da Merkez Bankası’nı hem döviz satmaya hem de çeşitli müdahalelerle piyasayı dengelemeye zorladı.
**
Faizlerin düşürülmesiyle birlikte dövize yönelim artınca kurda hızlı bir yükseliş ortaya çıktı. Bu kez ortaya “kur korumalı mevduat” (KKM) hesapları çıktı. Kur artışının maliyetini üstlenen bu sistem, dövizdeki her yükselişte kamu kesimine ve Merkez Bankası’na ek yük bindirdi. Kur yükseldikçe yapılan ödemeler arttı, bu da zarar olarak yazıldı. KKM, kısa vadede dövize yönelimi frenlemiş olabilir; fakat uzun vadede ciddi bir maliyet ürettiği gerçeği açık biçimde ortaya çıktı.
**
Daha teknik ama en az diğerleri kadar önemli bir konu ise faiz giderleri. Son dönemde sıkılaştırma politikaları çerçevesinde Merkez Bankası piyasadan yüksek faizle Türk Lirası çekiyor. Ancak elindeki varlıkların getirisi aynı hızla artmadığı için ciddi bir faiz farkı zararı oluşuyor.
**
Buna döviz rezervlerini artırmak için yapılan işlemlerin maliyetini de eklemek gerekiyor. Swaplar, dış kaynaklı işlemler ve diğer finansal araçlar kısa vadede rezerv görünümünü iyileştirirken, uzun vadede bilançoya ek yük bindirebiliyor.
**
Tüm bunların üzerinde ise enflasyon gerçeği var. Yüksek enflasyon, yalnızca vatandaşın alım gücünü değil, kurumların bilançosunu da aşındırıyor. Türk lirasının değer kaybı, döviz yükümlülüklerini büyütüyor ve Merkez Bankası’nın mali yapısını daha kırılgan hale getiriyor.
**
Bu zarar ne anlama geliyor? Merkez Bankası para basma yetkisine sahip olduğu için batması gibi bir durum söz konusu olmaz. Ama bunun bedeli çoğu zaman enflasyonun yükselmesi olur. Zararın dolaysız etkisi böyle görülür. Zararın dolaylı etkileri de söz konusu: Merkez Bankası’ndan aktarılabilecek kâr olmadığı için Hazine, bütçe finansmanını ek maliyetlere katlanarak karşılamak zorunda kalır.
**
Merkez Bankası’nın zararı piyasa dalgalanmalarıyla birlikte politik tercihlerin de sonucudur. KKM’den faiz politikasına, kur müdahalelerinden rezerv yönetimine kadar uzanan bir zincirin halkaları Merkez Bankası bilançosuna yansımış bulunuyor.
**
Unutmamak gerekir: Kısa vadeli mucize çözümler uzun vadede daha ağır faturalar olarak geri döner.