Örgüt başkanı Aziz İhsan Aktaş davasında cezalar yağdı. Başkanlara ve bürokratlara. Tabii, “örgüt başı” suçlaması yapılan Aktaş, “örgüt” suçlamasından berat etti.
Yani sizin anlayacağınız ortada ne bir “örgüt” ve ne de “örgütlü bir suş” varmış.
**
Peki, “örgüt üyeliği” ile suçlanıp tutuklananlar ve sonunda bunların da “örgüt üyesi” olmadığı karar bağlanan ama başka suçlardan “hem de üst sınıra yakın” “ceza yiyen”, insanlara yazık değil mi?
**
Haliyle, Belediye Başkanlar dahil, “kamu görevlilerinin” tutuklanmasına “esas” olan, “örgüt” ve “örgüte üye olma” suçlaması çöktü.
Geriye rüşvet-alıp verme; görevi kötüye kullanma, görevi ihmal vs. suçlarından, Başkanlar başta olmak üzere kamu görevlilerine ceza yağdı; hem de üst sınıra yakın bir yerden.
**
Dostlar, formel bir hukuk tahsili yapmış değilim.
Bu iktidar döneminde iyi bir hukuk okuru olduk.
Bir hata yaparsam beni uyarın.
**
Birinci soru şu: Suçlamaların içinde, “örgüt” ve “örgüte üye olma” suçlaması olmasaydı, bu insanlar böyle kolay tutuklanabilir miydi?
Bunun için belirli bir prosedürlerden (izinlerden) geçmesi gerekmez miydi?
**
İkinci soru şu: Şayet, çöken “örgüt” suçlaması olmasaydı, diğerleri için istenen cezanın alt sınırı dikkate alınarak, bu insanlar tutuksuz yargılanamaz mıydı?
**
Üçüncü soru şu: Yasalara göre rüşvet alan da veren de aynı suça tabi.
Peki, Aktaş, rüşveti vermeden ya da hemen akabinde suç duyurusunda bulunsaydı, elbette anlaşılabilirdi.
Mesela, paraların numarası alınıp, suçüstü yapılabilirdi.
Peki, neredeyse tüm kamu kuruluşlarında hizmet veren Aktaş bu yola neden gitmedi?
**
Dördüncü soru şu: Madem ortada “örgüt” yok o zaman mahkeme İstanbul dışından, (Tutdere, Karalar vs.) yargılananların dosyaları, ait iller göndermesi gerekmez miydi?
**
Ama adam, hakkında dava açıldıktan sonra, “benden rüşvet istediler, ben de verdim!” demesi, beraat için yeterli mi?
Bunun kanıtlanması gerekmez mi?
**
Diyeceksiniz ki, “rüşvetin belgesi mi olur?”
Elbette olmaz. Ama söz konusu paralar, öyle hayal edilebilecek cep harçlığı, çerez, lokanta, pavyon paraları vs. değil.
Hayal dahi edilemeyecek milyon milyon dolarlar/liralar.
**
Bu paralar cepte taşınamayacağına göre, elbette, bir seyri var. Mesela bu parayı, rüşvet veren nereden aldı, nasıl taşıdı, kime verdi?
**
Mesela, elli, yüz bin lira gibi para hareketlerini izleyebilen Maliye, Masak ya da Bankalar Birliği milyon milyonla ifade edilen paraları, nasıl izleyemez?
Anlayamadım, doğrusu…
Yanılıyor muyum?
**
Ya hu, ortada dönen ya da iddia edilen paralar bir servetin de üzerinde.
Toplumun yüzde 95’i hayal bile edemez.
Dediğim gibi, bir cep harçlığı, bir çerez, bir lokanta, bir pavyon parası değil.
**
Sanırım İBB davası da buna dönecek.
Ortada “örgüt” falan yok ama “rüşvet”, irtikap”, “tehdit” vs. var denecek, kimileri yattığı ile beraat edecek, “garibim” İmamoğlu’na ceza yağacak.
“Git derdini, üst mahkemelere anlat!” denecek.
**
Tekrar ediyorum.
Hukukçu değilim ama bir mühendis duyarlılığı beni bu noktaya doğru götürüyor.
Hukukçu/avukat dostlarım beni aydınlatırsa, ben de hem öğrenir ve hem de özür dileyerek düzeltme yaparım.
**
Tabii, “gerekçeli raporu” okumadan yapılan bir yorum/analiz.
Yanılma payım çok yüksek.
Gerekçeli karar bir açıklansın bir görelim.