Doğası gereği, insan makulesine, bir şeyi beğendirmek çok zor.
“Ağzınla kuş tutsan” bir kısmına kendini beğendiremezsin.
Bunlar, beğenmemekle malûldür.
Beğenmeme illetine kapılmıştır.
Bir kısmı, ben merkezli.
“Egosantriktir.”
Kendinden başka kimseyi beğenmez.
Kendisini dünyanın merkezi zanneder.
“Narsist” lafı bunlar için söylenmiştir.
Bir kısmı “zır cahildir” cehaletini örtmek için “beğenmeme” numaralarına yatarlar.
Bir kısmı “tadını” çıkarır, işin. “Herkes sakız çiğner, komşu kızı tadını çıkarır!” sözünde olduğu gibi.
Dedim ya!..
İnsan makulesi, doğası gereği beğenmemekle malûldür.
Bu nedenle rahatsız olmamak gerekir.
Bu nedenle hoş görmek gerekir.
İnsanlar çeşit çeşittir.
Bir kısmı var ki, “b.k”unda boncuk görür; “b.k”unu kimya zanneden kedi misali, gider, ta denizin ortasına işer.
Yine bir kısmı var ki;
"Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât,
Bin türlü teseyyüp [tembellik] bulunur hânelerinde." (Ziya Paşa)
sözü bunlar için söylenmiştir.
Hele hele bir kısmı var ki, düşmanlığından emin olmayı bir yana bırakın, dostluğundan bile emin olmamak gerekir.
“Emanet ihanet ederler.”
Seni aptal yerine koyarlar.
Dostluklarına güvenilmez.
Bunlardan çok korkmak gerekir.
Başımdan çok geçtiği için bunlardan çok korkarım ama yine de tuzağa düşerim.
Ah beninim akılsız başım. Hâlâ akıllanamadım.
Ayrıca bunlarda Allah korkusu falan da olmaz Savunmasız adama yüklendikçe yüklenirler. “Dövemeyeceği eşeğin kürtününü dövmeye” kalkarlar.
Sıkıysa eşeği dövsene!
“Zan üzerine hüküm vermek” meslekleridir.
Taraftırlar.
Önyargılıdırlar.
Empati yapamazlar.
Nesnel düşünemezler.
Kuzuyu yemeyi kafasına koymuş kurt gibidirler.
Ama şunu unuturlar; “kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz”.
Çok tecessüs sahibidirler; her deliğe parmaklarını sokmak isterler.
Ama bilmezler ki bazı delikten ummadıkları, yiyemeyecekleri “bir şey” çıkar.
Dedim ya!..
“Zan üzerine hüküm verirler!”
“Hadımım!” dersin,
“Kaç çocuğun var?!” sorusuna sormakta ısrarcı olurlar.
Efendim. İngiliz Avam Kamarası’nda milletvekilinin biri diğerin yüklendikçe yüklenmiş. Af edersiniz, eşinin orospu, çocuklarının puşt, kendisinin pezevenk olduğundan söz etmiş. Muhatap, sürekli söz almak istemiş. Başkan vermemiş. Almak istemiş, başkan vermemiş… Derken ortalık karışmış ve oturuma ara verilmiş.
Arada Başkan, itham edilene sormuş: “Kürüyse çıksan ne söyleyecektin ki? Adam her şeyi açık, seçik ortaya döktü!” deyince, muhatap; “Söz verseydiniz evli olmadığımı ve de hiç evlenmediğimi söyleyecektim” demiş.
Bakınız nereden nereye geldik. Beğenmemekten parantez açtık, tecessüs dedik, “zan üzere hüküm verme” dedik. Tabi, bir de, inancı olanlar için Allah korkusundan söz ettik.
Bilmem, anlatabildim mi?