Eski Meclis Başkanlarından biri ;” che kim ki Türk Gencinin kahramanı olacak” demişti.
Diyen sen misin? Müthiş bir karalama kampanyası.
Cumhuriyet gazetesi ve bazı sosyal paylaşım siteleri yangına öyle körükle gittiler ki ibret-i âlem:
“ ………….. ‘nın Che ile ilgili sözlerine tepkiler çığ gibi büyüyor. “
“ Gençler ayağa kalktı.”
Güler misin, ağlar mısın?
Her işimiz bitti de elin gavurunu savunmak bize düşmüştü sanki
Bakın, Che Guevara kim;
Ernesto Guevara, İspanyol ve İrlanda asıllı bir ailenin beş çocuğunun en büyüğü olarak Arjantin’in Rosario şehrinde dünyaya gelmiş.
Doktor ve Pablo Neruda’dan etkilenme adına zaman zaman aşırmalar yapmış bir şiir yazıcısı.
Üfürükten tayyare türü şiirleri her ne hikmetse kıymete bindi.
Guevara öğrenciliği boyunca Latin Amerika’da uzun yolculuklara çıktı. Bu yolculuk sırasında kitlelerin yoksulluğunu, baskıyı ve güçsüzlükleri yakından gözlemleyen ve Marksizm’den etkilenen Guevara, Latin Amerika’daki ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin tek çözümünün devrim olduğu sonucuna vardı. Beatriz halasına yazdığı mektupta Guatemala’ya bir süre yerleşmesinin sebebini şöyle açıklıyordu: "Guatemala’da gerçek bir devrimci olabilmek için gerekli ne varsa yapacağım ve kendimi mükemmelleştireceğim."
Alberto Korda'nın Marksist devrimci Che Guevara'nın ‘Guerrillero Heroico’ yada ‘Heroic Guerrilla’ (Kahraman Gerilla) başlığıyla bilinen fotoğrafı 20.yüzyılın sembolü haline dönüştü.
İşte bizim Türk olduğunu iddia eden gençlerin tişörtlerinde che fotoğrafı nasıl çekilmiş söyleyelim:
Che’nin kendi elleriyle koyduğu ve onlarca insanın öldüğü bombanın patlaması sonrasından o yöne baktığı sırada tesadüfen çekilmiş bir resim.
Gerçekte Che hiç de öyle sanıldığı kadar yakışıklı, karizmatik bir kişiliği olan biri değil. Aksine çirkin, kısa boylu bir herif.
Ama Onun tesadüfen çekilen bir fotoğrafı devrim adına sembol olur ve her şekliyle bir popüler kültür simgesine dönüşür.
Bazı kaynaklar ise Che’nin gerçek yüzünü, fotoğrafı 40 yıldır fincandan deterjana her yerde kullanılan Che mitinin ardında hayatını inceleyenler aslında romantik bir devrimciden çok, vahşi bir zalim olduğunu ifade ediyorlar.
İspatlı. Belgeli. Örnekleriyle.
Fidel Castro-Che Guevara ikilisinin Küba'da gerçekleştirdiği komünist devrim, genelde romantik bir atmosfer içinde sunulur ve sanki bir kahramanlık öyküsü gibi anlatılır.
Oysa komünizm Küba'ya sadece sefalet ve korkunç işkenceler getirdi.
"Che" ve "Fidel" efsanelerinin romantik perdesi aralanırsa, ardından Küba'daki komünist diktanın karanlık yüzü çıkar.
Komünizmin Kara Kitabı'nda, komünist Küba'nın çalışma kampları ve hapishaneleri çıkar.
Özellikle Che Guevara'nın gerilla mücadelesi, adeta bir "kahramanlık öyküsü" gibi gösterilir. Komünizme özenen pek çok gencin elinde Che posterleri ve dillerinde Latin Amerika kökenli komünist melodiler dolaşır.
Deniz’in, “ Rodrigo’nun Gitar Konçertosu” değil.
Buna bakılırsa, Küba'daki komünist devrim, Küba halkını zulüm ve işkenceden kurtarmış bir "kurtuluş mücadelesi"dir.
Küllen yalan. Hem de kuyruklu.
Küba'da Che ve Castro’nun yaptığı devrim sonrasında yine onların emriyle kadın, erkek, genç, yaşlı yaklaşık 10 bin kişi idam edildi.
30 bini aşkın insan ise inanılmaz işkenceli koşullarda hapsedildi.
Komünist rejim, başka her yere olduğu gibi, Küba'ya da acı, işkence ve korku getirdi.
Damarlarında asil Türk kanı dolaşan Türk İnsanı, genci için söyleyin bu elin gavuru mu idol olur, yoksa, komünist Nazım’ın adına şiir yazdığı Antepli Karayılan mı?
Hele hele Nazım mı?
Kristof Kolomb’un Amerika keşfi nasıl kuyruklu yalansa Che de asla masum bir devrimci değil.
İnanmayan objektif olur, araştırır.