Güzel bir söz var; “Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıymış!” “Teşbihte hata olmaz derler”, bizimkisi de buna benzedi.
Eşimle, sekiz gün kadar Bodrum’a kaçamak yaptık. Doğrudan uçak seferi varmış, haftada iki gün (Salı ve Cumartesi).
Bu ayın ortasında kalkacakmış. Biz bundan yararlandık. Yoksa, aktarmalı gitmek zor olacaktı bize. Güzel bir uçuş, bir saat on dakika kadar sürüyor.
Ama Bodrum-Milas havalimanına bindikten sonra, sorun da başlıyor.
Havaalanı-Bodrum arası (Torba’ya kadar) berbat bir yol. Yaklaşık, on beş yıl önce yine gitmiştim, yol aynı yol… Hiç değişmemiş.
Havaş’a bindik, Torba’da indik… İnanın, sarsıntıdan “içim-dışıma” geldi. Sonra, bizi ev sahibinin kızı Sadiye aldı buradan, gecenin geç saatinde; doğru Gölköye…
Bu arada hiç değişmemiş, berbat ve karanlık bir yol... Yol değişmemiş ama “villa” adı altında, “sığırcık” gibi evler dolmuş. Nasıl villaysa?
Gece geçtiğimiz için yol zifiri karanlık… Yolu aydınlatma, düzeltme hiç akıllarına gelmemiş. Umurlarında bile değil. Her an kaza olabilir; araçlar kafa kafaya girebilir. Temizlik ise evlere şenlik. Belediye var mı yok mu belli değil.
Kaldığımız yer, baldızım Fatma Timuçin’e ait. O da yeğenine bağışladı! Denize “sıfır” bir site içerisinde. Bizi çok güzel ağırladılar. Sadiye’nin çok güzel yemeklerini yedik, sağ olsun.
Tabii, bizi güzel bir balık lokantasına götürdüler. Güzel bir levrek, barbun, kalamar vs. yedik. Peki, “aslan sütü var mıydı?” diye sual edecek olursanız, “zinhar yoktu” derim.
Zira, kullandığım ilaçlar buna izin vermiyor!”. Yoksa, bu fırsatı kaçırır mıydım? Ben de eskilere saydım!
Eşim ve ben elimizi sıcak sudan çıkartıp soğuk suya sokmadık. Eşim, sabah-akşam bol bol yüzdü. Hem de ne yüzüş. Hasret kalmış, açıldıkça açıldı.
Bazan hiç gözükmüyordu. Adeta “denizle deniz kızı” gibiydi. İnanın, çok endişe ettim.
Bu yetmiyor, bir seansta havuz keyfi. İnanın, eşim yanlış yerde doğmuş, yanlış yerde eğleşmiş. Deniz bu kadar sevilir mi? İnanamazsınız.
Dönerken çok hüzünlendi, “bir daha gelebilir miyim, gelemez miyim buralara” diye. Keşke, oralarda bir yerimiz olsaymış.
Şimdi, hiç güç yetmez olmuş. Ama dostlar, şahsen ben alacaksam buralardan almam, Ayvalık tarafını tercih ederim.
Kolay değil, Boğaz’da, Bebek’te denize girerdi…
Uzun yıllar denize gitmediği için hasret kalmış olsa gerek, saatlerce denizden ve havuzdan çıkmadı. Evladına kavuşmuş gibi bir hali vardı.
Kumsal çok güzel… Koy çok güzel… Yatlar, demir atmış… Ben ise, hiç denize giremedim. Bol bol güneşlenip, yürüyüş yaptım sahilde.
Yüzme derseniz, az çok bilirim; çocuklarım çok güzel yüzer, ben öğrettim onlara. Ama boyumu aşan ya da kısa olmayan yerlere girmeye korkarım.
Herhalde bunda, yaşım küçükken, Kızılırmak’ta boğulan İsmail dayımın etkisi var. Allah rahmet eylesin!
İnanın bir ara köprülerin kenarından gidemez, vapurların içinden dışarı çıkamazdım.
Bunun üzerine bir de, geçirdiğim hastalıktan mütevellit, “denge” sorunum başladı. O nedenle, tedbiren bastonla geziyorum.
Zira, yere oturduğumda, bir yere tutmadan, birinden yardım almadan kalkamıyorum. O nedenle, su da dengemi kaybedip düşersem? Sizlere ömür!
Önün alabildiğince deniz. Sahil boyu “beach”lerle dolu. Hepsinin önünde iskele var.
Zapt etmiş adamlar, sahili. Kuytu bir yerde “halk plajı” var, perişan durumda, “pislik” içerisinde.
Lağım kokusundan burnunun direği kırılıyor. Bir de komşu “beach” gündüzden büyük bir mangal hazırlıyor, akşam için.
Kömür kokusu, neredeyse zehirleyecek adamı. Gittiğimiz yerde, aynı yerde düğün de eksik olmadı. Gece 02.00’lere kadar çıkan ses, deprem etkisi yapıyordu, evimizde...
Kalabilirsen kal; uyuyabilirsen uyu, artık… Komşulara şikayetçi; “şikayet edin!” dedik.
El salladılar, “ne diyorsunuz!” dercesine. Sahibi, koyu AK Partili, “derdini Marko Paşa’ya anlat!” dediler adeta.
Yüzlerce milyon liralık evin var, dinlenmeye gidiyorsunuz, dinlenebilirsen, dinlen!”
Havaalanına/havaalanından ulaşım çok kolay. Taksi var, Belediye otobüsü var, Havaş var. Hangisini tercih edersen, sana kalmış.
Bunlar gelen-giden yolcuların burnunun dibinde. Bizde ise öyle değil. Bizimkisi yeni olduğu için olsa gerek, Bodrum-Milas Havalimanından çok güzel.
Kaldı ki, burasının trafik yoğunluğu ve taşınan yolcu sayısı bizimkinin kat ve kat üstünde.
Salı akşamı saat 09.00 sularında “kürkçü dükkanına döndük” hasılı kelam. Dostlar, belki ben, “eski kafalı” olduğumdan, “hiç sevemedim oraları!” Herhalde “genç olmak lazım!”, galiba.
Biz yaşlılara göre değil: bizim için “kürkçü dükkanı” her yerden güzel.