Hiç olmaz diye düşünmeyin, günümüzde bile olsa.
Ataması yapılmayıp intihar eden gencecik öğretmenleri gördü bu ülke.
İktidar yanlısı olmanın nimeti olarak burjuva hayatı yaşayan gencecik türbanlıları da.
Tayyip Uslu ve Rüştü Onur adını, edebiyatçılar bile bilmezler.
Hüzün dolu şiirleriyle.. Hüzün dolu hayatlarıyla..
Aynı kaderi paylaşmalarıyla..Yaklaşık aynı yaşta hayata veda etmeleriyle..
Yalnız , kimsesiz , yoksul , hasta , çaresiz ve çok genç yaşlarda..
Bu iki dost aynı kentin insanları..Akşamları birlikte seyrederler Zonguldak limanına giren çıkan gemileri..İnen binen insanları..
Çok duygulu iki şair..
Rüştü 1920 doğumlu..Bir gün toplar tasını tarağını , ekmek parası için tutar İstanbul’un yolunu..Sağda solda çalışır didinir ama yokluktan bir türlü doğrultamaz belini..
Beşiktaş’ta oturan zayıf , çelimsiz esmer bir kıza aşık olur..Aceleyle evlenirler..
Ansızın ince hastalığa yakalanır..Yani verem..
Uzun bir beklemeden sonra hastaneye yatar..Ama bir ay önce aynı hastalıktan aynı hastanede Muzaffer Tayyip de yatmaktadır..
Rüştü, Salah Birsel’e yazdığı mektupta şöyle açıklar bu durumu ;
“ Muzaffer Tayyiple yan yana yatacağız. Zavallı çocuk bir aydır yatıyor. Beni görünce kim bilir ne kadar sevinecek. Bahtsız iki şair yarın aynı koğuşta ölümü düşünecekler..”
Kadere bakın ki Rüştü’nin karısı da veremdir ve adeta çok kısa süreceğini hisselikleri ömürlerinde az da olsa mutluluğu tatmak için aceleyle evlenirler..
Önce Rüştü’nün karısı veda eder hayata..Çok , ama çok kısa süren evliliği sırasında..
Ve Arkasından Rüştü..22 yaşında..
Onlar şimdi , Yahya Efendi mezarlığında , yan yana boğazın sularını seyrediyorlar..
“ Ve bütün şiirlerimi mahrumiyet içinde yazdığım halde onlarda neden saadet kokuyor. Saadeti ömrümde bir kere olsun tatmış değilim. Ve bütün insanlara haykırıyorum: Ben sizi düşünüyorum, sizin beni düşünmediğinizi bildiğim halde. “
Rüştü, karısının ölümünden sonra, Cahit Sıtkı’ya adadığı bir şiirde gerçeği işaret eder:
“ Ben ölsem be anacığım / Nem var ki sana kalacak / Ceketimi kasap alacak / Pardesümü bakkal / Borcuma mahsuben../ Ya aşklarım / Ya şiirlerim n’olacak / Ya sen ele güne karşı / Nasıl bakacaksın insan yüzüne / Hülasa anacığım / Ne ambarda darım / Ne evde karım var / Çıplak doğurdun beni / Çıplak öleceğim ..
Onun ölümünden sonra aynı kaderi paylaştıkları Muzaffer Tayyip Uslu bakın şöyle söyler;
“ Rüştü ölmüş..Demek artık bu şehrin caddelerinde dolaştığımız ve yeni yazdığımız şiirleri birbirimize okumak için deliler gibi sokaklara düştüğümüz günler , bulutu bulut , ağacı ağaç , denizi deniz olarak seyrettiğimiz saatler, sırf şiirden bahsederek sabahladığımız geceler birer hatıra oldu. “
Çok geçmez aynı yaşlarda Muzaffer de ölür aynı hastalıktan..
Oktay Rifat’a yazdığı şu şiir bu memlekette, yoksul olunduğu sürece verilen değeri gösterir;
“ Ben veremden öldüm
Belki ölmezdim
Sıkıntım olmasaydı
Paradan yana “
Bir gecede dört şarkı söyleyerek , doksan dakika top oynayarak , bir telefonla , bir ihale ile , bir naylon fatura ile , eş dost , partili , bürokrat yakını referansı ile , milyarlar kazanan ,tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen asalaklar….
Rüştü de Muzaffer de hala anılıyorlar..
Sen ! makamın, ünvanın arkasına sığınmış, oturduğu koltuğu baba mirası gibi gören ,
Sen! yoksula tepeden bakan ve marifeti kendinde sayan burjuva.
İktidar yalakası, bakan, milletvekili yakını falan filan asalak.
Şunu bil yeter
Her çıkışın bir inişi var.
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
HAYATIMIZDA EN BÜYÜK HEDİYE VE ZENGİNLİK…
VÜSELA ALİ-İLETİŞİM(SİZLİK)
İLETİŞİM İNCELİKLERİ -4
Mustafa Cengiz
TÜRK FUBOLUNDA KARA PARA VAR MI?
Mustafa Mete ÖZPINAR
BİRLİK ve BERABERLİK OLMALI
Ali Rıza Navruz
GİTME KAL
KADİR DAYIOĞLU
GECİKMİŞ BİR VEFAT HABERİ
Mustafa Temizer
NEDEN YAPTINIZ?
Faruk Ergan
AKRAN ZORBALIĞIYMIŞ!
Mustafa Göçer
DOĞA KÖRLÜĞÜ
Bekir Oğuz Başaran
OLMADI, HİÇ, OLMADI