Dünya tarihinde bütün ihtilaller önce kendi evlatlarını yiyor.
Önce kendi evlatlarının apar topar kurulan mahkemelerle defterini dürüyor.
Giyotinlerle, bir manga silahlı askerin karşısında kurşuna dizilerek, üçayaklı idam sehpalarında sallanarak aldıkları ah’lar aheste aheste çıkıyor
Demokratikleşme, sivilleşme, özelleştirme, küreselleştirme, insan hak ve hürriyetleri kavramları o ülke için bir şeyler ifade ediyorsa.
“ Yargılanamazlar sınıfı “ yoksa.
Dünya jandarmalığına soyunmuş emperyalist Amerika’nın menfaatleri doğrultusunda on beş senede bir devrim provaları yapılmıyorsa.
Benim ülkem hariç
Bu ülkenin makûs talihi.
12 Eylülün tek amacı “ Demokrasiyi rayına oturtmak “ mış.
Devlet ve millet sahipsiz bırakıldığı için silahlı kuvvetler yönetime el koymuş muş.
“O taraftan da bu taraftan da iki şer tane sallandırın. “
Sallandırdılar. Hem de ne sallandırış.
On yedi yaşındaki Erdal Eren’in yaşını bir gecede büyüterek. Erdal bir askeri öldürmüştü.
Suçluydu tamam da üç ağaçlı darağacına gidecek kadar katliam mı yapmıştı?
Hapis cezası verilemez miydi?
Verilemezdi, genç kanına doymayan Netekimci Diktatör öyle istemişti.
Askeri mahkemede suçsuzluğu onanmış rahmetli Mustafa Pehlivanoğlunu, Cevdet Karakaşları, Fikri Arıkanları, Cengiz Baktemurları, Ali Bülent Alkanları, Halil Esendağları, Ahmet Kerseleri, Selçuk Duracıkları ve daha nice gencecik Koçyiğitleri asla ve asla bir karıncayı bile ezmedikleri halde, çoğunun suçsuzluğu anlaşıldığı halde onun emriyle astı.
Devletin üniter yapısını değiştirmekle suçladığı, sol düşünceli gençleri de astı.
Sağcısı, solcusunu bırakın, gözünün üstünde kaşın var diyen binlerce masum insanı zindanlarda çürüttü, kafayı yedirdi, sakat bıraktı.
Kadın mahkumlara bile edep dışı, insanlığa sığmaz işkencelere göz yumdu.
Akıl almaz işkenceler sonunda hayatını kaybeden insanların ölümünden zerre kadar rahatsızlık duymadı. Vicdanı ile asla hesaplaşmadı.
Aksine vahşi bir zevk aldı.Hayvanca, canavarca bir zevkti bu.
“Bugün bile olsa asarım. “ Nah! Asardın? Mahkemeye çıkmamak için “ İntihar ederim” diyecek kadar altına yapmıyor muydun? Rütben sökülmemiş miydi? Er olmamış mıydın?
Şimdilerde toprak altında yılanlarla, çıyanlarla, 12 Eylülcülük oynayan ateşi bol olasıca Netekim, daha sen bekle o ilahi mahkeme’yi.
Türk Tarihi’nin alnına sürdüğün kapkara leke, unutulacak mı sandın?
İyi ki ölüm varmış. İyi ki ömür göz açıp kapayıncaya kadar bitip tükeniyor.
İyi ki hesap günü var Mahkeme-i Kübra’da.
Yazıklar olsun ki bize, halen onun yazdığı Anayasa ile yönetiliyoruz.
Öylesine yüreksizdi ki kendi ve yoldaşları için “ Yargılanamaz” maddesi koydu.
Bugün Firavun yok. Nemrut yok. Onlar şimdi Cehennem’in Gayya kuyularındalar. Tıpkı senin gibi. Ebu Cehiller, ne Lehebler, ne Vahşiler var. Onlar ve benzerlerinin boğazları, çöl akreplerinin yuvası.
Bir zamanlar bu Dünya’da Lenin’ler, Stalin’ler, Mao’lar, Hitler ve Mussollini’ler yaşadı.
Ülkesini kan ve gözyaşına boğan, halkı vebadan değil, açlıktan kırılırken, tuvaletleri bile altın kaplama olan Pinochet’ler, Saddamlar, Şahlar, ne diktatörler yaşadı.
Bebek katili Siyonist Netenyahu da, diğer kan içici Siyonistler gibi zamanı geldiğinde katılacak onlara.
Öyle ya! Allahın da bir hesabı var.
Tıpkı Türk Tarihi’nin utanç ve yüz karası, lekesi 12 Eylül’ün mimarı Netekim ve yamakları gibi.
15 Temmuz’un mimarı, şimdilerde toprak altında darbecilik oynayan hain Fetoş gibi.
12 Eylül ve eli, ağzı kanlı geberik diktatörler asla unutulmayacak.