Ülkemizde ise kayıp-kaçak oranları 2010 yılındaki %46’lık seviyelerden, bugün %35 seviyelerine indirilmiş olsa da ne yazık ki -özellikle bazı belediyelerde bu oranın hala %50’lerin üzerinde olduğu düşünüldüğünde- hala oldukça yüksek seviyelerdedir.
Yine Ülkemizde, İçme ve kullanma suyu şebekelerinden kişi başı çekilen günlük ortalama su miktarı 255 litre olmuş.
Dostlar, su fakiri bir ülkeyiz. Günlük su tüketimi, kişi başına, 255 litre olarak verilmiş.
Çeşitli kaynaklarda bu rakam üç aşağı beş yukarı böyle, dünya ortalamasının biraz üzerinde.
Gelişmiş ülkelerin çok altında.
O nedenle, Türkiye, kişi başına kullanılabilir su potansiyeline bakıldığında, “su baskısı” yaşayan ülkeler arasında yer almakta.
Bu nedenle suyun tasarruflu ve optimum kullanılması önem arz etmekte. Bunda büyük görev vatandaştan önce Belediyelere düşüyor.
TÜİK’in 2024 yılındaki verilerine göre bütün belediyelerimizin içme/kullanma amaçlı çeşitli kaynaklardan (göl, baraj, yer altı vb.) çektiği su miktarı 7,5 milyar m³ iken iletim hatlarından tüketiciye giderek kullanılan ve faturalandırılan miktar ise 5, 0 milyar m3 olarak hesaplanmıştır. “
Demek ki, 2024 yılında 2,5 milyar metre küp su şu ya da bu nedenle faturalandırılamamış. Bu da su arzının yaklaşık yüzde 33’ü.
Elektrik, su, doğal gaz idarelerinin “performansı”, bir dönemdeki “kayıp+kaçak” oranları ile ölçülür.
Tabii, bunun için bir de elde edilen verinin trendinin aşağı doğru ve sürdürülebilir olmasına bakılır.
İşin doğası gereği, asla bu sıfırlanamaz.
Özellikle “kayıplar”, bir noktadan sonra “direnç” göstermeye çalışır.
Bu elektrikte, “jul kayıpları” (ısı), su ve doğal gaz şebekelerinde “sürtünme/sızıntı” kayıpları olarak karşımıza çıkar.
Bir de kaçak olanlar vardır. Bunlar genellikle, “hırsızlıktır”.
Bu durumda karşımıza şöyle bir durum çıkar: Bunların kabul edilebilir sınırları nedir?
Mesleğim olduğu için biliyorum: Elektrik iletim hatlarında (400, 220, 154, 66 kV) yüzde 3’ü, dağıtım şebekelerinde (36 kV ve altı) yüzde 5’i geçmemeli.
Bu kısa teknik bilgi girişinden sonra, gelelim Kayseri Su ve Kanalizasyon İdaresinin (KASKİ) durumuna.
Bir ara, yüzde 35’lerde gezen “kayıp ve kaçak” oranı alınan önlemler ve yatırımlar sonucunda on puan kadar düşmüş, 2025’te yüzde 25’lere gerilemiş.
Bu güzel bir iniş ama yeterli mi? Unutmayın arz edilen suyun yüzde 25’i şu ya da bu nedenle, yok olup gidiyor.
Mesela, KASKİ’nin, yıllık toplam “su arzını” 150 milyon metreküp kabul etsek bunun neredeyse 38-40 milyon metreküpü “kayıp ve kaçak”. Haliyle bu urum, su fiyatlarına yansıyor.
Merkez ilçeler de durum şöyle: Yaklaşık 105 milyon metreküp su üretilmiş, Bunun için 80 milyon kWh elektrik tüketilmiş. Elektriği de 350 milyon lira para ödenmiş.
Peki, diğer su idarelerinde durum nasılmış?
Kayseri, sıralamada, en düşük beşinci il imiş. Bizim üstümüzde Denizli, Bursa, Kocaeli, İstanbul varmış.
Mesela, İstanbul İSKİ’de bu oran yüzde 18 civarındaymış. Sıralamayı Başkan Memduh Büyükkılıç verdi.
Soru şu; yüzde 25 iyi bir oran mı?
Kabul edilebilir sınırlar nedir?
Öyle ya, kabul gören uluslararası standartlar vardır.
Bu bilinmeden yüzde 25 oranını değerlendiremeyiz.
Dostlar unutmayalım; hizmet verdiği coğrafyanın büyüklüğü, iletim ve dağıtım şebekeleri uzunluğu, abone sayısı, kullanılan borunun yaşı ve cinsi önemli etkenlerden.
Tabii, kullananların (hırsızların) “kamu malına” yaklaşımları da çok önemli.
Tahminimi söylüyorum; dağıtım ve bağlantı şebekeleri çoğunlukla “PVC” bazlı olduğundan, bunları delip çok rahat kaçak su kullanabiliyorlar.
Tabii, sayaçlardaki yazım hataları da önemli. Bu, lehe de olabilir, aleyhe de…
Şimdi nasıl bilmiyorum.
Elektrik Şirketi’nde çalışırken, belirli zaman periyotlarında, sayaçlar sökülür, “ayara” tabi tutulur, yeniden “mühürlenirdi”.
Bundan da bir bedel alınmazdı.
Elbette üç-beş yıl içerisinde, “kayıp ve kaçak” oranını on puan kadar düşürülmesi çok önemli.
O nedenle, çalışanları kutluyorum. Önümüzde ki, mesela üç-beş yıl içerisinde bu oranı bir sekiz-on puan daha aşağıya çekmelerini beklerim.
Asıl performansları bu taktirde ölçülür.
Yoksa, sürdürülebilir olmayan, dönemsel iyileşmeler, hiçbir zaman “sevinilecek” ölçü değildir.
Şunu da biliyorum, KASKİ gibi su ve kanalizasyon idareleri, belediyelerin en önemli kurumları.
O nedenle, eleman ve ekipmanların nitelik ve nicelik dokusuna çok dikkat edilmeli.
Yine o nedenle, siyaset, kapısından içeri girilmemeli.
Her karar bilimin, fennin ve deneyimlerin ışığında alınmalı.
Demem o ki, siyasetin özellikle iktidarın, dümen suyuna kapılmamalı.
Yoksa, yine bunun bedelini, “tüketiciler/aboneler” öder.