Mankafa; anlama kapasitesi düşük, söylenenleri ve anlatılanları geç ya da zor kavrayan veya hiçbir zaman anlamayanlar, aptal veya sersemler için çok kullanılan bir kelime.
Mankafa kelimesinin başındaki “MAN” kısmının eski Türkçede, birden korkup sıçramak anlamında olan fiillere dayandığı söylenmektedir.
Aynı durum Mankurtlar içinde geçerlidir. “Mankurtlar; Türk, Altay ve Kırgız destanlarında bahsedilen bilinçsiz kölelerdir”.
Bu kölelerin saçları kazınıp kafasına deve derisi geçirilirdi, sonra bu Mankurtların elleri ve ayakları bağlanır, boyunlarına kasnak takılarak sıcak çölde birkaç gün bırakılırdı.
Deve derisinin büzüşmesi ve saçların tekrar çıkmaya başlaması ile Mankurt iyice delirmeye başlardı.
Yeniden çıkan saçlar dışarıya uzamayınca Mankurtun beynine doğru uzardı, çok büyük acılar çeken Mankurt, en sonunda hafızasını yitirir ve bir kuklaya dönerdi.
Mankurt sözcüğünü Cengiz Aytmatov “Gün olur asra bedel” yapıtında anlattığı bir efsane vardır.
Juan-Juan adlı barbar bir toplum, tutsak ettiği kişileri nitelikli köleler haline getirmek için onların belleklerini silermiş.
Mankurtlaşmak, ulusal kimlikten uzaklaşma, topluma ve kültüre yabancılaşma, zihnin yeniden inşası yoluyla bilinçsizleşme ve süper devletlere veya güçlülere yaranmayı içeren sosyo-kültürel bir kavramdır.
Zihni yeniden kurgulanarak Mankurtlaştırılan kişi, düşmanını “efendi” kabul ederek kendi halkına ve değerlerine karşı savaşan bir köledir.
Tutsak zamanla kendine gelir yiyip içerek gücünü toplarmış.
Fakat Mankurt artık bir insan değil, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan “Mankurt” olurmuş.
Bir Mankurt kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını ve çocuklarını bilmezmiş.
Bilinci, benliği olmadığı için efendisine büyük avantaj sağlarmış, ağzı var dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı düşünmez, hiçbir tehlike arz etmeyen bu köle, İnsan olduğunun bile farkına varmazmış.
Bu kadar uzun giriş yaptıktan sonra biraz sitem edelim, geçmişi unut, gelecekle ilgilenme, anı yaşa, verilene şükret, sesini çıkartma, aklını kullanma, okuma, itiraz etme, ulusal kimlikten uzaklaş, kültürüne yabancılaş, biat et ve üretme, “mankafalar” safına dahil ol ben sana bakarım diyen bir idare şekli.
Suçluluk duygusu, çıkar ilişkisi, bir makama gelebilme hırsı ve daha sayamayacağım kadar çok nedenlerden dolay, gücü elinde bulunduranlar “mankurt” toplumu, yönetmenin keyfine doyamazlar.
Maiyetinde bulunan insanların düşünme yetisini kaybetmelerini, söylenen yalanlara inanmalarını ve her söyleneni alkışlamalarını, zulüm ve haksızlık karşısında susmalarını ve yapılan her türlü talana ses çıkartmayanları daha çok seviyorlar.
Şayet “Mankurtlaşan” bir toplum olmasaydı, Banker Kastelli’den başlayarak, Jet Fadıl, Borsa vurgunu, Deniz feneri, Yimpaş olayı, Kombasan, Tosuncuk, Zarap, pahalı kol saatleri, rüşvet, yolsuzluklar yaşanmazdı ve daha ileride yaşanacak belirsiz sayıda olaylara gebe kalmayız.
Mustafa Cengiz
İNŞALLAH MİLLİLERİMİZ SAKAT DÖNMEZLER!...
Faruk Ergan
MANKAFALAR!
Mustafa Cengiz CENK MEYDANI
MADDE ARTINCA, MANA ZAYIFLAR!
Ali Rıza Navruz
NİHAL BAŞAR
KADİR DAYIOĞLU
TOKATLAYAN TOKATLAYANA...
Mehmet Arpa
Sevgi, Saygı ve Enerji Yönetimi: Sağlıklı İlişkilerin ve İç Huzurunun Yol Haritası
Mustafa Göçer
CEHALETİN GÖZÜ KÖR OLSUN
AHMET KARAASLAN
MÜFETTİŞLERLE MACERAM HİÇ BİTMİYORDU
Mustafa Acar
YARIM EKMEK, BİR ŞEFTALİ
Nilgun Batıyeli
BU ÜLKENİN KURUCUSU TEKTİR