Ak Partililerde, “kendilerinden öncesini yok saymak!” saplantı haline geldi; halen de devam ediyor… 10. Yıl Marşı’nda geçen; “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan” dizesindeki “ördük” sözünden mülhem; “neyi ördünüz?” diye sormuşlardı çok zaman.
**
Eğri oturup doğru konuşalım… Cumhuriyet dönemini özellikle merhum Atatürk dönemini yok saymaya kalkmak, insaf ölçülerini aşar. Niye?
**
Bunun için, Cumhuriyetin Osmanlı’dan devraldığı mirasa bir bakmak lazım. Cumhuriyet Osmanlı’dan tıkır tıkır işleyen, üretim yapan, yolları yeterli, şehirleri pırıl pırıl, eski eserleri mamur halde; “yetişmiş beşeri sermayesi” bol bir miras falan devralmadı. Perişan, bir şeyi olmayan, yoksulluk içinde, salgın hastalıklarla boğuşan bir Anadolu devraldı. Bence, onca yapılanı bir yana bırakın, Cumhuriyetin en büyük başarısı, “salgın hastalıklarla” mücadeledeki başarısıdır…
**
Lafı uzatmayalım; 2002’ye kadar yapılanları saymayı bir yana bırakalım, sadece “Demir ağlarla örülen” kısmına değinelim. İstanbul-Bağdat demiryolu dışında, sanırım İzmir-Aydın tarafında kısa bir demiryolu hattı vardı.
**
Unutmayın; Osmanlı döneminde, haklı olarak çok övünülen Demiryoluna eş, demiryolu döşendi Anadolu’da, erken Cumhuriyet döneminde ama milli TCDD’ı tarafından.
**
Bu keyfiyeti; “TCDD’nin, 2011 yılı faaliyet raporu”nda açıklanmış. Bakınız nasıl: “1923’te Atatürk ile başlayan demiryolu hamlesiyle 1951’e kadar toplam 3 bin 764 kilometre ana hat yol inşa edildi. Türkiye sınırları içinde Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş 4 bin 136 kilometre ana hat demiryolu vardı.”
**
“Yan kes bel kes ama insafı elden bırakma!” diye güzel bir sözümüz var. Demek ki, Cumhuriyet’in ilk 27 yılında, bu ülke 3,8 bin km demiryolu yapmış. 1950’de Duraklama devrine girilmiş.
**
Şimdi, demiryolu bağlamında, bir “duraklamadan” dolayı hesap sorulacaksa, “devamını olduklarını” söyledikleri Demokrat Parti döneminden yani merhum Menderes’ten sormak gerekmez mi? Ne diye, üstü kapalı da olsa, Mustafa Kemal döneminden soruyorsunuz ki?
**
Netice de şunu söylemek boynumuzun borcu olmalı: Küçümsenen, erken Cumhuriyet dönemi de dahil, Cumhuriyeti ilk yetmiş yılında yapılan kamu tesislerinin bir kısmının özelleştirilmesiyle, bu iktidar döneminde, 65 milyar doların üzerinde bir gelir elde edildiğini unutmayın. Henüz satılmayanları, siz ekleyin.
**
Sözgelimi, bunun içinde kamunun yaptığı yollar, okullar, üniversiteler, hastaneler, limanlar, hava meydanları, devasa su yapıları vs. yok. Yanılmıyorsam; devletin yaptığı 20 milyar doların üzerinde, hidroelektrik tesisler var. Yani demem o ki; bu kadar para, bu kadar tesis herhalde, Osmanlı’dan devralınan “varlıkların” satışından falan elde edilmedi…
**
Yeterli mi? Elbette değil… Ama var; yok sayamazsınız; “neyi ördünüz!” diye soramazsınız? İnsafı elden bırakmayalım. Hukuki, ekonomik, idari ve siyasi yapıyı eleştirelim. Toplumun neredeyse yüzde 85’i köyde yaşıyor; 40 binin üzerinde köy ve bir o kadar da mezra vardı. Unutmayın; hizmet, bir süreçtir; bir zincirin halkaları gibidir…
**
Elektrik, yol, su gibi altyapı hizmetleri elbette, “talebin” yoğunlaştığı yerlere, bölgelere ve öncelik sırasına göre ulaşacaktı. Elektrik, su, gaz da önce üretilecek, sonra iletilecek, sonra dağıtılacak… Elektriğin, suyun olmadığı yerde “hızlı tren”; doğru dürüst yolun olmadığı yerde “duble yol” mu olur? Hele bir de paran yoksa?
**
Konunun daha somutlaşabilmesi için, duruyor mu bilmem, Karayolları internet sitesinde, yol inşaatları için, politikalar adım adım anlatılmış, Cumhuriyet döneminde. Lütfen, okusunlar ve “fikir sahibi olamadan bilgi sahibi olsunlar!”, savurup durmasınlar.
**
Mesela ilk demir yolunu Aydın-İzmir arasında yapılmasının bir nedeni var. Eğenin zirai ürünlerinin İzmir limanına, kısa zamanda ulaşması. “İzmir-Aydın demiryolu (1856-1866), İngiliz sermayeli Ottoman Railway Company (ORC) (Osmanlı Demiryolu Şirketi) tarafından inşa edilmiş”.
**
Yine mesela; “’Hicaz Demiryolu’ ya da diğer adıyla ‘Hamidiye Hicaz Demiryolu’, II. Abdülhamid tarafından 1900-1908 yılları arasında Şam ile Medine arasında inşa ettirilen 1.322 kilometre uzunluğundaki demiryolu hattı”.
**
“Berlin-İstanbul-Bağdat Demiryolu, 19'uncu yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı İmparatorluğu topraklarında inşa edilen ve Almanya'nın yüklenici devlet olduğu bir projesi.” Yani, bir Alman projesi olup Almanların petrol bölgelerine kolayca ulaşabilmesi.
**
Unutmayın; bu ülke; elektrik dağıtım hizmetinin son halkası olan “Köy Elektrifikasyonunu”, Merhum Özal döneminde 1980 ortalarında tamamladı. Ha keza il ve ilçelerin elektrifikasyonu merhum Demirel döneminde tamamlandı. Bu bir basit mühendislik gereği. Başka türlü de olmazdı.
**
Merhum Demirel’e sordular: “AK Partililer bizden önce bir şey yoktu” diyorlar. Ne dersiniz?” Yanıtı çok açık ve yalın: “Öyle mi, diktirdiğim direkleri bir söksünler bakalım ülke ne hale geliyor?”
**
Demem o ki; olayları, kendi nesnel koşulları içerisinde değerlendirmek gerekir. Öyle ya; mükemmel işleyen bir Osmanlı, ne diye yıkılacaktı ki? En kötüsü, bugünkü “Büyük Britanya” gibi olurdu. Ama “yıkıldı”. Bu yıkılışı, sadece “dış güçlere” mal etmek doğru değil. Hiç mi bizim kabahatimiz yok? O nedenler; her şeyi kendi zemininde konuşmak gerekir.
**
“Retçilik” devam ederse, bir sonraki gelecekler de sizi reddeder. Ölmez sağ kalırsak, herhalde, Tayyip bey ve belediyeleri döneminde yapılan güzel hizmetleri savunmak da yine bize düşecek.