Evet tarihle yüzleşelim. Tümü ile mi? Yoksa, belirli bir zaman kesitiyle mi? Daha açıkça söylüyorum, Bir asırlık Cumhuriyet ile mi? “Bizim ecmaine” bakarsanız evet bu dönemle ve buna ilaveten, Lale devrinden bugüne kadar gelen zaman dilimiyle. Ama otuz üç yıllık “Sultan Hamit” ve Sultan Vahdettin (dört yıl) dönemleri hariç.
Sonuçta Vahdettin, “17 Kasım 1922 sabahı Vahideddin, küçük oğlu Mehmed Ertuğrul ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayı'ndan bir kayığa binerek Boğaziçi'nde demirlemiş olan HMS Malaya adlı İngiliz zırhlısı ile Malta'ya gitti.” Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin sormak lazım, bu doğru değil mi?
Bir tarihte, bir televizyon kanalında başlayan ''Muhteşem Yüzyıl'' dizisiyle ilgili tepkiler olduğunun anımsatılması üzerine Bülent Arınç, bunun kamuoyunda da büyük bir yankı bulduğunu söylemiş ve devam etmişti:
“…’Muhteşem Süleyman' olarak tanıtılan bir insanın harem, içki düşkünü, hatta bazı sahnelerinde söylemeye dilim varmayan bir ilişki içerisinde göstermeye matuf... Diziyle ilgili şikâyetleri süratle dikkate alacağımızı ve kanun çerçevesinde gereğini yapacağımızı söyleyebilirim…'' demişti. (Basından)
Filimi görmedim, seyretmem de… Sonuçta bir kurgu, bir film; belgesel falan değil. Zira, bir asra yaklaşan ömrüm bunlarla ilgili tez ve antitezleri dinleyerek geçti. Gençliğime yanarım, hem de nasıl?
İşin aslına gelelim… “Bizim ecmain takımına” hep şunu dedim, acizane: Bu kadar özgürlük havarisi kesilmeyin, o alan mayınlarla döşeli ateşinde yanarsınız. O alanda; eleştiri var, özeleştiri var, şüphe var, demokrasi var, çoğulculuk var, var oğlu var.
Bakınız, Kanuni ile ilgili bir filime bile dayanamadınız. Yani Kanuni, günahtan beri birisi miydi? Hani, tarihle yüzleşecektik; hani tarihle hesaplaşacaktık; hani tarihin üzerindeki sis perdelerini kaldıracaktık. Yani sizin hesaplaşacağınız tarih “Gavur Padişahlarla” başlayıp, İttihat Terakki ile devam eden Cumhuriyetle noktalanan tarih mi?
Yani sizin yüzleşeceğiniz tarih zamanla sınırlı mı? Yok öyle, yüzleşilecek tarih zamanla sınırlı olamaz. Tüm zamanları kapsar. Tüm kişileri kapsar. En azından böyle olmalıdır… Yani, Tanzimat ile, Meşrutiyet ile, İstiklal Harbi ile, Dersim ile, İstiklal Mahkemeleri ile, Laiklik ile, Cumhuriyet ile… hesaplaşacağız ama bunun dışına çıktık mı, “milli tarih, milli mefahir, Osmanlı, Halifeler vs. bunlara dokunamazsınız?” tepkisine maruz kalacağız.
Yok canım!.. Sen dilediğini söyleyeceksin, dilediğin gibi eleştireceksin, bunu; “ileri demokrasinin gereğidir!” ama “resmi Osmanlı tarihinin” sütre gerisi anlatılmaya kalkıldı mı; “olmaz arkadaş, bu geçmişe hakaret, gereğini yapmak gerekir!” diyeceğiz.
Bakınız, filimi seyretmedim, dediğim gibi seyretmem de. Ama kutsallaştırılan, “onu yapmaz, bunu yapmaz” denilen, “evliyaullahtan” sanılan Kanuni ile ilgili, Milliyet Yayınlarından çıkan (1978), Bostanzade Yahya Efendi’nin “Duru Tarih”’inden bir not vereceğim (Sayfa; 94, 96 ve 97). Çeviren Necdet Sakaoğlu..
“…Sultan Süleyman Han’ın gençlik çağında yiyip içmeye ve dost sohbetlerine düşkünlüğü; hele İbrahim Paşa (Makbul/Maktul) ile olan arkadaşlığı, hâlâ anlatıla gelmektedir. Hatta bu konuda mübalağa sınırı aşılmıştır. Ancak; Sultan Süleyman Han, sonraları tövbekâr olup eğlencelerin peşini bırakmış yaşlılığını ibadetle geçirmiştir…” deniyor…
Mesela yine Sakaoğlu, Pargalı İbrahim paşa için şu notu düşmüş, “Bu Mülkün Sultanları” kitabında: “Nedim ü yâri, mahremi esrârı” hasodabaşı Frenk İbrahim ağayı.” İnanın bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum.
Evet… Tarihle yüzleşme, hesaplaşmalı ama bunlar da var, içinde. Hesaplaşmayı; “1839-1950” ya da Sultan Hamid ve Sultan Vahdettin’i “Gavur padişahlar–Atatürk” arasına sıkıştırırsanız bunun adı “hesaplaşma” değil “öç almak”tır. Özellikle bunu Milli Eğitim Bakanına anımsatırım.
Yine sayın Bakan, “Duru Tarih”in tamamını okusun da kutsallaştırılan Emevi, Abbasi Halifeleri ile Osmanlı Sultanlarının hali pür melalini bir görsün. Tarihle yüzleşmek, tarihle hesaplaşmak, tarihin sis perdesini kaldırmak böyle bir şey, işte. Tüm dünyanız yıkılır, haberiniz olsun? Gelin bu mayınlı alana girmeyin. Bunu akademyaya bırakın.
İnancım o ki; Kanuni de, “Sultan Hamid” de, Sultan Vahdettin de, sonuçta bir insandı, insanda olması muhtemel zaaflar, eksiklikler, fazlalıklar onlarda da olacaktı. Bunlarla ilgili kararı tarih verir. Sonuçta; Osmanlı da, adı üstünde, bir İmparatorluktu. Bir imparatorluk gibi davranmasından doğal ne olabilir ki? Ama misyonunu tamamladı; insanlık yeni bir çağa ayak bastı. Fakat neden kutsuyorsunuz ki bunları?
İşte böyle bir şey, özgürlük alanı. İnsan, oraya girdi mi feleği şaşar. Onun için, “ileri demokrasi” falan derken dikkatli olun ve her “ileri demokrasi” diyene de pek inanmayın. Şahsen ben hiç inanmadım, “bizim ecmain takımının” özgürlükler peşinde koştuklarına da… Bu nedenle, Sayın Arınç’ın tepkisini de pek yadırgamamıştım. Onlar için “çoğulculuk” değil, “çoğunluk”; “surda bir gedik açmak” önemlidir…