“Derelerin de hafızası varmış!”. “Kent hafızasının” bir parçasıymış. O nedenle, isminin içinde “dere geçen” yerleri ve mücavirini yerleşime açmamak; önlerini açık tutmak gerekirmiş.
Yine öğreniyoruz, akan topuğa kadar su insanı, dizkapağına kadar olan su araçları alıp götürürmüş.
Bir de dereler için “doğal kesit” diye bir kavram varmış, o da şuymuş: “İnsan müdahalesi olmadan, akarsuyun aşındırma ve biriktirme süreçleriyle kendiliğinden oluşmuş; tabanı ve şevleri düzensiz, bitkili veya eğimli alandır.
Anladığım şu; normal zamanda suyun aktığı kesit değilmiş. Bunun yanları da dere yatağına aitmiş.”
Bir de benim de sık sık söylediğim şey şu: Kanal için en ideal kesit daire, bu mümkün olmadığından “trapez” kesit, yani, ikizkenar yamuk ama topraktır.
Biz ne yaptık, Hisarcık deresinde olduğu gibi, yola katacağız diye trapez kesiti, dikdörtgene çevirdik. Bir de üstelik beton yaptık.
Zorunluluk olmadıkça trapez ve toprak dışında kesit yapmak doğru değilmiş.
Haliyle kesit küçüldü, akım hızlandı, toprağın emiş kapasitesi ortadan kaldırıldı.
Dört beş yıl önce oluşan “feyezanda” durumu gördük.
Önüne ne geldiyse aldı götürdü. Oysa, DSİ’den ufak bir bilgi alsalardı, trapez kesitleri, dikdörtgene ve betona çevirmezlerdi.
Bir de imarda “su basman kotu” diye bir kavram var, acaba belediyeler buna dikkat ediyor mu?
İstanbul’u sel götürdü. Bazı yerlerde metrekareye 240 kilo yağış düşmüş. Benzeri bir yağış, 1981’de de olmuş.
O zaman metrekareye düşen yağış 120 kilo kadarmış. Bu tür yağışlar, her sene olmaz, mesela kırk-elli yılda olur ama müthiş olur.
Buna su mühendisliğinde “feyezan” denir. Su yapıları okuyan her mühendis bilir. Acizane biz de Hidrolik dersi okuduğumuzdan biliyoruz.
Hep “Çarşamba’yı sel alacak” değil ya? İstanbul’u da sela alır. Nasıl almasın? Olduğunda da hemen belediyeler gündeme gelir; “Nerede belediye, uyuyor mu?” diye feryat edilir..
Haksız da değiller ama şu soruyu sormuyorlar? Bu kent, 18-20 milyon nüfusu kaldırır mı?
Benim cevabım asla kaldırmaz.
O nedenle, hem yerel de ve hem de genel de kim iktidar olursa olsun, İstanbul’un hiçbir sorununu çözemez, “çözeriz” diyenler doğruyu söylemez. “Zira, bu terazi, bu kadar sıkleti çekmez!”
Bu soruyu Kayseri için soralım? Kayseri, 5 milyon nüfusu bırakın, 3 milyon nüfusu kaldır mı? El cevap; “asla kaldıramaz!”.
Aslında bırakınız 3 milyonu, 2 milyon bile nüfusu olmaz Kayseri’nin.
Trend böyle. Olur diyen ve buna göre yatırımlar yapıyoruz diyenler de doğruyu söylemez.
Mesela, olağanüstü bir durum olmadıkça, ülke nüfusumuz da 100 milyon olmayacak.
Kayseri için, 1,5 milyon nüfus ideal nüfus. Daha fazlasına gerek yok. 2 milyon falan oldu mu, yaşanır ama çok zorlaşır, kaliteli bir hayat sürülemez.
O nedenle, Kayseri’ye yapılacak en iyi hizmet, kalıcı nüfusu değil de hareketli nüfusu artırmak, iç ve dış turizmi teşvik etmek.
Peki, turizm için kent hazır mı? “Burası Kayseri, burdan çıkış yok!” türünden şartlanmalar olduğu sürece de bu kente bırakınız yabancıyı, yerli turist bile gelmez.
Kayseri’nin inanılmaz kültür ve tarihi zenginliğine rağmen.
O nedenle, bu kenti yönetenler ve yönetmeye talip olanlar şapkalarını gözlerinin önüne koyup bir düşünsün.
Önemli bir hava trafiğine sahibiz. Ama gelen giden turistlerin, “yüzde yüze” yakını Kapadokya’ya gidiyor, kentte bir gün dahi eğleşmiyor. Neden?
Dostlar, dost acı söyler…
Ramazan’da açık lokanta bulmakta zorluk çekerseniz; Cuma vakti, “temizlik nedeniyle lokantamız kapalı!” levhasını görürseniz yapacak hiçbir şey yok!
Mesela, “Cuma vakti nedeniyle, lokantamız kapalı!” dense daha dürüst davranılmış olurlar.
Ne umutlarla stat yapmıştık. Şampiyonalar, turnuvalar düzenlenecek, turistler gelecek, tonlarca pastırma ve sucuk satılacaktı.
Hatırladınız mı?
Hatırlatmak istedim.
Bir başka şeyi daha anımsatacağım.
Bu haber, Kayseri’de pek yankı bulmadı. Belki de ilgililerin işine gelmedi.
Türkiye ile İtalya, düzenlenecek 2026/2032 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2032) için UEFA’ya aday şehirler ve stadyumlar teklif etti. EURO 2032 kapsamında Türkiye'nin bildirdiği iller ve stadyumlar şunlar:
• İstanbul: Atatürk Olimpiyat Stadı, RAMS Park, Fenerbahçe Ülker Stadyumu
• Ankara: Yeni 19 Mayıs Stadı
• Bursa: Bursa Büyükşehir Belediye Stadı (Timsah Arena)
• Konya: Konya Büyükşehir Belediye Stadı
• Trabzon: Papara Park (Şenol Güneş Spor Kompleksi)
• Antalya: Corendon Airlines Park
• Gaziantep: Kalyon Stadı
• Eskişehir: Eskişehir Atatürk Stadı
Not: Türkiye ve İtalya'nın başlangıçta bildirdiği 10'ar aday stadyum, UEFA kriterlerine göre toplam 10 stadyuma (5 Türkiye, 5 İtalya) indirilecektir.
Peki, Kayseri stadyum nerede?
Hiç merak etmez misiniz?
Esamisi okunmuyor.
Aklıma geldi, acaba Kayseri stadı, UEFA ölçütlerine uygun değil mi ya da eksiklikleri mi var; ilaveten Kayseri, her şeyi ile hazır değil mi?
İlk açılış maçından sonra yazdığım yazıda, “bir stat düşünün, bazı yerlerden çizgileri gözükmüyor, insanlar ayağa kalkmak ihtiyacı hissediyor!” dediğimde, verilen cevap şuydu.
Doğru, etkilenen seyirci beş bin kadar. Tabii, bunlar hep unutuldu gitti.