Olur da bu kadarı da olmaz diyeceksiniz.
Hatta okurken mideniz bulanacak, kusma durumuna bile gelecek, tiksintiyle ve şaşkınlıkla inanamayacaksınız.
Aka Gündüz diye bir herif gelip geçti bu dünyadan. Edebiyata ya da okumaya meraklı olanlar bilirler. Aynı zamanda gazeteci,
Yazar, gazeteci ve siyasetçi. Türkiye'de Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin önemli figürlerinden daha doğrusu yalakalarından birisi.
Selanik göçmeni. Asıl adı Hüseyin Avni.
Selanik’in namlı Sebetayistlerinden ya da Sebatay Sevi’ ye biad etmiş, onun yolundan, inancından ayrılmamış üstelik bunu da göğsünü gere gere söylemiş.
Kimden cesaret almış bu kartondan aslan?
Dönemin siyasi anlayışından, yöneticilerinden, kendi gibi yeninin hatırı için eskiye küfredenlerden.
Yaşadığı daha doğrusu cumhuriyetin ilk yıllarında, milletvekili olabilmek için öylesine takla atmış ki akla ziyan.
Bakın 4 Ocak 1934 tarihinde Hakimiyet-i Milliye (veya Ulus) gazetesinde yayımlanan "Yürekten Sesler" başlıklı yazısında/şiirinde ne diyor;
“Atatürk’ün tapkınıyız. Her şey O’dur. Her yerde O var. Her gökte O eser. Her enginde O çağlar. Her şey O’dur; O her şeydir. Her şeyde Atatürk! Yerdedir, göktedir, sudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir. Duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer... Biz sana tapıyoruz!”
Atatürk'ü tanrılaştırma/tapınma eğilimleri…
Bağlılığın, abartılı/mistik bir dille ifade etmenin, tarihe geçen, bir başka örneğinin olmadığı sözler.
Ne için bunca iğrençlik, bunca ilahlaştırmak, bunca kendisinin bile inanmadığı yakıştırmalar?
Milletvekili olmak için. Olmuş mu? Hem de nasıl.
Kemalettin Kamu’nun da benzer bir yalakalığını hatırlayın.
“Ne örümcek, ne yosun/ Ne mucize, ne füsun/ Kâbe Arab'ın olsun/ Çankaya bize yeter."
Peki milletvekilliği getirmiş mi bu dizeler? Aynen. Sorgusuz sualsiz.
Cumhuriyet gazetesi 5 Ağustos 1935 tarihli nüshasının birinci sayfasında, “Atatürk yarım bir ilahtır, Türklerin babasıdır” diye bir manşet atmanın elbette bir karşılığı olacaktı.
Cumhuriyet devri şairlerin büyük bir kısmı Atatürk’ten bir peygamber veya yeni bir ilah olarak söz etmişler.
Edip Ayel’ e bakın şimdi;
O da diğer şairlerden geri kalmamak için Atatürk’e aynı şiirde hem peygamber hem de Allah diye hitap etmiş:
“Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun / Türk ırkının en son ulu peygamberi oldun / Ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses / İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez.”
Şu ifadelere bakın. Gazi Mustafa Kemal bile bu sözlerden rahatsız olmaz mı?
Dahasını söyleyelim. Sadece birkaç örnek bunlar.
Mecliste bir koltuk kapabilmek için insanların nasıl ciddiyetsiz, samimiyetsiz olduklarını cümleâlem bilsin
Yusuf Ziya Ortaç… Yalakalıkta Kambersiz düğün olur mu?
İslam’ın tekbiri, bildiğiniz gibi “Allahu ekber”dir. “Allahu ekber” “Allah en büyüktür” mânâsına geliyor.
Ama Yusuf Ziya Ortaç, Türk’ün tekbirini “Atatürk ekber” şeklinde yazmış söylemiş.
Bununla kalsa ya!
İslâmın Amentüsü’nü “Türk’ün Amentüsü olarak değiştirmiş ki bütün dini vecibeleri toptan reddetmek adı.
Falih Rıfkı için İslam demek kirli çorap kokusu demekmiş. Öyle söylüyor arkadaş.
Bunun gibi daha ne örnekler, ne örnekler…
Bütün bunlar ne için? Dedik ya! Milletvekili olmak için. Daha çok kazanmak, imtiyaz sahibi olmak, Cumhuriyet’in nimetlerinden faydalanıp bir koltuk kapabilmek için.
Üstelik Gazi Mustafa Kemal’in şu ifadesine rağmen:
“ BENİM NACİZ VÜCUDUM ELBET BİR GÜN TOPRAK OLACAKTIR”
Yani? “ Ben ilah değilim, sizler gibi ölümlüyüm. Ben de bir gün bu dünyadan çekip gideceğim. Toprağa karışacağım. Bana dini yakıştırmalar yapmayın” anlamında.
Bir soru: Bugün ile dünün arasında fark var mı, varsa ne kadar?
El cevap: Geçmişte bir milletvekili bu ülkenin cumhurbaşkanına peygamber yakıştırması yapmamış mıydı?
Değişen ne? Çok fazla bir şey var mı?
Dünyalık çıkar için utanmadan, arlanmadan tükürülesi takla üstüne takla atılmıyor mu?
Üstelik takla atmanın da bir şerefi olduğu halde
İşin komik tarafı ne mi?
Bu iş, muhtar seçiminde bile başlıyor. Milletvekili olmanın sırrını sormayın bana.
Parayı veren düdüğü çalar. Bu kadar mı?
Cıkk!
Ağaya attığınız taklalar önemli. Bir tavsiye: “ Gezegenler Lideri” gibi. Muhatabı istemese bile.
O zaman belki…