Çoğu Arap Ülkelerine sırtımızı şöyle güvenle dönemedik gitti.
Her ne kadar üçlü ittifak kursak da bu böyle, böyle de olmaya devam edecek.
Üfürmüyorum.
Yaşananlara bakın ya da kimlerin yıllardır emperyalist Amerikan’ın kucağında olduğuna.
Bakınız ne diyeceğim;
Kişinin, kendi ırkını tayin etme gibi bir tasarrufu var mı? Allah insanı kavimler halinde yarattığına göre, bunun inkârı, değiştirilmesi zaten mümkün değil.
Başka ülkelerin vatandaşı olsanız bile ruh gibi içinizde.
O çıkıp gitse bile ırki kimliğiniz dünya döndükçe kayıtlarda yaşamaya devam edecek.
Başkalarının sizi şovenistlikle suçlamasını geçin bir kalem.
Sevgili Peygamberimiz, (SAV.) mademki ; “kişi kavmini sevmekle suçlanamaz” buyuruyorlar, şu halde hizmet çerçevesinde övünmeniz kadar doğal bir şey var mı?
Hatırlayın Kolonizatör Türk Dervişlerini.
Ordudan önce sefere çıkıp gittikleri yerleri sosyal, ekonomik, siyasi ve dini açıdan manen fethederek askerin işini kolaylaştıran gönül erlerini.
Öyle ya İslam’ı Arabistan Çölleri ile sınırlamakla kalmamalıydı bu iş.
Buna rağmen Selçuklu’nun, Osmanlı’nın yaptığı hizmetleri anmak onlarla övünmek ırkçılık (!)
Şimdi bunun adına misyonerlik deniyor ve batı, işte bunu yapmaya çalışıyor.
Evanjelizm.
Hristiyanlık dininin yaygın bir şekilde yaşanmadığı ülkelerde, insanları kendi dinlerine çekmeye çalışmaları ki geçmiş yıllarda yaşadık.
“ Müslümanı, hayatı boyunca hristiyan gibi yaşatmalıyız.”
“ Sizden Müslümanları Hıristiyan yapmanızı istemiyoruz.Doğumlarından ölümlerine kadar haç takmasınlar, kiliseye gitmesinler vaftiz olmasınlar ama Hıristiyan gibi yaşasınlar.”
Peki nasıl olacak bu?
Rahip Samuel Zwerner buna da cevap veriyor. Üstelik 1935 yılından itibaren her yıl Kudüs’te yapılan misyonerlik konferansında:
“ Bunu çağdaşlık adı altında yapın”
Günümüzde erkek saç kesimlerinin Hıristiyan Keşişler gibi olması sizce örnek olabilir mi?
Yan taraflar çırılçıplak, tepede bir avuç saç.
Yakışsa bari. Kırk yıllık berberin adı: Hairstylist, Hairdresser,Barbershop olursa. Dahası berber efendi ya da kuaför hanım ilkokul mezunu ve tek kelime İngilizce bilmez.
Tam bir soytarılık, tam bir gülünç duruma düşme.
Bir şey daha: Din değiştirilmesi sık rastlanan bir olay. Sonuçta kişinin tercihi.
Geçin o; “sen Türküm dersen o da Arap’ım ,Kürt’üm der” safsatalarını..
Türk insanına öyle şeyler dayatılmak isteniyor ki adeta; “ Türküm” diyen insan, büyük günahlardan birini işliyor gibi suçluluk duygusuna kapılıyor.
Din bağı öne çıkarılmak isteniyor,
Arap ülkeleri ile olan din bağının önemi vurgulanıyor, Osmanlı hâkimiyetinden dolayı Türkiye’ye asla sıcak bakmamış milletler sempatik gösteriliyor.
Gerçekler çarpıtılıyor, masum gösteriliyor. Hatırlayın.
Kurtuluş savaşında “Cihad-ı Ekber “ ilan eden Halife padişah’a kim cevap vermişti?
Avustralya’da yaşayan iki Afganlı bu çağrıyı duymuş ve Çanakkale’ye gidecek Anzaklar ile savaşarak şehit olmuşlardı.
Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’in İngiliz Casusu Lawrence’nin oyunlarına gelerek; “Türk neferleri midesinde altın saklıyor “ sözü sonucu, Yemen’de, Trablusgarp’da, şehit dedelerimizin karınları yarılmadı mı?
Utanmadan bu olayın bile gerçek olmadığını söyleyenler çıkıyor.
Ağzımı açtırmayın benim.
On dört asır önce Allahın Resulü’ne az mı çektirdiniz be?
Arap Halkları düşmanlığı ile alakası yok bunun. Özellikle Arap İslam Âlimleri, Komutanları ile.
Yemen’de açlıktan ölen çocukların üstüne bomba yağdıran biz değiliz herhalde.
Küffarı dost tutanlar hele hiç.
Din bağıymış! Ufak doğrayın da civcivlere yem olsun.