Anlayabilmek; bir şeyi kavrayabilmek, idrak etme veya anlamaya kapasitesinin yetme, imkanı veya olasılığı bulunmak demektir.
Bir olayı veya düşünceyi zihnen kavrama yeteneğine sahip olabilmek.
Bir insanı anlayabilmek için öncelikle aynı dili konuşma zorunluluğu vardır, sonra idrak etme ve konuyu algılama kapasitesi olmalı, daha sonra konuşulan konular üzerinde az veya çok bilgiye sahip olmak, olmazsa olmazlardan bir diğeri, hakaret ve küfürsüz tartışabilme edebine sahip olmalı.
Bunlar göz ardı edilmediği sürece insanların buluşabileceği ortak nokta mutlaka vardır.
Devletime, Milletime, Vatanıma, Bayrağıma ve Atatürk ilkelerine sıkı sıkıya bağlı birisi olarak, tüm kurumlara azami derecede saygı da gösteririm.
Fakat kurumun başında olan Siyasetçileri, Bakanları, Bürokratları, Belediye Başkanlarını, Oda Başkanlarını ve temsil yeteneği olan herkesi de, demokratik hakkımı kullanarak eleştiririm.
Devlet kurumunu temsil eden ve yetkilendirilen kişinin, yaşam biçimini, harcamalarını, kamu hakkını nasıl koruduğunu veya korumadığını eleştirmek en doğal hakkım diye düşünüyorum, zira emekliyim ama aynı zamanda vergi mükellefiyim.
Tam olmasa bile vergimin nasıl ve nerelere harcandığını, kimlerin lüks ve şatafat içinde yaşadığını, kimlerin kayırmacılık yaparak kendisine veya çevresine çıkar elde ettiğini irdelemeye çalışırım.
Şimdiye kadarki yaşam biçimimde duygusallıkla ve önyargıyla hareket etmedim, az çok okurum yazarım, her söylenene inanmam, kimsenin inancına ve yaşam biçimine hakaret etmem, hiç kimsenin bendeki kredisi sınırsız ve sonsuz değildir.
Anlaşılmayı ve anlamayı çok isterim, yeter ki terbiye sınırları aşılmasın, tehdit, küfür, yalakalık, riyakarlık ve provokasyon olmasın, mutlaka anlaşılacak bir zemin bulunur.
Bu kurum veya kişi benim beğendiğim işleri yapıyor, benim inancıma daha çok hizmet ediyor, dünya görüşü benimle uyuşuyor, bunu ben seçtiğime göre hatasını görmeyim, kamuya verdiği zararı gündeme taşımayım ve her istediğini yapmakta özgür olsun anlayışı, benim kabul edeceğim bir yaşam biçimi değil.
Hele ki, lükse ve gezmeye düşkün bu kişinin temsil ettiği makam, Diyanet İşleri Başkanlığı ise, işte daha dikkatli yaşamalı, namusuna emanet edilen hazinenin kör kuruşunu dikkatli harcamalı ve Hutbede anlattığı Kuran-ı Kerim Ayetlerine öncelikle kendisi uymalıdır.
Örnek verilmesi gerekirse, eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, şatafatlı yaşama itibar etmeyin, “düğünler sade olmalı, israftan uzak durun” dediği halde, kızı Bihter için Sakarya’da düğün salonu, ayrıca İstanbul’da 5 yıldızlı otel tutmuş.
Aynı Başkan, 2019 yılında kızı Şeyda Nur içinde iki ayrı tören düzenlemiş.
Görevde bulunduğu dönemde verdiği mesaja tekrar göz atarsak, Erbaş “Kimin düğünü daha görkemli olacak, hangimiz çocuğumuzun düğününü daha şatafatlı salonda yapacağız, bunlar bizim medeniyetimize yakışmaz.
Düğünlerin sade olması lazım, şatafattan, israftan uzak durulmalı” demiş.
Allah keyfinizi bozmasın, başka çocuğunuz varsa daha şatafatlı düğün yapmanızı canı gönülden dilerim.
Her neyse onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.