Artık öğrendik. Ülkemiz bir deprem bölgesi. Birinci derecede de olmasa da Kayseri, deprem tehlikesi olan bir şehir. Ama ovanın “sıvılaşma” özelliği çok yoğun. Bundan kırk elli yıl önce, kent merkezinde, normal tulumba ile su çekilir, bodrumları su basardı. Sonra sular çekilmeye başladı.
O nedenle, yapıların zemininin bilimsel metotlarla çok iyi tespit edilmeli, projelerde mutlaka bir jeolog/jeofizikçi ve geoteknikçinin imzası aranmalı. Bu çok önemli bir konu. Zaman zaman uzmanlar uyarır ama ne kadar ciddiye alınır? Bilemiyorum.
Tabii, şehir imarı, ovanın kuzeyine kaydıkça, zemin problemi de gündeme geldi. “Sıvılaşma” açısından riskli bölgelerin yapılaşmaya açılması, çok yüksek katlı binaların yapılması çok dikkatli olmamızın sinyallerini de veriyor.
Mesela eskiden sazlık/bataklık olan Kayseri OSB ve Serbest Bölgede yapılan sanayi yatırımlarında zemin etüdü yapıldı mı? Yapıldıysa gerekli önlemler alındı mı?
Yine mesela Şehir Hastanesi ve civarı, Pervana yazısı da bu riskin etkisi altında. Bununla ilgili Jeoloji Mühendisi Adnan Evsen dikkat çekmiş, Ecem Yaman da güzel bir haber yapmış (Kayseri Anadolu Haber. 06.05.2026).
Kayseri Şehir Hastanesi, bölgeyi kısa sürede ticari ve konut odaklı bir cazibe merkezine dönüştürdü. Adnan Evsen, Şehir Hastanesi yapılmadan önce tamamen sulak bir arazi ve boş bir alan olan bu bölgenin zemin yapısının inşaatlar için ciddi riskler barındırdığı konusunda uyarmış. “Zemin sıvılaşmaya müsait tedbirler yetersiz”, demiş. Evsen o bölgeleri sıralamış.
“Konuyla ilgili önemli açıklamalarda bulunan Adnan Evsen, bölgenin zemin açısından problemli olduğunu ve inşaat sürecinde bu risklerin göze alındığını ancak yeterli tedbirlerin alınmadığını savundu.
Bölgenin yumuşak bir zemine sahip olması nedeniyle her an sıvılaşmaya müsait olduğunu vurgulayan Evsen, zemin güvenliği için yapılması gereken teknik süreçleri şu sözlerle anlattı; ‘O bölgede bir yapı yükselirken yumuşak zeminin tamamının kaldırılması ve binanın ara kaya üzerine oturtulması gerekir. Eğer bu yapılmıyorsa zayıf zeminin jet gravitasyon, kazık çakma, taş basması veya jet mix gibi yöntemlerle iyileştirilmesi şarttır. Ancak benim duyduklarım ve kanaatim, bölgede satışa sunulan projelerde çok ciddi bir güçlendirme çalışması yapılmadığı yönündedir.’
Emlak sektöründe sıkça dile getirilen binalar yeni, kolonlar sağlam, sorun çıkmaz algısının yanlış olduğunu belirten Evsen, zemin kaynaklı tehlikenin boyutuna dikkat çekti. Binanın kendisi çok sağlam yapılsa dahi, zeminin taşıma kapasitesini yitirmesi durumunda facianın kaçınılmaz olacağını ifade eden Evsen; ‘Bina yıkılmasa bile yumuşak zeminde sağa, sola veya öne doğru yan yatar, zeminin içine batar. Yan yatan bir bina ne kadar sağlam olursa olsun kullanılamaz hale gelir’ dedi.
Zemin riskinin sadece Şehir Hastanesi çevresiyle sınırlı olmadığını Kayseri’nin pek çok noktasının benzer tehlikeler barındırdığını açıkladı. Fuar alanı çevresi, eski Doğum Evi bölgesi, KASKİ’nin bulunduğu yerler ile Kocasinan ve Melikgazi ilçelerindeki birçok noktanın yumuşak zeminli ve sıvılaşmaya müsait olduğunu belirtti.
Şehrin merkezinin de bu anlamda riskli olduğunu söyleyen Evsen, Talas ve Hacılar bölgelerinin ise ana kaya üzerinde yer alması nedeniyle zemin açısından daha güvenli olduğunu ancak bu bölgelerin de doğrudan fay hatları üzerinde bulunması sebebiyle deprem riski taşıdığını sözlerine ekledi.
Özellikle Yeşilhisar, İncesu ve Talas hattındaki fayların şehir içiyle bağlantılı olduğunun altını çizen Evsen, yapılaşma süreçlerinde zemin etütlerinin ve mühendislik tedbirlerinin tavizsiz uygulanması gerektiğini vurguladı.”
Merkez üssü Kayseri olan, bırakınız yedi ve üstünü, 5,5 büyüklüğündeki bir deprem bile Kayseri merkezini çok ciddi oranda sarsar; ölümlü ve maddi hasar yaratır. Yine ciddi manada can ve mal güvenliğini tehlikeye atar. Unutmayın, kuş uçuşu 200-250 kilometre uzaktaki Kahramanmaraş depreminde, şehrimizin nasıl sarsıldığını biliyoruz.
Yine unutmayın; “deprem öldürmez, cehalet öldürür!” Buna da yapılara ruhsat verenlerin çanak tutmaması gerekir; tabii kendileri cahil değilse. O nedenle, “senin cehaletinin ceremesini benim çekmeme ya da çektirmene hakkın yok!”
Öyle ya, bu ülkede; “Gavs hazretleri zelzeleye yeter arık dur dedi ve durdu!” diyen adama inananların olduğu bir toplumdayız. Bu sözü uydurmadım, cemaatin televizyonunda anlatan hocadan bizzat duydum.