Bağa, sezonluk göçenlere “gabalcı” denirdi. Yanlışlıkla, bugün kiracı deniyor. Mesela; “ev icar, bağ gabal değil!”, sözü kıvanç ve statü ifade ederdi.
O tarihlerde, zenginlerin göçtüğü Gürle, Paşabağları, Çayırgöl, Burhan Sokağı ve Hisarcık içinde ağaların evleri güzeldi. Çoğunda; bir “ötme”, bir “tokana” ve bir de genç evliler için küçük bir oda.
Gürlede zengin ve “ağaların” vardı. Anımsayabildiklerim, sonradan sattılar Yağmuroğullarının, Adem Ağanın, Işık Pazarı’nın (Ademağa’nın dayısı Mehmet Soyışıkların), Soysaraçların, oturulabilecek nitelikteydi. Arpacıların evi de güzeldi.
Şimdi ahır olarak kullanılan, yarısı yıkık Hacı Nuri Bey’in Konağı da oldukça büyük ve güzeldi. Biz, bu konağa iki yıl “gabalcı” olarak göçtük. O niyete, toplamda altı yıl… Konak, merhum Nuri Cıngıllıoğlu’nun dedesine aitmiş. Hisarcık yolu genişlerken, yarısı yola gitmişti. Şimdi gözüken, konağın içi.
Son maliki Nuri Cıngıllıoğlu. Şimdi kim? Bilmiyorum… O güzelim konak, eşine ender rastlanırdı. Maalesef yok ettik, diğerlerini ettiğimiz gibi. Bari, şimdi ahır olan kısmı koruyalım. Ama sanmıyorum, zira buralar çok kıymetlendi.
Bir de bu bölgede yolun sağında, az da olsa güzel evler vardı. Dedim ya, bu bölge zenginlerin bağları ile doluydu. Bence, Kayseri’nin en güzel bölgesiydi. Buna Paşa Bağları ve Eşek Meydanı ve Karacaören’i de katabilirsiniz. Yeri gelmişken, kim akıl verir, kim düşünür? Bilemem… Eşek Meydanı, Karacaören de “Becen Mahallesi” denmiş. Yani, kadim isimleri bir çırpıda silip atmışlar.
Becen, bu bölgenin girişindeki bağların adı. Üstü Eşek meydanı, onun da üstü Karacaören. Hisarcık-Hacılar yoluna kadar çıkar. Buralar da çok güzel. Eski sahipleri çoğunlukta ama maalesef, inanılmaz ve kötü bir imar uygulaması yapılmaya başladı. Site adı altında “kutu-kutu” evler sardı. O güzelim bölge mahvedildi. Kusura kalmasınlar, Melikgazi Belediyesi, eseri ile övünebilir.
Bir burası mı? Bu çirkin yapılaşmadan Hisarcık yolu (Mehmet Özhaseki Bulvarı) nasibini almaya başladı. Gediris’i de yok ettiler. Ondan sonra da; “örnek Belediye!”, “referans belediye!” diyorlar. Sevsinler sizi…
Hacı Nuri Bey’in Konağını geçince, Emin Hoca’nın Gediğine ulaşırdınız. Emin Hocanın bağı da imara açılmış; o da çirkin yapılaşmadan hissesini almış. Kısa olsun diye, “Emin Hoca’nın Gediği” denirdi…
Bu gedikte, Tacettin Veli’nin afâdı yoğunluktaydı. “Taceddinler” denirdi… Halen burada oturuyorlar. Muhtemelen Hazret’in bağı buradaymış. Bu Gedik’te, Ahmet Hulusi Göker Hocamızın, Mirapların bağları halen durur. Ta dipte, Haymana çıkışında merhum Nail Uzunlulu abinin de bağı vardı. Çok önceleri satmıştı.
Hocanın Gediğini geçince Yumurtacı Gediğine gelirsiniz. Gedik ilerde ikiye ayrılır, birisi Haymana ve Karadere’ye iner. Diğeri de Reyhan Bucağı’na çıkar. İşte bizim bu Bucak’ta iki bağımız vardı… Birisi merhum babama, diğeri de merhum dedeme aitti. Tabi, bunlar terki hayat edince, satanın elinde kalmadı. Ölmeye gör!
Yumurtacı Gediği’nin üstüne, ta Taşçıoğlu Gediğine kadar ki kısma Başabağları denir. Buranın kadim sakinlerinden Mehmetbeyoğulları, merhum Başkan Çalık ve kardeşinin, bir de Tosunağaların bağları vardı. Çalıkların, o güzelim bağları, şimdi “hozan”! Belki de sattılar. Bu bölgenin en büyük bağı idi, burası.
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun babası Emin Beyin’in ev yaptırttığı yer boştu. Başka yerde Rifat’ın dedesi “Civa Rifat”ın bağı; ev olmayan yerde, “namazgâh”; bir de, şimdi ki caminin bulunduğu yerde bir “Çıkrıklı kuyu”yu vardı.
Yine şimdi caminin olduğu yerde, yalınayakla top oynardık. Osman Çalık, Şevket Bahçecioğlu, merhum Hazım Kantarcı, Hilmi Ergüven, Tevfik Soydan, Fuat Tosun; “Baco Rifat”, soyadlarını hatırlayamadığım Ali ve Eyüp kardeşler...
Ali, zannederim Vilayetten emekli oldu, müthiş “daş döğüşü” oynardı. Sapanı çok mahir kullanırdı, çıkrıklı kuyunun direğini hedefler ve vururdu. Bir de bize emsal diyebileceğimiz merhum Ahmet Taşçı vardı. Taşçıoğulları’ndan… O, biraz daha yüksek perdelerden uçar, kabadayılığa falan özenirdi. Mehmet Selçuk Mehmetbeyoğlu pek aramıza katılmazdı, akran olmamıza rağmen. Asaf Mehmetbeyoğlu’nu hiç hatırlamıyorum.
Bağ arkadaşlıkları, şehir arkadaşlarına benzemez. Mesela Gülle’de sürekli oynadığımız arkadaşlar; Mehmet Soysaraç, Orhan Soyışık, Mustafa Dinçer, Mustafa Bakırcıoğlu, merhum Rıfat ve Rasim Besceli, Erol Arpacı…
Tabii, bir de, vazgeçilmez aksesuarımız, “52’lik desteydi”. Kağıda sahip olanlar çok ayrıcalıklıydı. Öyle kola kolay bulunmazdı. Mevcutlar da büyüklerden bir sır gibi saklanırdı. Her nasılsa, hep sakladığımız yerden de büyüklerimiz bulurdu.
Cevizlerin, fındıkların, “pilitlerin”; bazen çubukların altında kumar oynardık. Otuzbir, remi, konken, kılıç falan… Kumar deyince, öyle ahım şahım değil. Bizimkiler ufaktan ufaktan olurdu. Babalarımızınkine benzemezdi. İyi kumarcılar, sayılıydı. Şimdi isimlerini vermeyeceğim, ayıp olur.
Kadir Dayıoğlu 20 Haziran 2026 Cumartesi Facebook yazısı