Fenerbahçe, eski günleri anar ve arar gibi... Birkaç yıldır dikiş tutmuyor.
Cumartesi günü de sahasında, Göztepe’ye 2-1 yenildi. Tribünlerden sesler yükseldi, “yönetim istifa!”
Hep öyle olur, önce çalıştırıcı gider, yenisi gelir. Sonra, “yönetim istifa!” sesleri çınlatır, stadı.
Sanki, demeleriyle istifa edeceklermiş gibi. Onun için dedim; “ne olacak şu Fener’in hali?”
Sizleri altmış yıl geriye, Adnan Süvarili Göztepe’ye, götüreceğim. Süvari; Göztepe'yi Avrupa kupalarında yarı finale çıkaran teknik direktör.
A Millî Takım'ı çalıştırmış, TFF'de asbaşkanlık yapmış. Yenilmez armadanın futbolcuları da, aklımda kaldığı kadarıyla. Ali, Fevzi, Nevzat, Halil…
Yine o yıllar, “Es es es ki ki es ki es ki es!” sloganı ile efsane Eskişehirspor, fırtınasının estiği yıllar. Ülkemizin ilk amigosu “Orhan”, “Amigo Orhan” diye anılırdı, santra yuvarlağına varır, bir maestro gibi, stadı coştururdu.
Fethi Heper (Prof.), Güvercin Nuri, Nihat, Ender, İsmail… Teknik Direktör de Yugoslav Abdullah Gegiç…
“Güvercin Nuri”’nin hikayesi ilginç. Maç esnasında, sahaya konan güvercine tekme attığı için, adı “Güvercin Nuri”ye çıkmıştı. O esnada Eskişehir taraftarının tepkisi, çok güçlü bir “yuh!” olmuştu.
Çok hasta Fenerli tanıdım… Tabii, İstanbul’da birlikte maça gittiğimiz Avukat Güner Akgün, Dr. Orhan Sonkale ve diğer arkadaşlarımız… Fener maçlarında, “tir tir titrerler, kriz geçiriyorlar” sanırdınız.
Maçı bırakırlar, tanısınlar, tanımasınlar diğer hasta Fenerlilerle, geçmişte kalan bir maçta verilen penaltıyı ya da “ofsaytı“ tartışırlar; oynanan maç umurlarında değildi…
Benim tanıdığım bu hastalar zincirine merhumlar Ali İhsan Abi (Varinli), değerli kardeşlerim Yaşar Uğur ve Fevzi Karakimseli’yi de ekleyin…
İlk ikisi, Ünal Eczanesi’nin müdavimlerindendi. “Ne olacak şu Fener’in hali?”, de de bir gör, başına neler geliyor. Mesela, rahmetli Yaşar, sopayı çeker yürürdü üstüne. Bunu bilen, o da geçenlerde rahmetli oldu, koyu Galatasaraylı Suat Abi (Hastorun) ortaya bir fit atar, henüz daha “Kanarya!” bile demeden, başına geleceği bildiği için hemen köşesine çekilir; “fıkır fıkır!” gülmeye başlardı.
Yıllar öncesi bugünlerde, eşimle Hisarcık’tan geliyoruz, bir Pazar günü…. Yolumuzun üstünde, “Fevzilere uğrayalım bir çay içeriz!” dedik. O gün de, Fener, sanırım Denizli’de, yenilmiş ve şampiyonluktan olmuştu.
Fevzi çok üzüntülü ve ağlamaklı bir vaziyette… Oturduk, çay içerken Yaşar aradı; “Abi, nasılsın, nerelerdesin?” dedi. Ben de; “Hisarcık’tan geliyorduk, bir cenazeye rastladık, üstünde Fener bayrağı vardı, ölü evine girdik, bir taziye verelim!” der demez, “çat!” diye telefonu yüzüme kapattı.
Kapatış o kapatış. Arıyorum bir türlü cevap vermiyor. Bu, bir ay falan sürdü. En sonunda, bir mesaj attım. Mesajda; “Yaşar, Müslümanın Müslümana küslüğü üç günmüş; seninkisi bir ay oldu!” falan dedim. Tabii, rahmetli çok zeki idi, hemen anladı. Barıştık…
Şimdi, Osman Hocam (Sel), umarım küsmez bana. O da “müfrit” Kanaryalı, “Ne olacak Fenerin hali!” dediğinizde, hemen vaziyet alır. Bunun ekonomik, sosyolojik, psikolojik!” nedenlerini anlatmaya başlar. Tabii, bunu dinleyen Ayhan (Çetinkaya), “Ne olacak şu Fener’in hali!” diye hemen araya girer.
“Ne olacak şu Fenerin hali!” sözünü çok yerde kullanırız. Bizim Kıvılcım Akademi’ye gelip, üyelerinin “müktesebatını” bilmeyenler, sazı ellerine alır, “bitmeyen senfoni gibi!” konuştukça konuşur. Hemen arkadaşlardan birisi, “ne olacak şu Fener’in hali!” diye lafa girer.
Bir de bizim bir arkadaşımız var, “Sakalı Erol”. Kendisi ziraatçı… Yahyalılı… Çok okur… Ünlü “Sakalı Celal!”e (Yalınız) benzer. Biliyorsunuz “Sakalı Celal”, çok cins bir adam… Türkiye durmaksızın doğuya giden bir gemidir; bazıları bu geminin güvertesinde batıya doğru koşarak Batı'ya gittiklerini sanırlar", benzetmesiyle ünlüdür.
Bizim Erol da konuşmalardan sıkıldı mı; “Ülkücü hareket engellenemez!” der. Sağ elini havaya kaldırır, parmakları ile “kurt başı” değil de “V” yapar. Kalkar, kendisine ait özel masaya gider, açık kitabını okumaya devam eder.
Dostlar, siz siz olun da olur olmaz yerde, “Ne olacak şu Fener’in hali!” demeye kalkmayın ne olur ne olmaz. Garibim, Özgür Özel ve Yeni Parti için bunu söyleyebilirsiniz. “Ne olacak Özgür Özel’in hali?”, “Ne olacak Yeni Parti’nin hali!” Öyle ya, gelen vuruyor, giden vuruyor!