Dinlediğin her şarkı,
Kuramadığın bir cümle aslında...
Bir kadeh daha şiir içsem,
körkütük şair olsam…
Hangi mısraya sığar ki sevdan!
NAZAN BEKİROĞLU...
**
KISMETİNDE VARSA...
Asla sahip olmadığın şeyler için üzülme.
Kısmetinde varsa, onlar seni bulur zamanı gelince!...
HZ. ALİ
**
DAHA FAZLA YAŞAYABİLSEYDİM!
Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez ölüm döşeğinde şöyle demiş:
“Eğer daha uzun yaşayabilseydim, bir tek günü bile insanların
onları ne kadar sevdiğimi söylemeden geçirmezdim.
Herkesi, kadın erkek demeden,
sevgiden daha kıymetli hiçbir şey olmadığına ikna ederdim.
Ve hepsine kanıtlardım ne kadar yanıldıklarını,
yaşlanınca artık âşık olamayacaklarını sandıklarında.
Bilmiyorlar ki, insan sevgisizlikten yaşlanır.
Çocuğa uçması için kanatlar verirdim,
ama kendi başına uçmayı öğrenmesine izin verirdim.
Yaşlılara da ölümün yaşla değil,
unutulmuşlukla geldiğini anlatırdım.
Düşündüğüm her şeyi söylerdim,
ama söylediğim her şeyi düşünmeden söylemezdim.
Eşyaların değerini, neye sahip olduklarına göre değil,
ne ifade ettiklerine göre verirdim.
Biraz uyur, bolca hayal kurardım,
çünkü her göz kapayışın,
altmış saniyelik ışığı yitirmek olduğunu bilirdim.
Diğerleri dururken yürür,
herkes uyurken uyanık kalırdım.
Sizden çok şey öğrendim.
Dağın zirvesinde yaşamak ister herkes,
ama mutluluğun sırrının
o zirveye tırmanmakta olduğunu bilmeden…”
G. GARCÍA MÁRQUEZ
**
ACELE ETMEYİN!
“Yargılamakta, kınamakta, ayıplamakta acele etmeyin! Bu en kolay yoldur; kendinizi bu tür kolaycılıklara kapılmaktan alıkoyun.
Her şeye sakin, soğukkanlı bir şekilde bakın
ve bu sırada yalnız bir şey düşünün:
Her şey geçer, her şey iyiye doğru değişir.
Ha bu uzun mu sürer? Daha iyi ya, ne kadar uzun sürerse değişim o kadar sağlam olur!
Her şeyi izleyin, inceleyin, yoklayın.
Korkusuz olun. Ama yargılamada acele etmeyin...”
MAKSİM GORKİ (BENİM ÜNİVERSİTELERİM)
**
YOK OLDU GİTTİ!
Geçmişe bakarken her şeye rağmen, içimde derin bir hüzün duymaktayım.
Değişen dünya ile beraber kaybolan yıllarda yalnız gençliğimiz değil,
sevdiğimiz hemen her şey yok olup gitti.
Bu dünya bizim dünyamız bile değil artık.
KERİME NADİR
**
EN BÜYÜK HATA...
"İnsanın en büyük hatası sevmek değil,
sevmeye layık olmayan birinden
sevilmeyi beklemektir."
PAUL AUSTER
**
SESSİZLİK…
Hiçbir okulda öğretilmeyen, hiçbir sözlükte yazılmayan, hiçbir harfin tam olarak ifade edemediği bir dildir
— yine de herkes onu kendi biçiminde anlar…
Sessizlik gizemli bir silahtır:
Bazen savaşın kıvılcımını ateşler, bazen de alevlerini söndürür.
Kimi zaman sahibini koruyan geçilmez bir kalkan,
kimi zamansa sesi hapseden görünmez bir zincirdir.
Sessizlik…
sakin bir güç müdür, yoksa onurun ardına gizlenmiş bir zayıflık mı?
Öfkeyle karşılaşınca, susan kişi için “bilgedir” derler
— kendine hâkim olan.
Sözlerini savaş alanına fırlatmamayı seçer;
çünkü bilir ki bazı mücadeleler dille değil, akılla verilir.
Böyle bir durumda sessizlik bir zaferdir; gösterişsiz bir yüceliktir —
Çünkü en yüksek sesle bağıran her zaman en güçlü olan değildir,
ve susan da her zaman çaresiz değildir.
Bazen insan, söylenenlerin kendi değerinin altında kaldığını düşünür
ve sessizliği seçer, öz saygısını korumak adına.
Ama sessizlik her zaman yücelik değildir.
Haksızlık karşısında korkudan, kötülük karşısında korkaklıktan susulursa,
bu sessizlik bir ihanet olur
— hem kendine, hem hakikate.
O zaman bu sessizlik bir zayıflıktır, hatta bir küçük düşmedir.
Zira ses, kutsal bir emanettir;
ve en sessiz bir karşı çıkış bile, içi niyetle dolu bir sessizlik gerektirir
— boş ve suç ortaklığı eden bir sessizlik değil.
Belki de en derin sessizlik, içimizde taşıdığımız sessizliktir.
Kimse bizi anlamadığında, açıklamak yorucu olduğunda,
içimize çekiliriz.
Ruhumuzla konuşuruz
— sessizlik içinde.
Kederimizi, iç geçirişlerimizi, sıkıntılarımızı Tanrı’ya emanet ederiz.
Bu tür bir sessizlik bir kaçış değil, arınmadır:
Zihnin berraklaştığı bir an,
kalbin ritminin yeniden düzene girdiği bir an.
Ve işte tam orada, içsel dinginlikte,
gürültüsüzce fırtınaları atlatacak gücü buluruz.
Bazen sessizlik ilgisizlik değil, duruluktur.
Sustuklarında, çok şey görmüş, çok şey anlamışlardır —
ve artık kelimelere ihtiyaç duymazlar.
Bazıları konuşmaz, çünkü bilirler ki söz faydasızdır;
ya da anlamışlardır ki zaman en doğru hakemdir,
ve sabır, tüm itirazlardan üstündür.
Sessizlik sanatını öğrenelim
— bir kaçış olarak değil, bir bilinç olarak.
Sessizliğin ne zaman bilgelik, ne zaman vazgeçiş olduğunu ayırt edelim.
Ne zaman kendine saygı, ne zaman adalete ihanet olduğunu.
Çünkü sessizlik, özünde kelimelerin yokluğu değil
— anlamın gürültüsüz varlığıdır.
CLARA CLEMENS
**
İÇİMDEKİ UMUT!
İçimde müthiş bir umut var;
Bu insanlar böyle kör kalmayacaklar,
Böyle aptal,
Böyle merhametsiz,
Böyle taş gibi sağır olmayacaklar bir gün.
YAŞAR KEMAL
**
TAM ZAMANI...
Ve artık gelmelisin
Şimdi tam zamanı
Çay içmenin ve dua etmenin...