İBB daha doğrusu, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu davasını, kısıtlı da olsa medyadan izliyoruz. Edindiğimiz bilgilere ve şu ana kadar ki gelişmelere bakınca, İmamoğlu’nun ifadesi ile dava; “çöktü!”. Tabii, bundan sonra şapkadan ne çıkacak; “turpun büyüğü henüz heybeden çıkmadı mı?”, göreceğiz.
**
Yine kısıtlı imkanlarla, medyadan öğrendiğimiz kadarı ile gizli, gizli olmayan tanıkların; “işittim, duydum, anlattılar, tahmin ediyorum!” türünden ifadeleri ortada dolaşıyor. İşin garibi, alınan/verilen paralarla ilgili Ekrem İmamoğlu ve aile yakınlarının hiç ismi geçmiyor.
**
Peki, bunlar ne kadar gerçek? Bilemiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Başından beri bu dava TRT’den canlı yayınlansın isteğini, CHP ısrarla teklif etmiş; bu istek başta Devlet Bey olmak üzere, iktidar kanadından da destek görmüştü. Ama bir de baktık, “o dallara basmaz oldular?”, zaman geçtikçe.
**
Haliyle bu durum “acaba?” sorusunu gündeme getirdi. CHP ısrar ettikçe, geri çekildiler, anmaz oldular. Onlar da “iddianamenin çökeceğini” anladılar de geniş halk kitlelerinin, “nasıl çöktüğünü!” görmelerini arzu etmediklerinin bir sonucu muydu?
**
Öyle ya da böyle, bunca insan, bir yılı aşkın bir süre, bu iddianame gereğince “içerideler”, bazılarının henüz “iddianamesi” hazırlanmadı; bazıları da “ne ile suçlandıklarını” bilmiyor.
**
Kim rüşvet aldıysa, kim irtikap yaptıysa, kim kamu malını çaldıysa, kim bu amaçlarla ilgili örgüt kurduysa, elbet cezalarını çekecekler. İmamoğlu da dahil kimse babamızın oğlu değil. “Yargılanamazlar!” diye bir hüküm yok. Amma lakin hak ve özgürlüklerin kısıtlanması var; aileler ve yakınları perişan durumda. Buna yapmaya da kimsenin hakkı yok.
**
Evet, kısıtlı bilgilerle, davayı takip etmeye devam ediyoruz. Ama kişiler değişse bile, “Ergenekon davalarına” benzer bir dava ile karşı karşıya olduğumuzu hatırlatmak isterim. O davalarla ilgili yayınları tekrar okursanız, bana hak verirsiniz.
**
Bu yazıyı kaleme alırken, bu sütunda sık sık verdiğim merhum Ziya Paşa’nın (1825-1880) şu dizeleri aklıma geldi:
“Kâdı ola da’vâcı vü muhzır dahî şâhid,
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet?”
**
Anlamı şöyleymiş: (Hakim hem davacı, hem mübaşir hem şahit oluyorsa, O mahkemenin verdiği karara adalet denir mi?)
**
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, AYM’nin 64. kuruluş yıldönümü ve yeni katılan üyenin andiçme töreninde yaptığı konuşmada; “Mahkememiz, ‘Türk Milleti adına’ verdiği kararlarla yalnızca hukuki uyuşmazlıkları çözmekle kalmamakta; aynı zamanda adalet ve hakkaniyet ilkelerini gözeterek ulusal ve uluslararası insan hakları standartlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir yaklaşımı hayata geçirmektedir.” dedi.
**
Törene; Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yüksek yargı organlarının başkanları, bakanlar ve diğer davetliler katıldı.
**
Başkanın, hak, hukuk, adaletten söz eden, hutbede konuşur gibi, ayet ve hadislere gönderme yapan konuşmasının, AYM’nin sitesinde yayınlanan özet metinde, ayet ve hadislerin olmaması dikkatimi çekti. Neden sorusunu sordum?
**
Bir de konuşmada, Atatürk’ten de bir alıntı yaptı. Fakat, görenlerin ifadesi ile, dağıtılan kitapçıkta Gazi’nin adı geçmiyormuş. Bu da garip değil mi?
Eski Diyanet İşleri Başkanı, Atatürk’ü hiç ağzına almayan, Ali Erbaş, görevini devretmesinin ardından ilk kez kameralar karşısına geçti; “Okullarda Kur’an-ı Kerim ve siyer derslerini tercih oranı yüzde 4’lere düştü. Bu dersler müfredata ilk girdiği yıllarda tercih oranı yüzde 30’du” dedi.
**
AK Partili Şamil Tayyar ise “din dersleri” tercih oranındaki düşüş için Erbaş’a gönderme yaparak sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı. Tayyar şunları yazdı:
**
“Diyanet İşleri eski Başkanı Ali Erbaş, şöyle demiş: ‘Okullarda Kuranı Kerim ve siyer derslerini tercih oranı yüzde 4’lere düştü. Bu dersler müfredata ilk girdiği yıllarda tercih oranı yüzde 30’du.’” Oysa bizim çok önemli bir projemizdi. Ne oldu da öğrenciler dinden uzaklaşmaya başladılar.
**
Bu konuda herkesin bir sözü vardır, uzmanlar her yönüyle değerlendirecektir. Meseleye kafa yoranlara benim de araştırmaya esas şu önerim olsun: Hazreti Ömer adaletinden söz edip turist Ömer gibi, Hazreti Ali’nin ilmine atıf yapıp cin Ali gibi yaşamak, öğrenci tercihlerini negatif etkilemiş olabilir mi?”
**
Yoksa Erbaş’ın bu itirafı; “Dindar nesil yetiştirme projesinin”, “çöktüğünü mü” gösteriyor?
**
Hasıl kelam, Numan Kurtulmuş’un, HAS Parti Genel Başkanı iken, AK Parti’yi eleştiri bağlamında; “Harun gibi geldiler Karun oldular!” bir kez daha anımsayalım.
**
Ben de diyordum ki, o yıllarda: “Zemherinin çat ayazında, durakta otobüs bekleyen, tesettüre uygun giyimli ‘benim bacım’ ile, önünden geçen, 4X4’e binmiş, tesettürlü, marka giyimli ‘benim bacım’ arasındaki çelişki sürdürülebilir değil!” Aynı görüşe devam ediyorum.