Bir harâbat adamı. Neyzen Tevfik ile ilgili çok yazdım... Yine gönlüme geldi... Mustafa Özdamar’ın “Bir Harâbât Adamı Neyzen Tevfik” isimli eserini, bir kez daha okuyorum...
Hazret ile ilgili yorum yapmak bana düşmez. Haddime de değil. Zira; “hâl ehli” değilim ayrıca; “naz ve niyaz” ile ilgili bilgi fakiriyim, ilmim yetmez. Bu nedenle, anılan kitaptan alıntılar yapmak istiyorum, umarım anlam bütünlüğünü bozmam:
“Aziz abim, merhum Fethi Gemuhluoğlu, otuz beş yıl kadar önce, ‘Dostluk Üzerine’ yaptığı bir sohbette, Neyzen Tevfik merhum ile ilgili şu çarpıcı sözleri söylemiş:
“Ben parayı sol elleri ile tutanların destanımsı, mucizemsi hikayeleri ile büyümüş bir arkadaşınızım.
Feleğin kahpe başında paralansın parası,
Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye.*
Diyor büyük Hazreti Neyzen. Kaddesallahu sırrâhul aziz diyorum. Belki şaşıracaksınız, bir şâribü’l leyli ve’n nehâr, bedmest bir zât-ı âlîye öyle diyorum... Öyle demenin, bu şekilde kendisini tekrîm etmenin, daha gerçekte tekrîm mânâsının kaldığına kailim! Yetmiyor, bu tekrim ve bu takdîs dahi yetmiyor!”
Ve bir başka sohbetinde de şu cümleyi sarf ediyor Neyzen için, merhum Gemuhluoğlu; “Ben hayatımda görüp gözlediğim, gözyaşları ile boy abdesti alan birkaç kişiden biridir, Neyzen”
Şimdi de Mustafa Özdamar’a kulak vermeye devam edelim:
“Neyzen Tevfik’in devam ettiği ilim irfan meclislerinin en kayda değeri, Ahmed Tâhir Marâşî Hazretlerinin sohbetleriydi. Ahmed Tâhir Marâşi Hazretlerinden feyz alan emekli tabip albay [merhum]Hamdi Hızalan’a, Üsküdar’daki Balaban sohbetlerinde:
- Hamdi Baba, Ahmed Tâhir Marâşî Hazretlerinin sohbetlerinde Neyzen Tevfik’e rastladınız mı hiç?
Diye sorduğum zaman:
-Evet, bir kaç defa rastladım. Hoca Efendimiz Hazretlerinin huzuruna geldiği zaman hep derli toplu ve temizdi. Hiç dağınık görmedim... Neyzen Tevfik bey, Râsulullah neş’esinde bir insandı... Hep Râsulululah neş’esindeydi... “
Ehli tarafından söylenen sözlere, yapılan tespitlere en azından benim söyleyebileceğim bir şeyler olamaz diye düşünüyorum...”
Meraklısı için not:
Şârib-ül leyli ven nehâr: Gece-gündüz sarhoş
Bedmest: Sarhoş, kendinden geçmiş
Önceki ikili şöyle:
Düşeli derd-i firâkınla sevdâya meye,
Müptelâyım, deliyim, sinmişim esrar-ı neye!
Bizim rahmetli peder Neyzen için; “hazret” derdi, saygı, tazim babında. Neyzen’in yakın arkadaşı Mehmet Akif’e de “Akif Bey” der; neredeyse Safahatı ezbere okurdu.
Bir gün Akif, Neyzeni ziyarete gitmiş. Elini yıkamak ihtiyacı hissetmiş. Güzelce yıkamış, hem Neyzen de havlu getirmiş. Akif; “Teşekkür ederim yeni yıkadım, elimi kirletmek istemem!” demiş.
Mesela Hazretin; “Ney’de Mevlevi, mey de Bektaşi’yim!” dermiş. Aynı zamanda “Hafızı Kur’an”. Bir gün, içkinin zararları konusunda bir konferansa gitmiş. Sanırım konuşmacı da Fahrettin Kerim Gökay. Gökay diyor ki; “Bir duble içenin ömrü şu kadar kısalır!” Hemen Neyzen yanıt vermiş: “Desene doktor, ben şu kadar yıl önce ölmüşüm!”.
Hazret, nöbetler geldiğinde hemen akıl hastanesinin yolunu tutarmış. Yeri de her zaman hazırmış. İyileşti mi çıkarmış. Bir gün başhekim; ”Bak Neyzen!” demiş. “Bir daha içersen, seni sittin sene hastaneden çıkartmam!” Yemin, billah, çıkmış hastaneden.
Aradan zaman geçmiş Başhekim, Tevfik ile Galata Köprüsü’nde karşılaşmış. Elinde bir şişe rakı. Hemen yeminini hatırlatmış, şişeyi Haliç’e boşaltmasını istemiş. “Boşaltamam yarısı Çallı İbrahim’in!”. Doktor o zaman “yarısını dök!” demiş. “Dökemem zira, üst kısmı onun!”
Biliyorsunuz, Gökay, müthiş akşamcı düşmanıydı. Bu nedenle akşamcılar da, ben görmedim ama “küçük ve bodur rakı” varmış. Meyhane de sipariş verirken, “Bir Fahrettin Kerim!” derlermiş. O rakının adı da Fahrettin Kerim kalmış. Bir diğer ismi de “Mini mini vali!” idi. Boyu kısa ve tombul olduğu için.
Neyzen bir gün, Üsküdar’da âmâ arkadaşına rastlamış. Ayak üstü sohbetin bir yerinde arkadaşı sormuş: “Üstadım ahvali dünya nasıl?”. Yanıt; “Mirim gördüğün gibi!”